Perşembe, Mayıs 31, 2007

PRAG



2005 senesiydi; okullar yeni açılmıştı.

Fü. Hanım telefon etti ve her zamanki nezaketiyle, "biraz damdan düşer gibi olacak, ama benimle Prag'a gelir misin" dedi. Sonra anlattı; uygun fiyata bir tur bulmuş, sevgili kocasıyla gideceklermiş, ancak yeterli süre yokmuş ve kocası devlet memuru olduğu için resmi izin alamıyormuş, vize başvurusu için süre kalmamış. Üstelik de tur fiyatı iki kişi içinmiş, kendisi yanlız gidince çok pahalı olacakmış.
Aman, dedim hiç uğraşmayın, bu teklif benim için piyango gibi oldu, çocukları ayarlarsam tamamdır.

Zaten ondan önceki sene dayım ve eşi Budapeşte'de on ay yaşamışlardı ve bir türlü denk düşürüp gidememiştim, içimde ukteydi, bir de Prag'ı görme fırsatını kaçıramazdım, doğrusu.
Neyse, çocukların okul ve tatil günlerinde kalışı vs. ayarlandı ve hemen vize için evrakımı acenteye ulaştırdım.

Eylü ortasında bir Cumartesi sabahı ikibuçuk saatlik bir uçuşla Prag'a ulaştık. Tur grubu 8-10 kişi idi, rehber hanım bizi alanda karşıladı ve ilk müjdeyi verdi "bugün hava soğuk, 10 derece bekleniyor, şehir turuna çıkmadan bagajınızdan ek giyecek alın". Aman, o da ne!

Neyse, bizdeki karşılığı Sultanahmet, Topkapı, belki biraz Taksim olacak bir "eski şehir" turu yaptık. Meşhur
Kale, Karel Köprüsü, Belediye Sarayı meydanı gezildi, meydanda sıcak şarap eşliğinde sosis yenildi, görüntüye alışmaya ve tanımaya çalışarak, seyir bakıldı.
Sonra, küçük grubumuz şehirdeki çeşitli otellere dağıtıldı, bizimki şehir merkezindeki küçük tarihi otellerden bir olmadığı için Fü. Hanım biraz bozuk attı.
Yerleştik, dinlendik biraz ve çıkıp yürüyerek "New Town"a gittik. Bir avlu içinde çok hoş bir cafe bulduk ki hiç turistik değildi. Yemek yedik ve yine Karel Köprüsünden geçerek, yürüyerek otele döndük.
Bu arada, biz tam köprünün başında iken, hemen yanıbaşımzda nehirden havai fişek atılmaya başladı. Sanki üzerimize ışıktan bir sağanak yağıyordu, olağanüstü güzellikteydi.

Pazar sabahı hava daha ılıktı, güneş vardı.
Kahvaltıdan sonra, Petrin Parkı'na gittik, Ukrayna'daki bir köyden taşınmış, tamamen tahtadan yapılmış Aziz Mikhail kilisesine baktık. Sonra gözlem kulesine çıktık, şehri kuşbakışı seyrettik. Yanlış anlamayın iki-üç kat değil, metrelerce tırmandık, çünkü bu kule Eyfel Kulesi model alınarak yapılmış, onun küçüğü.
Oradan yürüyerek şehri indik.
Mucha'nın bir retrospektif sergisini gezdik. Tarzına, posterlerine hayran kaldık.
Akşamüstüne doğru, Küçük Mahallede Campa adası tarafında bir lokantada nehir kenarında şahane biralar içip, yorgunluğumuzu giderdik.
Eh, artık otele dönüp dinlenme zamanı geldi.

Pazartesi sabahı şehir dışı planımız var: Kahvaltıdan sonra, metroyla otobüs terminaline gidip, Karlovy Vary otobüsüne bindik. Yolculuk 2,5 sat sürdü, böylece biraz da Çek kırlarını gördük.
Karlovy Vary küçük bir şehir; kaplıcalarıyla meşhur. Ana cadde üzerinde 7-8 tane içme, kaplıca, otel var. Bir küçük dağın eteklerinde, oraya teleferikle çıkılıyor. Ancak bizim vaktimiz kısıtlı, sadece 2,5 saatimiz var, sonra yine dönüş yolu.
Akşam ünlü
Laterna Magica'da "Arganotlar" gösterisine biletimiz var. Çok beğeniyoruz.
Gece otelde yorgunluktan uyuyup kalıyoruz.

Salı Prag'ta son günümüz, akşam dönüyoruz. Kahvaltıdan sonra bavulumuzu toplatıp otele emanet ediyoruz ve Müzeye yollanıyoruz. Bu defa hayal kırıklığı, çünkü müzenin tatil günü!
Olsun! Artık şehre karşı hissettiğimiz bir çeşit "solaklık" duygusu geçti. Nerede ne var hatırlıyoruz, yönümüzü rahat buluyoruz. Dolayısyla uçak vaktine dek rahatça dolaşıp, keşiflere devam edebiliriz.

