Pazartesi, Mayıs 21, 2007

SİNEMADA FİLM SEYRETMEK



Seyrettiğim filmleri yazıp duruyorum ya, düşündüm de teknik bilgi vererek, sanki gazete TV tanıtım sayfasına yazar gibi oluyor.
Oysa:
Miso bir filmi anlatınca, öyle güzel hikaye ediyor ki yeniden seyrediyor gibi oluyorum.
Peri filmleri anılarıyla anlatıyor, film dışında üzerinde düşünülecek öyle çok konu çıkıyor ki.
Sndrnella filmin oyuncularını, onların daha önceki filmlerini, hangisini neden yakışıklı bulduğunu anlatıyor, bir sürü eğlence çıkıyor.
Simon bir üstad; hem çok geniş bir sinema kültürü var, hem de hoş şekilde hikaye ediyor.
Hımm, belki, zaman zaman film, sinema yazan başka arkadaşları da okuyorumdur da, atlamış olabilirim.
Neden bunları yazdım?
Farkettim ki, son zamanlarda seyrettiğim filmleri yazmaz olmuşum. Gerçi, bu ara biraz düşük bir performans gösterdim, haftada bir filme ancak gittim.
Yine de "
Little Miss Sunshine"ı, "Mr. Bean Tatilde"yi yazabilirdim mesela.

Evde seyredilmeyi bekleyen, merak ettiğim filmlerin DVDleri dururken, kalkıp sinemaya gidiyorum.
Yeni bir filme başlandığını (yerli/yabancı) okumak beni heyecanlandırıyor.
Sevdiğim oyuncu ve yönetmenlerin farklı filmlerde biraraya gelmeleri, anlatılan hikayeyi daha çok merak etmeme neden oluyor.
Ne kadar keyifsiz olursam olayım, bir sinema salonuna girip, koltuğa oturup ışıkların sönmesini beklemek anından başlayarak herşeyi unutuyorum.
Her film, bana başka bir dünyanın kapılarını açıyor ve bir süreliğine de olsa o farklı dünyada yaşıyorum. Gerçi sonrasında o filmle ilgili pek çok şeyi unutabiliyorum, özellikle de filmlerin sonlarını hiç hatırlamıyorum.
Çocukluğumda, haftada iki kere film değişen ve her seferinde "iki film birden" seyrettiğimiz, tek eğlencenin sinemaya gitmek olduğu kasaba sinemalarından beri bu böyle.


14 yorum:

elektra dedi ki...

ekmekçi kız;
film izlemek, izlediğin filmle ilgili sohbet etmek, senin beğendiğin bir filmi başkalarının izlenimleriyle bir kez daha keşfetmek çok keyifli. o yüzden, sen gene de yaz.
benim bir sevgili arkadaşım vardır. ondan filmi dinlemek, izlemekten bile güzeldir. an an, kare kare, üstelik duyguları da aktararak öyle güzel anlatır ki,izlemiş olsam bile izlemediğimi söyler anlattırırım ona:)şimdi, little miss sunshine'ı izlemedim ben, anlatır mısın?:)

B5 dedi ki...

Ben buradan epey yenilikler ogrenecekmis hissine kapiliyorum. Anlatis tarzi nasil olursa olsun, yeni bir filmle ilgili bir bilgi -hele ki sevilen veya ilginc bir konu veya oyuncuyu- icersin, merak uyandiriyor.
Sevgilerimle,

ps:Beni linklere dahil ettiginiz icin de cok tesekkürler, üstelik istedigim sekilde yazmissiniz :). Blogu hangi dilde yapacagima karar veremedigim icin öyle almistim acemi halimle, öyle de kaldi...

endiseliperi dedi ki...

ekmekçihanım, aslında istiyorum ki uzun uzun araştırmalar yapayım, aynı yönetmenin filmlerini sırayla tekrar izleyeyim, çok güzel, doyurucu bir film eleştirisi yazayım, filan... ama karakterim öyle değil sanırım benim. yazdığım yazıyı ikinci kez okumak bile zor geliyor.

ancak ne olursa olsun, izlediğim film, sineması, yanımdaki arkadaşım, mevsimi, ... işte o anki anılarıyla sökün ediyor dilime ve anlatı, filmle alakası olmasa da bende bıraktığı izle kıymetli oluyor.

