Pazar, Mayıs 20, 2007

NEYE NİYET NEYE KISMET!

Eh, bütün gezme planları suya düşünce geriye kaldı, sinema.
Kısmet!
diyerek bitirmiştim, dünkü yazımı.

Bu sabah uyandığımda, hava durumu paniğimizin pek de gerçekleşmediğini gördüm.
Acaba, önce ekmek mi mayalasam, yoksa önce yürüyüş yapıp sonra sinemaya mı gitsem diye, kendi kendime fikir teatisi yaparken telefon çaldı.
Arayan ben gibi tarlakuşlarından Fü. Hanımdı.
"Şekerim, Şile'ye gitmedik ama hava şimdilik fena değil, acaba adaya mı gitsek" dedi.
Gezme lafını duyunca, bütün domestik ve kültürel planlarımı bir kenara bıraktım ve hemen hazırlandım.

Bostancı iskelesi ada pikniği meraklısı gençler tarafından ağzına dek doldurulmuştu.
Sakin bir gün geçireceğimizi, bu havada kimselerin sokağa çıkmayacağını sandığımız için, şaşakaldık.
Neyse, hemen B planını yürürlüğe koyduk ve yolcu tahliyesinin en az olduğu adada inme kararı aldık.

Iyy, aynı yazıyı iki kere yazmak ne zormuş.
Bu yazı kuru oluyor, oysa ilk yazdığım daha bir şen ve güzel ayrıntı anlatan bir yazı olmuştu.
Araya komşu kavgası seyri girdi ve yazıyı uçurdum.

Ben bu yazı uçurma işini birkaç ayda bir yapıyorum da, bu seferki üff, neyse...

Sait Faik'in adası Burgazada'yı küçücük oluşu, güzel patikaları, mütevazi balık lokantaları nedeniyle pek severim. Büyükada'nın hertarafını kaplayan ihtişamlı yapıları yerine küçük, kısmen orta sınıf havalı evleri daha sınırlı bir bölümde yer alır. Birkaç sene önce ağaçlık alanı çok kötü yandı. Yavaş yavaş yeşillik kaplamış toprağı, yine de ağaçların büyümesine çok var.

Yürüyüş yolumuzdan bir görüntü.

Sırtınızı denize döndüğünüzde sağ tarafta deniz kenarında yükselerek uzanan patikayı takiben, Kalpazankaya'ya ulaştık. Burada bir kır lokantası/kahvesi var.
Birer yorgunluk kahvesi içtik, Sait Faik'in oturmuş denizi seyreden heykeline merhaba dedik ve dönüş yoluna koyulduk.


Kahve keyfimize eşlik eden serçelerden biri poz verdi.

Dönüşte sahilden ayrılıp, biraz içerilere doğru daldık. Gülleri, hanımellerini, pittosporumları koklayarak, evlerin arasında gözüken denizi, İstanbul'u seyrederek yürüdük.
Denizin kıyıcığında oturup balık yedik, yine denize baktık.

Vapurda, yolda, yemekte hep konuştuk; sevdiğimiz kitaplardan, tiyatrodan, filmlerden, eski şarkılardan, tadı damağımızda kalan Prag yolculuğumuzdan... Yeni yolculuk planları yaptık hemen. Dilerim en yakın zamanda sırayla gerçekleştiririz.

Sonra dönüş yolunda biraz yorgun, ancak çok da keyifliydik.
Evde aynaya bakınca farkettim; yüzüm kızarmış, bulut mulut derken bir güzel yanmışım!

İşte, neye niyet neye kısmet buydu.



Fü. Hanım, bu şarkı bugünün anısına sizin için.

9 yorum:

MorKoyun dedi ki...

Serce poz vermis vermesine de siz masaortusune odaklamissiniz Ekmekci K. hanimcigim:)
Hem Ada,hem Prag, hem yeni planlar, benimki tamamen kiskanclik;)

metin-thePoor dedi ki...

Ekmekçikız Hanım,

Prag'la ilgili hep yazsanız!.. Hani derler ya, "delinin bellediği gibi"! Ben okumaktan hiç sıkılmam, yüz kere okuyabilirim valla.

Bu da güzelmiş. Yine gıpta, haset, kıskançlık duygularım kabardı! Benim şu anki hayatımda böyle gezmelere filan ne yazık ki hiç yer yok. Tıkıldım kaldım İstanbul'un bir köşesine, yaşadığımı zannederek günleri tüketiyorum işte... (Bu duygu sömürüsü klişesi de baydı artık ama ne yapayım ki gerçek!)

Yazınızın ilk hali için tekrar özür dilerim.

ekmekcikiz dedi ki...

Sevgili Mor K.,

"Serçe poz verdi" diye edebiyat yapmışım da, poz moz vermedi tabii ki, sıçrayıp duruyordu. Anca bu kadar ayar edebildim, öbür pozu ensedendi, eh idare eder diye bunu yapıştırdım. Dikkatli gözlerden kaçmadı.

Ayrıca bir yere gittiğim yok; okullar kapanacak, herkesin tatil planı birbirine uydurulacak, filan falan, ooo, çok iş var , çookkk! Benimkisi aç tavuk misali rüya görmek.

ekmekcikiz dedi ki...