Keşke, daha çok vaktimiz olsaydı.
Dönüyoruz, oysa, yapacak ne çok şey kaldı geride:
Saat Kulesi tamirdeydi, onun örtüsüz halini görmedik, bir kilisede klasik müzik konseri dinlemedik, Yahudi Mezarlığını gezemedik, meşhur kafelerinden birinde (Burada Kafka oturdu!) uzun uzun oturamadık, Evropa Otelinin meydana nazır barında bir kadeh içki içemedik, bir opera dinleyemedik.

Bakalım, belki yine geliriz.
Ben Prag'ı çok sevdim; keyfim yerinde, huzurlu bir keşif olduğu için, belki de.
Ben Fü. Hanımla seyahat etmeyi çok sevdim; tam kafama göre bir yol arkadaşı olduğu, birlikte güzel vakit geçirdiğimiz için, kesinlikle.

Bence, Prag görülmeli. Bazısı biraz tiyatro dekoru hissi aldığını söylüyor, bence değil. Tüm tarihi yaşanmışlığı bu kadar içiçe ve katmanlar halinde barındıran ve "şehir" olmayı başarmış bir kent az bulunur.

Hem biz böyle elimizde kitap, çalışıp notlar alıp, turu sadece yer değiştirme aracı olarak kullanıp, merakımıza göre yön alıp, pek çok yere daha gidebiliriz. Ki, planlarımız var ve şimdilik gizli!


Çek besteci B. Smetana'nın "Vatanım" başlıklı senfonik şiir serisinin en sevdiğim bölümü olan "Moldau" yu ekledim tepeye, yazıyı okurken dinlemeniz için.

15 yorum:

miso dedi ki...

Sevgili elektra,
Ne kadar özendim bilemezsin. O kadar istiyorum ki Avrupa şehirlerini gezip görmeyi. Özellikle de Prag ve Budapeşte gibi alçakgönüllülüğünden bir şey kaybetmemiş olanları. Erkeksiz gezmek daha mı kolay oluyor, ne? Smetana'yı da lisede müzik dönem ödevi olarak seçmiştim. Vatanseverliği ve bağımsızlığa düşkünlüğü beni çok etkilemişti.

marruu

miso dedi ki...

sevgili ekmekçikız,

benim gibi kazlar ekranda iki ayrı pencere varken bu kişilerin isimlerini karıştıracak kadar kazdır işte. Çok çok özür dilerim. Benim elime ipin ucunda iki kaz ver, muhakkak surette birini kaybedip ağlayarak geri dönerim.

imza: aptal miso

elektra dedi ki...

elektra da geldi zaten:)
gece gezmesinde yollar kesişti. :)

ekmekçi kız, prag mrag anlatıyorsun ya, yurdun içini epey gezdim, ama yurt dışına hiç çıkmadım. bu internet bağımlılığımın bir sebebi de budur. oturduğum yerden bari bakınmak. gezmediğim ülke, müze kalmadı yani:) nasıl imrendim anlatamam. fü hanım bir de beni arasa keşke:)
iyi geceler...

sumuklubocek dedi ki...

cok guzel anlatmissin sevgili ekmekcikiz; okurken oyle bir ozendim ki anlatamam.
prag benim de hep gitmek istedigim sehirlerin ilk basindadir. hatta Kafka gibi Prag- Viyana hattinda trene de binmek isterim ben,oy oy ne guzel olurdu; insallah bir gun...

Lilium Bosniacum dedi ki...

Pragı görmeyen yaşamamıştır derdi orda iki yıl çalışmış kuzenimi. savaşta sığınakta bize pragı anlatırdı.. :) gezmiş kadar olduk valla:)

ekmekcikiz dedi ki...

Misocuğum,

Bi kere hiç üzülme; ben bir seferinde başkasının -kime yazıyordum, galiba TeyzenTevfik'ti-yazısına yorum yazıyorum diye kendime yazmışım, filan...
Aldırma, olur böyle şeyler.:)
İkinci olarak da yazı için olan güzel duygularına teşekkür ederim.

Prag veya herhangibir gezi erkekli de olur erkeksiz de. Birileriyle gidiyorsan, anlaşabileceğin bir insanla olması en iyisi.
Gerçi, Prag için "sevgilinizle gidin" filan derler ya, kavga edip veya huzursuz olup dönülecekse, sevgiliyle gitmek boş yere kötü anı bırakır.

Smetana'ya gelince, Orta Avrupalıların müziğe, sanata düşkünlüklerini bilirdim de, Çeklerinki o kadar gözle görülüyor ki, mesela kiliselerde adım başı klasik müzik konseri ilanı var. Kocaman opera, tiyatro salonlarını ve öncü dans, kukla göstrilerini saymıyorum bile.

ekmekcikiz dedi ki...

Elektracığım,
Hoşgeldin!:)

Yurtdışına ilk çıkana dek, anlatılanlara öyle özenirdim ki... Meslek sahibi olduktan sonra, imkan olup dil okulu için gidebildiğimde keyiften şaşkına dönmüştüm.

Aslında hem memur çocuğu olmak dolyısıyla, hem de çeşitli devlet kampları tatilleri dolayısıyla benim de epey bir yurt içi gezisi tecrübem vardır. Yine de başka kültürleri tanımal çok zevkli oluyor.

