Çarşamba, Haziran 06, 2007

CHACUN SON CINEMA

Bu gece CNBC-e'de bu seneki Cannes Film Festivalinin 60. yılı anısına usta yönetmenler tarafından yapılmış bir film yayınlanıyor:
CHACUN SON CINEMA / HERKESİN KENDİ SİNEMASI

Okuyup da ilgilenecek değerli blog arkadaşlarıma hararetle öneriyorum.
Filmi görmedim, yani henüz görmedim.
Fakat, fikir ve konu cazip geldi; heyecanım o yüzden.
Umarım, yarın filmle ilgili görüşlerimi yazarken aynı heyecanım sürer.

O zamana dek buyrun vakti zamanında, TRT'de seyredip bayıldığım bir Frank Capra klasiğini seyredin: It's a Wonderful Life



Film geç vakitte bitti, oturup düşündüklerimi yazamadım.
Bu sabahki yağmur macerası sona erince, unutmadan yazayım diye oturdum.
Üst satırdaki "film" kelimesine tıklayınca açılacak künyede göreceğiniz gibi, Cannes'in 60. yılı anısına 32 ayrı elden çıkan bir anı-film veya antoloji oluşturulmuş.
Filmdeki bölümlerin her birisi sinemaya adanmış. Bazı yönetmenler nasıl sinemasever olduklarını, film seyretme tutkusuna nasıl bir duygu olduğunu, bu merakın insan hayatında neler değiştirdiğini, kimi romantik, kimi alaycı, kimi gerçekçi fakat her hal ve şartda kendi uslüplarıyla anlatmışlar.
Bu kendi uslüpları ki, filmin İngilizce adını (To Each His Cinema) veriyor ve öylesine belirgin ki...
Her bölümün başında filmin o bölümünün adı, sonunda da yönetmenin, oyuncuların adı yazıyordu. İnanılmaz şekilde, beğendiğim etkilendiğim her bölümün sonunda sevdiğim bir yönetmenin adını görünce, küçük sevinç çığlıkları attım.

Örnekler şöyle:

2. film, "Güzel Bir Gün" Takeshi Kitano : Yine muzip, yine kendine hayran, yine kendi de oynayan bir Kitano filmi.

3. film, "Üç Dakika" Theo Angelopoulos : Uzun tek sekanslar sevdasına buyrun; Jeanne Moreau, Marcello Mastroianni'yi ne kadar özlediğini, onunla oynadığı zamanı anarak anlatıyor. Büyülenmemek elde değil.

5. film, "Bir Seyircinin Günlüğü" Nanni Moretti : Yine kendisi oynamış, sinema salonlarının içinde oturmuş, hangi filmleri seyrettiğini, annesiyle, oğullarıyla olan film seyretme anılarını anlatıyor.

8. film, "Anna ve Paul" Alejandro González Iñárritu : Bir kör kızın sevgilisiyle birlikte seyrettiği, daha doğrusu sesini dinlediği filmden nasıl etkilendiğini öyle ince anlatıyor ki.

11. film, "Uç Uç Böceği" Jane Campion : Adeta fantastik bir bölüm, sinema sever bir "Lady Bug" !

16. film, "Meslekler" Lars von Trier : Despot dogmacı, kendi filminin (Maderlay'dı sanırım) bir salonda, filmi seyretmeyip, sıkılıp kendisinin ne kadar başarılı bir işadamı olduğunu anlatmaya başlayan bir adamı çekiçle vurarak öldürüyor! Yine şiddet, yine ben bilirimcilik. (Artık seyredemiyorum, filmlerini)

18. film, "Bulvar Sineması" Claude Lelouch : Ağladım! Aşka aşık adeta bu adam; Fired'in Ginger'la dansederken "Heaven, I'm in heaven..." diye şarkı söylediği eski filme, annesiyle babasının aşklarına, annesinden aldığı sinema sevgisine adanmış bir inci tanesiydi, çok etkilendim.



İlgiyi canlı tutmak için araya parça koyuyorum, Sayın Seyirciler.
Alt yazıları sökmek için nece olduğunu tam anlayamadığım dili öğrenmenizi istemiyorum, sadece dinleyin ve seyredin.

Kalan filmleri sonra yazacağım, şimdi görev beni çağırıyor!

Evet, günlük koşturmaca biraz aralandı, son bir hamle daha. Bakalım neler kalmış:

20. film, "Sinema Erotik" Roman Polanski : İnanılmaz! İlk kez bir Polanski filminde kıkırdıyorum. Çok ince işlenmiş, esprili bir bölüm.

22. film, "Dünyada Kalan Son Yahudinin Dünyada Kalan Son Sinemada İntiharı" David Cronenberg : Öyle bir zaman gelmiş ki, herşey yeni buluş biobilmemne görüntü zımbırtılarından naklen yayınlanıyormuş. Son yayının konusu da başlıkta ifade edilen şey. Eh, işte yönetmenimiz de uçan fikirleriyle tanınmıyor muydu?

23. film, "Sana Vermek İçin 9000 km. Yol Katettim" Wong Kar Wai : İnanılır gibi değil, ama, şu anda filmden aklımda isminin uzunluğu ve şiirselliği dışında bir şey kalmamış. Oysa, seyrederken pek beğenmiştim, neyse.İsim yukardaki kadar değil, devam ediyor: "Onunla Tanıştığım Yıl Ağustos Ayında Sıcak Bir Yaz Öğleden Sonrasıydı Sonsuza Kadar"

24. film, "Nerede Benim Romeo'm?" Abbas Kiarostami : Arka plandan en klasik Romeo Jülyet filminin sesleri gelirken, sadece filmi seyreden kadın yüzlerinin gösterildiği bir anlatım seçmiş, yönetmen. Öyle sade ve öyle etkiliydi ki...

25. film, "Son Randevu" Bille August : Danimarka'daki yabancı-yerli ayrımına karşı sinemanın iyileştirici, birleştirici gücü yazacağım, kuru bir ifade olacak, ama, şunu söyleyeyim, anlatım güzeldi.

27. film, "Eşsiz Karşılaşma" Manoel de Oliveira : Eşsiz Michel Piccoli'yi yıllar sonra yeniden görmek etkileyiciydi, doğrusu.

31. film, "Happy Ending" Ken Loach : Yine bir sosyal-siyasal eleştiri; sinema seyretmek yerine artık futbol seyretmek mi, tercih ediliyor? Hem zaten artık sinemada da seyredecek bir şey yok, saçmalıyorlar da, sinema zaten bunun hak mı ediyor? Valla, üç dakikada bile bu soruları sordurmayı başarıyor Loach.

İşte buydu, o şölen filmi.
Keşke yeniden oynasa da, bir kez daha seyredebilsem.

5 yorum:

endiseliperi dedi ki...

evet, ben izledim. çok eğlenceliydi. 3 dakika 3 dakika, atıştırmalık gibiydi.

neolitik hanım dedi ki...

basını kacırdım ama ben de izledim, eglenceliydi hakikaten. tekrar yayinlansa da bastan izlesem.

cnbc-e'de bu ay zahrada diye cok guzel bir film gosterilecek. bir arkadasım festivalde izleyip cok begenmisti. tarihine bakayım diye cnbc-e sitesine girdim ama açılmadı. öğrenince yazarım sayfamda.

ekmekcikiz dedi ki...

Sevgili Peri,
Sevgili Neo,
Azimliyim, beğendiklerimin tümünü yazacağım.:)
Bir de o zaman sizin hatırladıklarınzı konuşalım, derim.

B5 dedi ki...

Alinacak ne kadar cok film var. Listemi uzattim sayende ;)
Tesekkürler

ekmekcikiz dedi ki...

Sevgili B5,
Bu yazı,listeni uzatmaya vesile oluysa sevinirim.
Ancak, şimdi şuna dikkat ettim:
Her yönetmenin film içindeki bölümünden bahsederken, yine "film" demişim. Galiba, ismiyle, jeneriğiyle ve en önemlisi tarzlarıyla hepsi ayrı film çağrışımı yapmış olmalı. Bu durumda, bu ifadeyi değiştirmiyorum, ama, bu bilgiyi de buraya ekliyorum.