Metin Bey,

Peri için Bozcaada'yı yazmıştım, sizin için de Prag'ı yazayım.
Nasılsa bir yere gidemiyorum, bari anılarla keyiflenelim.

Aslında, ben de İstanbul'un iki yakası arasında mekik dokuyup gün tüketir haldeyim.
Siz asıl benim Fü. Hanım'ın yolculuklarını duysanız haset edersiniz; öyle güzel gezer ki.

endiseliperi dedi ki...

ekmekçikız,
burgazada'yı biraz bilirim. rahmetli eski eşim, sait faik sevgisi yüzünden orada yaşadı, orada da öldü. mezarı da çok sevdiği ordu'da boztepe köyü mezarlığında yusuf dedesinin yanında değil, sait faik'in adasındadır bu yüzden.

orman yangını sırasında, arçil babasını ziyaret için ada'daydı. çok, çok üzüldük. o zamanlar burgazada'yı sevenler yeni ağaçlandırılma çalışmaları için çok çalıştılar.

yıllar önce bora da büyükada'dan çok burgazada'yı tercih edermiş. biz kalpazankaya'ya çok giderdik. özellikle bora'nın annesi ve babası'nın azıcık hava alıp, değişik bir gün geçirmeleri için orayı tercih ederdik. bu yıl hiç gitmedik. benim pek de içimden geçmiyor artık. neolitik hanım'a coğrafi olarak içimi sızlatan yerlerden biri olarak sadece karşının ıhlamur'unu saydım ama, bursa'yı ve burgazada'yı da eklemem gerekliymiş.

çok keyifli bir gün geçirmişsiniz ekmekçihanım. eh, sinemayı kaçırmanız da önemli değil o halde. zodiac'ı ben de görmeyi çok isterim. ne hoş oyuncular var, ne ilginç bir kombinasyon, değil mi?

Jake Gyllenhaal'in gözleri ne tuhaftır. Mark Ruffalo da çok seksi rollerdeydi. Robert Downey J.R şu aptal avukat kızın oynadığı bir dizi vardı, neydi, orada o kızın sevgilisiydi. son olarak fur filminde izledim. chloe zevigny dikkatimi melinda ve melinda filminde çekmişti. bu oyuncuların biraraya gelmesi çok ilginç. izlemeyi gerçekten çok isterim.

ben, teknik olarak fotoğraftan anlamadığım için midir nedir, çok beğendim serçeli fotoğrafı.

bora hep prag'a gidelim der ve hep kışın ortasında der. ben de çok soğuk ve havası da kirli bu mevsimde, diyerek prag geyiğini tamamlarım. orası bora'nın gitmeyi çok istediği bir yerdir. ama biz de metin bey gibi bir köşeye sıkıştık ve kıpırdamak mümkün değil. bozcaada gezisini bile ertelemek zorunda kaldık. belki yazın işler hafiflerse gideriz.

çok konuştum. ben gideyim. sevgilerimle.

ekmekcikiz dedi ki...

Hiç de çok konuşmak olmadı, bu sohbetleri çok seviyorum.

Siz Akyaka yerine yine Bozcaada'ya mı gitseniz acaba? Düşündüm de sanki talepleriniz için daha uygun gibi.

Demek, Burgazada sizin için de çok önemliymiş. O kadar üzülmüşsünüz ki, (geçen yaz yaşadıklarınızı sırayla yavaş yavaş okuyorum ve ne zor zamanlarmış, diye düşünüyorum) bir süre oraya gitmeyin. Sonra, herşey unutulur ve farkına bile varmadan üzülmeden anmaya başlarsınız ve ayaklarınız sizi oralara götürür.

Peki o zaman, Prag'ı Metin Bey'in yanısıra siz ve Bora Bey için de anlatıcam, en kısa zamanda...

candan dedi ki...

nasıl imrendim şimdi, anlatamam..
ada fikri başlıbaşına güzel. ada kelimesi de öyle. beni hep heyecanlandıran bir tarafı vardır. çok zengin olsam meselâ, tek yapacağım şey, bir ada satın almak olacaktır. giderken yanıma almadan edemeyeceğim şey sayısı üç olmaz, olamaz! üçyüzotuzüç olursa tamamdır! ;)

en son büyükada'da kalmıştım. eskiden senatoryum olan tepedeki pansiyonda. bahardı ve çok az insan vardı. tek başıma gitmiştim. biraz soğuktu ama pansiyonu işletenler bana çok sıcak davranmışlardı. akşamları mangal keyfi yapıyorduk. gündüzleri ise ada turu yapıyordum yürüyerek. bir ara benim sanmıştım adayı, o denli sahiplenmiştim yâni. :)) dönmek çok zor gelmişti..

endiseliperi dedi ki...

candan hanım, büyükada değil de heybeliada sanırım orası. ben hiç gitmedim oraya ama senatoryum orada diye biliyorum. bir de şiir okuyayım şimdi size sırası gelmişken, 15 yaşındayken şiir defterime yazdığım ismail uyaroğlu'nun senatoryumdan mektup şiiri.:P şaka şaka.

candan dedi ki...

Peri Hanım,
hmm evet ben her gece heybeli'de mehtaba çıkardım, mehtap çarpmış olmalı, büyükada'yla karıştırdım: :P