Ne diyeyim sana; darısı sanal olmayan gerçek gezilerin başına!:)

ekmekcikiz dedi ki...

S.böcekciğim,
Bak, ne kadar hoş bir gezi önerisi getirdin: Trenle Orta Avrupa!
Dilerim, bir gün gerçekleştirirsin.

Bir de TransSibirya tren gezisi duymuştum, taa Macaristan'dan başlayıp, Sibirya'nın en doğusuna kadar gidilen. Bu yolculuk bana hep "Dr. Jivago" filmini hatırlatır.

ekmekcikiz dedi ki...

Liliumcuğum,

Senin hazır rehberin bile varmş, baksana. Bence, Prag'a gidersen, kendine kuzeninden bir öneri listesi alarak gitmelisin.
Çünkü, o kadar çok turist ağırlayan bir şehir ki, ister istemez bazı turistik atraksiyonlar insanın dikkatini dağıtıyor. Biz o nedenle gruptan ayrı gezmeyi tercih etmiştik.

neolitik hanım dedi ki...

ekmekci kız,

prag hevesimi canlandırdı bu yazi, bir firsat olsa da gidebilsem keske.

ben de ocak ayinda budapeste'ye gitmistim, orada yasayan arkadaslarimiz var, bizi turistik rotadan cıkarıp, bir budapesteli ne yer ne icer, nerelere gider onu yasattılar, cok iyi oldu.

paris, londra ve roma'nin iddalı havasından sonra (ki onların da yeri ayrıdır tabiy) budapeste cok farkli geldi bana, mişo da demiş ya alcakgönüllüğünden bir şey kaybetmemiş bir şehir hakikaten. vakit bulursam ben de budapeste'yi yazarim artik...

ekmekcikiz dedi ki...

Sevgili Neo,

Ne kadar iyi olmuş orada yaşayan birileriyle Budapeşte'yi gezmen. Ben o fırsatı kaçırmıştım, işte her zaman denk düşmüyor.
Budapeşte'yi yazarsan, bir de senden dinlersem benim de Budapeşte iştahım kabaracak galiba!:)

endiseliperi dedi ki...

ekmekçikız, okudum, bayıldım. ne güzel değerlendirmişsiniz o kısacık tatili!
prag, budapeste ve viyana sanki üçü birlikte gezilebilir. birini seven diğerini de sever gibi. bora hep ister prag'a gitmeyi. ben de isterim ama sanki, engel oluyormuşum, o kadar da gidilecek bir yer değilmiş gibi hava eser. bunun nedeni, bora'nın bir şeyi nasıl desem, kıskançlıkla, çok kendine ait bir istek olarak istemesi. sanki eğer gidersek, bu onun dileğini yerine getirmesi için yapılmış, benimde eşlikçi olarak bulunduğum bir gezi olacak gibidir.

o nedenle, oluuur, istersen gideriz, derim tutkusuzca ve pisliğine:))

fü hanım çok şeker. ikiniz gerçekten de çok uyumlu iki gezi arkadaşısınız ki pek ender bulunur bu. gerçekten.

sevgilerimle.

ekmekcikiz dedi ki...

Periciğim,
Sanırım gezme-görme eyleminden adeta marazi bir zevk alıyorum ve bu nedenle seyahatla ilgili her duruma uyum sağlayabiliyorum.

Hani, Fü. Hanım bize verilen otele bozuldu dedim ya, o aslında sanki bana karşı mahcup olmaktan kaynaklanıyordu. Oysa, ben hiç canımı sıkmadım, istesek bütün yolculuğu kendimize zehir edebilirdik. Oda temizdi ama ufacıktı, tüm ihtiyaçlar minumumda karşılanıyordu. Hiç takmadık, eğlence haline getirdik. Otel şehre uzaktı, o da daha çok yürümemize vesile oldu.

Hani şimdi nerdeyse diyeceğim ki, Bora Bey koca şehri sizden kıskanmasın da, ilk fırsatta gidip güzel güzel gezin.

Bir de dediğin doğru. Orta Avrupa'daki benzer özellikteki üç şehir birarada güzelce gezilebilir. Benim tek çekincem, hızla bir tur olursa herşeyin karışması, şehirlerin tek tek sindirilememesi konusunda olabilir.

MorKoyun dedi ki...

Teypteki muzik esliginde pek leziz bir tur oldu. Henuz Avrupa'ya ayak basamadim ama-ozellikle Prag'dan- umarim benim de boyle derleyip dagittigim anilarim olur birgun:)
Yazi bitti muzik tam gaz devam ediyor, ofisimden koridora cok entel bir hava yayiliyor:))

ekmekcikiz dedi ki...

Mor K.cığım,
Eh, yeni kıtaya havadan gidiş eski kıtaya ayak basılmasını önlüyor.:)
Dilerim en kısa zamanda Avrupa'ya ve özellikle Prag'a yolun düşer.
Rehbere ihtiyacın olursa, bir haber uçur, hemen seve seve gelirim.:)