Cuma, Temmuz 27, 2007

KARADENİZ KIYISINDAN İSTANBUL BOĞAZINA


Bugün öğlen saatlerinde işten kaytardım.

S., önceki gün, Sakıp Sabancı Müzesi'ne gidelim demişti.
Öğlen tatilini uzatarak müze gezme faaliyeti için, dün uygun gelmişti bana.
İş gevşekti, bütün gün pinekledim, oysa S.'in işi varmış, gezme bugüne kaldı. Öğlende buluşup yola koyulduk.

Emirgan'a geldiğimizde halılarla ilgili bir sergi olduğunu gördük, bu ikimizi de pek açmadı.
Yola devam edip Rumeli Kavağına gitmeye karar verdik.
Pek gönülsüzdük anlaşılan, hafta ortası öğlen sıcağında Kavak'ta da bir cazibe göremedik.
Hadi, gerisingeriye Sarıyer'e döndük.
O sırada benim karnım zil çalmaya başladı; sabah erkenciyim ya.
Peki.
Hemen Sarıyer Muhallebicisi'ne girildi. Birer porsiyon kıymalı börek yenilip ayran içildi.
İyi. Şimdi yola deva edebiliriz.

Aynı yoldan bir kez daha başlayıp, sonra Rumeli Feneri tarafına saptık.
Bakın şurada bir güzel anlatmışlar.
Aynen anlatılan sırayla gezdik biz de; Fener, Kale, Marmaracık koyu.

Daha yeni börek yediğimiz için balık yemedik, ne yazık ki.
Sonra dönüp, Garipçe Köyüne saptık, bir şeref turu da orada attık.
Deniz köpük köpük ve dalgalıydı, poyraz sert esiyordu.

Oturup bir çay içsek dedik, sonra Yeniköy'de Emek Kahve'de içeriz diye yola devam ettik.
Boğaz'a girince rüzgar ve deniz biraz sakinleşti.
Sakin bir öğle sonrası kahvesi, çayı içildi. Eh, ben işe dönmeliyim; yola revan olduk yeniden.


Uzun süredir Karadeniz'den Boğaz'ın girişine bakmamıştım. Bir zamanlar sık sık yolumuz düşerdi oralara.
Bir seferinde, kış başında bir gün Pazar sabahı otobüsle Sarıyer'den Fener'e gitmiştik. Niyetimiz, Haldun Aydıngün'ün tarif ettiği patikayı izleyerek deniz kenarında orman içinden Kilyos'a kadar yürümekti. Bir de ne görelim; Fener'de sis düdükleri çalıyor, göz gözü görmüyor.
En hasından eğlence işte; hiç aldırmadık sise, koyulduk yola. Sonunda Kilyos'a ulaştık.
Öf, ne kadar eskidenmiş, yirmi sene olmamışsa da dur bakayım, 16-17 sene olmuş bile.

Yeniköy'deki Emek Kahve o zamanlar bir mahalle kahvesiydi. Hani işte, erkeklerin gittiği, tavla, kağıt oynadıkları cinsten.
Sonra, öğrenciler, gençler dadandı oraya. Karşıdaki fırından, pastaneden birşeyler alıp çay içmeler filan derken, bugün gördüm ki, deniz kenarı artık yiyecek de satılan bir "cafe" olmuş. "Kahve" cadde tarafına atılmış.
Demek ki en az 5-6 senedir oraya da yolum düşmemiş.
Meraklısı için not: "Hırsız Polis"de Çınar ve Mavi'nin bazı dramatik konuşma-tartışma sahneleri orada çekilmişti.

Emirgan'dan geçerken, üniversite yıllarının sonlarına doğru yaşadığımız lüks eğlenceyi hatırladım:
Bir arkadaşımız ehliyet almıştı. Babası, abileriyle ortak kullandıkları bir araba vermişti, kardeşlere. Bizimki arabayı alabildiği zaman, hava güzelse ders kırıp, arabaya doluşur Emirgan'a giderdik.
Genellikle meydandaki çay bahçesinde oturur, bazen kağıt oynar, bazen çay içerdik.
Eğer cebimizde yeni alınmış öğrenci kredilerimiz varsa da o zamanlar İstanbul'daki az sayıdaki pizzacıdan biri olan Kupa'da pizza yerdik.
Sonraları bir de Beyoğlu'nda "Kral ve Ben" açılmıştı. Orada, Amerikan usulü yiyebildiğin kadar pizza servis edilirdi ki, büyük yenilikti.

