Cumartesi, Şubat 24, 2007

THE QUEEN (KRALİÇE)


Bugün Kraliçe'yi gördüm!
Yok canım, şahsen kendilerini değil, beyazperdedeki yansımasını. Hem de ne yansıma!
Helen Mirren adeta metamorfoz geçirmiş ve yıllardır basından izlediğimiz Birleşik Krallık Kraliçesi Elizabeth 2'nin kendisi oluvermiş. Bu rolde aday olduğu tüm sinema ödüllerini almasına hiç şaşmadım. Rol, filmin kendisinin önüne geçmiş, sanki. Oysa, filmin kendisi de ilginç konusu, iyi yazılmış senaryosu ve gerçeklik duygusunu artıran, belgesellerle desteklenmiş anlatımıyla takdire layık. Her çeşit konuya el atmış ve hepsinde de başarılı olmuş bir yönetmen Stephen Frears: "Benim Güzel Çamaşırhanem"(1985), "Tehlikeli İlişkiler"(1988), "Mary Reily"(1996),"Küçük Kirli Şeyler"(2002)...
Filmin ana olay örgüsünü oluşturan Prenses Diana'nın ölümü, tarih hatırlama özürlü bendenizin, kişisel tarihinde önem taşıyan bir seneye (canım kızımın doğumuna) denk gelmişti ve cenaze törenini de televizyondan, büyülenmiş gibi, an be an izlemiştim; hiç unutmuyorum.
Filmi seyrederken, düşündüm kü, bazı ölümler, bazı parlak yaşamlardan bile daha çok etki bırakabiliyor insanlar üzerinde...

Hiç yorum yok: