Pazar, Haziran 10, 2007

ÇEKMEKÖY


İSTANBUL GEZİLERİ DEVAM EDİYOR!

Arkadaşlarımla veya onları ziyaret için yapılan geziler, bir tür İstanbul yakın çevresi tanıma tanıtma serisine dönüştü.

Son senelerde, İstanbul'daki yeni yaşam biçimlerinden biri bahçeli, büyücek evlerden oluşan şehir merkezine nisbeten uzak sitelerde yaşamak. Bu seçim, şehrin bazı bölgelerinde hızlı değişiklikler oluşturuyor.
Bu değişimin en çarpıcı olduğu yerlerden biri Çekmeköy. Daha dört beş sene öncesine dek neresi olduğu bilinmeyen bu yer, şimdi bahçeli evler cenneti gibi oldu.

Bu haftasonunda fakülteden beri arkadaşım S.in geçen sene taşındığı Çekmeköy'deki bahçeli evlerinde misafirliğe gittim.
S.in kocası haftasonu İstanbul'un bir başka ucundaki iki günlük toplantıda olacağı için, Cumartesi gecesi kızıyla yalnız olacaklardı. Bu misafirlik beni neredeyse 25 sene öncesine taşıdı.


Hukuk okurken yakın semtlerde otururduk, okuldan beraber dönerdik. Sonra, bütün gün birlikte olduğumuz yetmez, telefonda lak laka devam ederdik.
Üniversite sonrası meslek seçimlerimiz farklı olduysa da, genel ilgi ve zevklerimizin benzerliği sayesinde ilişkimiz sürdü, gitti.
Bazen, araya şehirler ülkeler girdi, biz yine de bağımızı sürdürdük.
Sonra, onun tek çocuğu ve benim birinci çocuğum aynı sene doğdular; bebelerin araları iki ay oldu. Bu defa, çocuk büyütme ve yetiştirme konulu bitmez tükenmez telefon konuşmaları yapar olduk. Zaman geçti, okula başladılar. Yine sıkı fikir alışverişleri yapıldı. Derken, geçen sene OKS badiresini atlattılar, yine aynı teatiler eşliğinde.

Bu sürede, sırf kendimizden ve havaiyattan konuştuğumuz ilk gençlik günlerimizi unutup, sadece arada hatırlarsak iç çeker olmuştuk.

Sonra, hayatlarımızın yeni dönemeçler aldığını farkeder olduk. Hayatımıza, sevdiklerimizin kaybının acısı, değerli insanlarımızın başka yerde kaldıklarını anlamanın ağırlığı girdi.
Zamanla dersimizi aldık ve kendimize daha çok önem ve değer vermenin keyfini hatırladık.
S. "çöp adam bile çizemem"söyleminden vazgeçti, ders aldı ve çok güzel resimler yapmaya başladı. Ben, eski merak ve ilgilerimi canlandırmayı seçtim.

Dün akşamüstünden sonra, gece boyunca, sonra sabahtan öğleden sonraya kadar konuştuk durduk; geceyarısından çok sonra, tam yatarken acıktığımızı farkedip yumurta kırıp, yediğimiz zamanlar gibi...

İşte, sevgili arkadaşımın evindeki gece yatısı beni sırf İstanbul çevresine değil, kendi geçmişime de gezmeye götürmüş oldu.

Teşekkür ederim S.ciğim, birlikte geçirilen zamana ve dostluğa.

10 yorum:

sumuklubocek dedi ki...

ne guzel bir dostluk; her daim boyle guzel ve ozel olmasi dilegiyle...

ekmekcikiz dedi ki...

S.b.ciğim,
Teşekkür ederim iyi dileğin için.
Evet, biz de onu konuştuk; şanslı olduğumuzu düşünüyoruz.

miso dedi ki...

Sevgili ekmekçikız,
Ne güzel bir ziyaret olmuş. Kadınların dostluğu farklı oluyor, ben de böyle eskilerden gelenlerle birlikte olmaya hiç doyamam. Çok nadiren görüşebiliyoruz ama o bile çok iyi geliyor :)

ekmekcikiz dedi ki...

Misocuğum çok doğru, son senelerdeki bazı zor zamanlarımda onların çok desteğini gördüm. Sağolsunlar, iyi ki varlar.

elektra dedi ki...

bir yarım saat oluyor eve gitdiğim. sıcak ve öğlen keşmekeşi istanbul,yordu bitirdi beni. biraz ortalık topladım, bir kahve yaptım sigaramın yanına,açtım bilgisayarı yazını okudum. ufff, dedim,gelmiş olduğum ev şurada olsaydı ya, yeşillikler içinde, sakin, esintili.

istanbul'un merkezine uzak ve sakin bir yerde ev var, hep emeklilik ve oğlanı kendi başına bırakabileceğimiz yaşlara ertelediğimiz bir plan olarak duruyor. o senin dediğin yaşam biçimleri, nedense bana emekli olunduğunda gidilebilir gibi geliyor. çok uzaklar ya merkeze, ondan sanırım. nedense ben şehirden kopmaktan korkan biriyim.

bu arada, o kadar az ki eskiden arkadaşlarım olanlarla irtibatım. ayrı şehirlerde hepsi. imrendim yazdığına.

sevgiler...

Fatma and Kevin dedi ki...

Ne güzel anlatmışsın dostluğun ince ince örülüşünü. 'İşte hayat bu' dedirtiyor insana, 'bunun için yaşanılır'...
Sevgiyle,
Fatma.

ekmekcikiz dedi ki...

Elektracığım,
O uzak ötesi semtlerde oturmanın getirdiği en büyük sorun, kesin bir araba kullanma zorunluluğu ve bağımlılığı. Henüz, herşey o kadar yeni ki, toplu ulaşımdan faydalanmak imkanı yok, veya aktarma ile mümkün.
Ancak, gördüğüm kadarıyla oralarda çocukları küçük olanlar özellikle oturuyorlar ki, çocukları yeşillik, bahçe içinde büyüsünler. Bunun bedeli ise, çocukların erken saatlerde uzun okul servisi yolculukları yapmaları. Büyüklerin arabaları ve çabucak gidiyoruz, gerekçeleri var.
İstanbul denen devasa yapıda, hayatla ilgili nasıl bir karar alırsan al, hep bir taraftan da fedakarlık yapmak zorunda olunduğu için, sonuçta fazla bir şey değişmiyor.
Ben, kendi açımdan ya hep ya hiç diye düşünüyorum.
Ya merkezde ulaşımın zor olmadığı yerde yaşamalıyım, ya da tam kırda. Daha da iyisi, hem merkezde hem kırda küçük birer eve ulaşabilmek ya...

ekmekcikiz dedi ki...

Fatmacığım,
Sahiden "hayat bu, yıllar geçince insanın elinde tutmayı başardığı değerler" bir de onlara ulaşabiliyor olmak.

Adsız dedi ki...

Sevgili arkadaşım,arkadaşlığın beni her zaman besledi, senden çok şey öğrendim doğrusu! Ayrıca dünden beri de yaptığın lezzetli ekmek çeşitleriyle besleniyoruz.Asıl ben teşekkür ediyorum. SEVGİLER.

ekmekcikiz dedi ki...

Sevgili Anonim,
Bu vesileyle buraya yorum yazmış olmana çok sevindim.
Sırada, senin kendi ekmeğini yapman ve belki de resimlerini internette sergilemen var.:)
Öpüyorum yanaklarını.