şimdi kabahat işlemiş bir ses tonuyla konuşmuş gibi oldum, sesim filan da çatladı:)) simon'ın film anlatışına hayranım. o ne anlatırsa anlatsın kendimden geçiyorum zaten. bir tatil günü öğleden sonrası, dağınık gazeteler, üstümüzde eşofmanlar filan miskin miskin oturuyoruz da simon bize bir şeyler anlatıyor gibi rahat hissediyorum kendimi. kalkıp kurabiye yapmak filan geçiyor içimden sonra da.

sizin anlatım tarzınıza bayılıyorum. bunun nasıl olduğunu anlatamam şimdi. ama sonra muhakkak anlatırım. sadece şunu diyebilirim, anlatımınız her seferinde çok samimi, çok içten. bu da onu çok çekici yapıyor.

sevgilerimle.

ekmekcikiz dedi ki...

Sevgili Elektra,

"Little Miss Sunshine" beklentilerimi boşa çıkarmayan, tatlı, sıkılmadan izlenen bir filmdi.

Amerikan filmlerinden öğrendiğimiz "aile"nin çekirdeğinin dağılmış halinden toparlanmış haline dönüşümünü anlatıyordu. (Bu çok karışık bir ifade oldu, farkındayım da, koşturmalı bir günün sonunda böyle oluyor.)

Bence, çok abartmaya gerek yok; bu filmi seyredince hayatınız değişmiyor, bir şeylerin farkına varıp ermiş olmuyorsunuz.
Benzerlerini çokca gördüğümüz tatlı, kendi yağında kavrulan ancak köşelere savrulmuş insanların, bir hayalin peşinde birbirlerine destek olmalarını, birbirlerini yeniden bulmalarını anlatıyordu.

Filmin en hoşuma giden tarafı, Amerika'da yapılan, benzerleri bir ara bizde de yapılmaya çalışılan "küçük kız güzellik kraliçesi" seçme kepazeliğini yerin dibine batırmasıydı.

Siz ne düşünüyor sunuz?

ekmekcikiz dedi ki...

Sevgili B5,

Ziyaretinize çok sevindim.
Blog isminizin istediğiniz gibi çıkması da ayrıca iyi olmuş.:)

Bir de size nasıl hitap edeceğim konusunda, (yani B5 biraz ajan ismi gibi oluyor da!) bir çözüm bulabilirsem, daha da iyi olacak.

Yine beklerim.

ekmekcikiz dedi ki...

Sevgili Peri,

Doğru bu, içimden geçeni yazıyorum.

Burada yazmaya başladıktan sonra, ne çok devrik cümle kullandığımı farkettim ki, bu konuşurken de böyle.
Galiba, meslek gereği zorunlu olarak formel ifade kullanma zorunluluğuna bir tepki, bu.

Beni suret olarak da bilen bir arkadaşım, yazdıkların aynı sen, demişti. Neysem oyum, yani.

