Perşembe, Ocak 11, 2007

NEREDE OTURUR SUNUZ?

BİR DENİZ OTOBÜSÜ YOLCUSUNUN SABAH İZLENİMLERİ
Evim ve işyerim İstanbul'un farklı yakalarında olduğundan, sık sık deniz otobüsüyle yolculuk yapıyorum. Bu sabah, herzamankinin aksine olarak, iskeleye ulaşmak için taksi aramam ve beklemem gerekmediğinden, saatinden önce gidip, yolcu salonunun kapısı açılınca rahatça deniz otobüsüne yerleştim ve içeri giren diğer yolcuları izlemeye koyuldum.
Bazısı erkenci; genellikle, herzaman oturmayı benimsedikleri yere oturuyorlar. Son saniyeciler ise, alışkın oldukları yer o ana kadar boş kalmışsa, şanslılar. Aksi halde, son kalan yere ilişiyorlar. Biryerlerde okumuştum; insanlar bir mekana girdiklerinde ilk kez oturdukları yere, daha sonra o mekana girdiklerinde de tekrar tekrar oturmak eğiliminde olurlarmış.
Aynı yere oturmak dedim ya, genellikle ben de aynı yerlere otururum; kitap okuyacaksam sağ tarafta öndeki koltukların sıra başları veya hava güzelse manzara seyri için pencere kenarı. Böylece, geçilen sahilin mevsime ve hava koşuluna göre yaşanan değişimlerini ya da tarihi yarımadanın ardında batan güneşi, onun yarattığı dayanılmaz, vazgeçilmez şurubi renkli görüntüyü izleyebilirim.
Şimdilerde, farklı yerlere oturmayı deniyorum. Neden biliyor musunuz? NTV'de "Biri Bana Anlatsın" programında görüp, ertesi gün kendisinin de bir deniz otobüsü yolcusu olduğunu farkettiğim bir psikiyatr doktor, her seferinde başka bir yere oturuyor. Yukarda aktardığım insan davranışından, mesleki olarak, haberdar olmalı kendisi. Eh, bu durumda onun sürekli farklı yerlerde oturarak yolculuk ediyor olmasının bir hikmeti olmalı, değil mi? Aslına bakarsanız, son zamanlarda değişik yerde oturma çalışmalarım sonucu diyebiliyorum ki, farklı açılardan yolcuları ve yolculuğu izleyerek, rutin bir işi eğlenceli hale getirmek mümkün oluyor, galiba...
Yolculuk sırasında yapılanlara gelince: Aynı saatlerde, yakın yerlere giden ve o gün, orada karşılaşan arkadaşlar için, tercih edilen sohbet etmek. Örneğin, bu sabah, İDSO'nın haftasonu konserinin provasına gittiklerini düşündüğüm dört müzisyen (ki, kendilerinin simalarına konser salonundan aşinayım) tatlı tatlı laflıyorlardı. Yolcuların büyük çoğunluğu, özellikle sabahları, gazete okuyor. Genç kadınlar kitap okumayı, öğrenciler kulaklıkla müzik dinlemeyi veya derslerine göz gezdirmeyi tercih ediyorlar.
Deniz otobüslerinin sefere başladığı ilk yıllarda, iskele verilip, kapı açılmadan insanlar ayağa kalkmaz, kapıya yanaşmazlardı. Sonra sonra, kente egemen olan Şehir Hatları Vapuru kültürü, bizim aceleci yolcuları da tekrar eline geçirdi ve iskeleye yanaşmadan, kapıya yanaşmak deniz otobüsünde de adet haline geliverdi.
Bazen, tam inerken bir tanıdığa rastlıyorsunuz. Bu durumda, kısa bir selamlaşmadan sonra, herkes gideceği yöne doğru hızla koşturmaya başlıyor. Bu da, güne bir gülümseme ile başlamanın keyfini getiriyor.
Bakalım, bugün, benim bir arkadaşım deniz otobüsünde mi?

Hiç yorum yok: