Çarşamba, Mayıs 16, 2007

BAHAR YORGUNLUĞU MU DESEM?


Yanda, o eski fotoğraftaki civcivlerin yarka boya yakın halleri.


Bugünlerde bir sersemlik ve yorgunluk hali var üzerimde.

Birazı fazla işten desem de, o kadar da boğulmuyorum çalışmaktan.
Yine de eve, işe, çocukların okuluna, ne bileyim şuraya buraya koşturmaktan mı, yoksa vücudumun baharı geç algılamasından mı nedir; yorgunum ve dalgın, unutkanım. Ekmek yapmak bile beni kendime getirmiyor.

Önceki akşam saat sekizde uykum geldi, uykum gelmekle kalmadı, bir güzel uyudum hem de dokuzbuçuğa kadar. Sonra da onbuçukta yatıp, sabah altıbuçuğa kadar yine uyudum. Sonrası yine koşturma, yedide oğlum, sekizde kızım okula gitti. En sonunda dokuzda işe gitmek üzere kendimi evden attım.

Blogumu ihmal ettim, yazmadım bir de. Fırsat buldukça yazı arkadaşlarımı okudum. Arada yorum yazdım ama, diyorum ya dalgınım. Teyzen Tevfik'e yorum yazıyorum diye, kendime yazmışım! Farkedince şaşırdım, sonra güldüm. Yine de en iyi dalgınlık öyküm bu değil; karşıya geçmek için yeşil ışık yerine kırmızı ışığın yanmasını beklemek daha iyiydi!

Neyse işte!
Bahar iyi yine de. Sıcak rahatsız etmiyor, sırayla açan çiçekleri ve mevsimin kokularını izliyorum.

Erguvanların çiçekleri döküleli nicedir, at kestanelerininki nerdeyse dökülüyor.
Akasyalar açtı geçen hafta, o ara güller de başladı.
Bu hafta ise mahallemizin iğdelerinin çiçekleri mis gibi kokuyor.
Bir de inci çiçeği, ah ne güzel koku o!

Bu da, haftanın şarkısı:

6 yorum:

endiseliperi dedi ki...

ben de tıpkı böyleyim. biri koyu bir kahve yapıp getirse de kendime gelsem, diyorum. sarhoş gibiyim. evde ezbere çalışıyorum, yapmam gerekenleri yapıyorum. uyusam, hep uyusam.

kırmızı ışığı beklemek iyiymiş:) dikkat ediniz ekmekçihanımım.

sevgilerle

ekmekcikiz dedi ki...

Aman, hiç sormayın o kırmızı ışığı!
Allahtan, arabalara yeşil yandı neden geçmeyip bekliyorlar diye düşünürken bulmuştum kendimi ve neyseki yanımda arkadaşım vardı.
Aslında, galiba, onunla konuşmaya daldığımdan olmuştu, bu devre karışıklığı.

Yazlık-kışlık yerleştirme işi bitmiş sonunda, anlaşılan. :)

Baharınız, yazınız şen ola!

candan dedi ki...

asansör bizim kattayken dakikalarca ''kim tutuyor bunu böyle?!'' diye söylendiğim çok oluyor. bekle allah asansör gelsin. bâzân da, yukarı çıkmak için 0'da olan asansörü bekliyorum. :)

baharı yaşamadan yaza girdik diye oluyor sanırım tüm bunlar.

inci çiçeğini çok merak ettim. bir fotoğrafı falan var mı? bir de siz nerde yaşıyorsunuz kuzum? çiçekler içinde falan. valla gıpta ettim..

ekmekcikiz dedi ki...

İnci çiçeği yazarken tereddütlüydüm, sonra ailede "google canavarı" olarak bilinen kardeşime sordum. O da latince adını buluverdi: Pittosporum tobira.

Ben de size onu görebileceğiniz bir site buldum. Kopyalayıp tıklarsanız, maalesef koklayamaz, ama, hiç değilse görebilirsiniz.

http://bahcevan.com/?p=49

Oturduğumuz yer, İstanbul'un Anadolu kıyısı. Artık buralar şehiriçi bile sayılır. Eskiden hep bahçeli evler, köşkler varmış. Sonra apartmanlar dikildi, yine de bahçeleri var. Eh, işte o bahçelerde de geçmişin izlerini biraz sürebiliyoruz, neyse ki.

Köşedeki resme takılmayın, orası bir göl kenarındaki misafirlikten.

candan dedi ki...

salak ben! google'ın arama motoruna yazıp bekledim. konuyla ilgili hiçbir sayfa bulunamayınca aklıma geldi, yukarıya kopyalamam gerektiği. :))

görünce tanıdım şimdi. ama koktuğunu bilmezdim, ilginç.. teşekkür ederim.

metin-thePoor dedi ki...

Burada kendimi eski zaman ev gezmelerinde hissettim! Ne güzel tanıdıklar var bu köşede öyle... (Neolitik Hanım niye yok?!)

Şöyle güzel bir kahve isterim. Nane likörlüsünden lütfen! Yanında da Pelit'ten bir çikolata pek makbule geçer doğrusu!