Bu arada, şunu da itiraf edeyim; blogunu bulup, yazılarını okumaya başladıktan uzun süre sonra sana yazmaya cearet edebildim. Çünkü, adeta büyülü yazıyorsun (hiç şaşırtıcı değil, Peri'sin zaten!) ve herhangi sıradan bir yorum bu büyüyü bozabilir.

elektra dedi ki...

ekmekçi kız;
ben başrollerden birini üstlenen toni collete'i her zaman çok farklı ve beğenilir bulmuşumdur. çirkin ördek yavrusu gibi gelir bana. daha bir kuğu rolü kapamamışsa da, ben öyle düşünmeyi severim. onun özellikle ağız ve göz mimikleri ile tutunamayanlar ruhuna uygun karakterleri pek bir başarı ile oynadığını düşünürüm.
filmi de, o nedenle sevdim sanırım.

filmi, kazanmak kaybetmek üzerine düşündürmeye çalışan, eğlendiren, arada boğaz düğümleten ve kafamıza tıkıştırdığımız güzellik kalıplarının, kazanmakla ilgili kalıpların bir küçük, sevimli kız çocuğundaki tahribatını osmanlı tokadı ile yüzümüze çarpmaya çalışan ( ki hiç üstüme alınmadım valahi. tokadı yiyenler düşünsün:)) bir film olarak yazdım gitti izlenmişler listesine.

bu arada, kırmadığın için teşekkür ederim:)
iyi geceler..

ekmekcikiz dedi ki...

Sevgili Elektra,
Haklısın!
Toni Collete'in sade oyunu çok etkileyiciydi.
Kendisi şimdi Cannes Festivali'nde jüri üyeliği yapıyor. Bakalım, hangi filmleri seçecekler.
Aslında, oyuncuların tümü içtenlikle oynuyordu.
Filmi eleştirir gibi yazmış olsam da, sevmemiş değilim, keyifle izledim.

miso dedi ki...

Sevgili ekmekçikız,
Çook teşekkür ederim sinema yazılarıma dair yorumuna. O kadar keyiflendim ki, hemen güneşli bir yer bulup sırt üstü yapıp pıırrr pırrr öttüm. Sonra da gidip Fıstık'ı bunalttım. O da beni ısırdı hafifçe. E, haliyle.

marruu

ekmekcikiz dedi ki...

Sevgili Miso,
Bu vesileyle ne zamandır bir sinema yazısı yazmadığını hatırladım, yaz yine.
Tatlı tatlı okuruz, gülümseriz.

Güneşli yerlerde bol keyifler dilerim.

simon dedi ki...

teşekkür'de geç kaldım. teşekkür ederim.
senin de birçok kişinin sahip olmadığı ve gıpta etmesi gereken bir heves'in var ki sinemaya karşı, bu gerçekten çok değerli. hem de öyle anlaşılıyor ki sinemanın en güzel dönemlerinden beri süren bir heves bu.

haftada bir sinema iyi bir oran gerçekten.

ayrıca, her dönem öğrencilerime gösterdiğim filmde genç bir kız toni colette.

ekmekcikiz dedi ki...

Aziz Simon,

Tamamen doğru tanım bu: Heves!

Yine de hevesli olmak, biraz gel-geç istekli olmak mıdır acaba, diye düşündüm. Ama değil, benimki hiç öyle geçecek gibi değil.

Bu arada, umarım, geçen hafta üzerine düşen sıkıntı gölgesi dağılmıştır.

Sndrfknella dedi ki...

Bende öyle bir etki yarattın ki Ekmekçikız'cım, artık her seyrettiğim filmde kulaklarını çınlatıyor, acaba o da bu sahnede yerinden zıplamış, gülmekten yüzü acımış ya da sıkıntıdan patlamış mıdır, diye düşünmeden edemiyorum... Bu yazında adım geçince çok hoşuma gitti, itiraf ediyorum ;)

Sevgiler :)))

ekmekcikiz dedi ki...

Sndrnellacığım,

Ne kadar sevindiğimi anlatamam. Şöyle diyeyim: ağzım kulaklarıma vardı!=))

Doğrusu ben de, sadece sinemada değil, pek çok yerde blog arkadaşlarımın ne yaptığını, bir olay karşısındaki tepkilerinin ne olmuş olacağını, hatta bazen yolda gözüme ilişen insanların blog yazıp yazmadıklarını bile düşünmeden edemiyorum.