Perşembe, Nisan 26, 2007

FİLMLER ÇAKIŞINCA



The Cider House Rules'u (yine Türkçe'ye tuhaf bir isimle çevirmişler: Tanrının Bağışladığı!) çevrildiği sene, iki Oscar kazanınca ( Michael Caine - Best Actor in a Supporting Role ) ve ( Lasse Hallström - Best Director ) pek merak etmiştim. Sonra da görememiştim.
Dün sabah, gazetede tv'de akşamın filmlerine göz atarken, Kanal 1'de oynayacağını okudum.
Sonra Endişeli Peri'nin bu filmle ve onu seyrettiği günle ilgili yazdıklarını okuyunca daha çok ilgimi çekti.
Diğer taraftan cnbc-e'deki
Martin Scorsese filmini de merak ediyordum: Bringing out Of The Dead, üstelik filmin senaristi Paul Schrader .
Sonuçta, Cider House'u seyrettim ve arada arada, Scorsese'nin filmine baktımsa da, onun konusunu tam anlamayamadım doğal olarak.

Yönetmen Lasse Hallström'ün daha eski filmi "What's Eating Gilbert Grape" de Johnny Depp, Juliette Lewis
oynuyordu ve ayrıca Leonardo di Caprio'nun en gençliği vardı. Dokunaklı bir konusu vardı ve sevmiştim.
Yönetmenin, Cider House'dan sonraki filmi ise, "Chocolat" dı. Juliette Binoche'u ve yine Johnny Depp'i hatırlarsınız, bu filmden. Çok hoşuma giden, masalsı havasına ve özellikle de çikolata yapımı sahnelerine bayılmıştım.

Dün seyrettiğim film ise, ikisinin arasında çekilmiş.

Oyuncuları hem genç, yeni parlayan Tobey Maguire ve Charlize Theron hem de olgun, deneyimli Michael Caine .
İkinci Dünya Savaşı sırasında bir yetimhanede yaşayan çocuklar, onların hayatı tanımaları, savaşa ve hayata kurban verilenler, verdiğimiz kararlar kimin için ne zaman doğrudur, gibi çapraşık ve hesaplaşmalı konusu olan bir film. Dramatik tarafı baskın olan, ancak dram tarafı abartılarak göze sokulmayan bir anlatım tutturmuş, L. Hallström.

Bu filmi çevirdiği sırada, Tobey Maguire'in "Örümcek Adam" olmasına, henüz dört sene var, Charlize Theron'un "Monster" ile Oscar almasına da.


Bir not: Ben Charlize Theron'u severim; Oscar aldığı için değil, güzelliğine rağmen kendini ortaya koyabilmesinden mi, hayat hikayesinin mücadeleli oluşundan mı nedir, tam bilemiyorum, bu böyle.
Tobey Maguire,'in ufak tefek, çocuksu hali bu role çok iyi oturmuş da, benim favori erkek oyuncularımdan değil kendisi.
Michael Caine, canlandırdığı pragmatist tavırlı doktora çok şey katmış, üstelik, çok da dokunaklı oynamış.

Uzun bir günün sonunda, bu gün de boş geçmedi duygusunu yaşatabilen bir filmdi, seyredeceğim diye uykusuz kaldığıma değdi.

4 yorum:

simon dedi ki...

onu begendiysen secondhand lions'i da begenirsin. simdi farkettim, cok benzer bir havalari var. havalari disinda ortak noktalari? her filmde sadece varligiyla filmi birkac derece yukselten sevgili Sir Michael Caine.
(lasse hallstrom oscar almamisti diye hatirliyordum, baktim da aday olmus bu filmle.)

ekmekcikiz dedi ki...

Evet, çok doğru; Lasse Hallström sadece aday olmuş, Oscar almamış, O sene Sam Mendes almış.
Secondhand Lions hiç bizim buralara uğramadı, TV'de rastlarsam bakayım.

Sndrfknella dedi ki...

Cider House Rules benim bahtsız filmerimden biri. Bahtsız çünkü çok istememe rağmen bir türlü izleyemedim. Filmin vizyondan kalkmasından kısa bir süre sonra ama çok acelemin olduğu bir gün, Remzi Kitabevi'nden çıkmak üzereyken kitabını gördüm raflarda ve hemen aldım. Sonradan kitabın aslında filmin senaryosu olduğunu fark ettim, ama çok geçti ve iade edemedim. Okuması da son derece zevksizdi, kaldı bir kenarda.

Şimdi Kanal 1'in, diğer bir çok filde yaptığı gibi, kısa bir süre sonra Cider House Rules'u tekrar etmesini beklemek lazım. Aaa ya da DVD'sini bulabilirim belki ;)

Sevgiler

ekmekcikiz dedi ki...

Ne kadar ilginç, acaba senaryo halinin satılabileceğini nasıl düşündüler, veya nereden buna hükmettiler, merak ettim.
Dilerim, bir tekrarda yakalarsınız.