Komik değil mi?

21 yorum:

ekmekcikiz dedi ki...

Kimseler gelmemiş, ne kadar ıssız.
Neden?
Sıcak kasvet mi veriyor?
Milletin işi gücü mü var?
Genel bir sıkıntı hali mi yoksa?

Oysa ben bu yazıyı yazdım, ekmekler pişirdim. Ekmeklerimi alıp arkadaşıma gittim, öbür arkadaşlarım geldi, yedik, içtik, sohbet ettik, güldük.
Burası sessiz, ıssız.
Tuhaf.

miso dedi ki...

Merhabaaa, merhabaaa,

Geldik bak :) Tatildeydik, mahrumiyet işte, bilirsin. Yazına da bayıldım. Özledim İstanbul'umu. Yeniköy, Sarıyer, Bebek... buralar benim yerler(di) hep. Güzel geçirdiğin güne sevindim.

marruu

ekmekcikiz dedi ki...

Misoooo! =))
Hoşgeldin, özlemiştim.

Umarım, özlediğin yerleri en kısa zamnda görürsün, yeniden.

candan dedi ki...

pizza kupa ha? :) ordan tanışıyor olabilir miyiz? sene kaçtı dur bakiyim, ımm 86, 87?
biz de figen'le berâber yapardık o hovardalıkları.. daha dün gibi. istiklâl'in girişinde bir lokanta vardı, solda, adı neydi unuttum şimdi. açık büfe sergilenirdi yemekler. hâlâ daha var sanki orası ya da yenidir belki ama gitmiyorum artık. çünki figen'siz tadı çıkmaz. herşeyden tıkabasa yer, sonra hesap ödememek için sonuncu yediğimiz şeye saçımızdan koparıp atar ve kızılca kıyâmet koparırdık. telefon la birilerini işletmek gibi görürdük bu yaptığımız şeyi. :)) şimdi olsa yapar mıyım? bilmem artık o kadar eğlenemiyorum ki..

candan dedi ki...

telefon la= telefonla
bilmem artık o kadar eğlenemiyorum ki= bilmem, artık o kadar eğlenemiyorum ki.
affola..

bu da takıntılarımdan biri. ;)

ekmekcikiz dedi ki...

Candancım,
Bizimki 82-83 gibiydi. Eh, ben senden büyüküm ya! :)
İstiklalin girişindeki lokantanın adı "Pehlivan"dı, sanki. Yakın zamana kadar oradaydı. Hatta bir dönem vitrini önünde cama yapışıp, elinde bir somun ekmekle yiyeceklere bakan, bizim "kadrolu aç" adını taktığımız -evsiz olsa gerek- bir adamcağız olurdu.

Dur, bugün gidip bakayım, yok artık o lokanta galiba. Sanki şu son dönemin modası cafelerden birisi oldu galiba; Özsüt filan mesela.

neolitik hanım dedi ki...

gunaydın ekmekci kız,

haftasonu internete girmedim hic, guzel yazını simdi okudum. zaten alıskanlık oldu sabahları ilk iş blogları dolaşmak, eskiden gazeteleri okurdum önce, tatsız bir başlangıç olurdu, şimdi sizlerden başlıyorum, pek güzel oluyor (gerci halid'in blogunda kötü bir sürpriz gördüm ama umutluyum, dönecek, belki uzun sürer ama dönmeyecegine inanmıyorum).

yeniköy'deki emek kafe bizim kahvaltı mekanlarımızdan biri nicedir, erken gitmek gerekiyor denize yakın masalardan kapmak icin. bir de havalar yeni ısınmaya başlarken erken sabahlarda gidilirse, serçeler kahvaltı masanıza ortak oluyor hiç kaçmadan. güvercinlere yem atar gibi sercelere kahvaltı verebiliyorsunuz :)

emirgan'a yakın oturuyorum ben ama o kadar az gidiyorum ki o cay bahcesine, orda oldugunu bilmek yetiyor bana, memleketten annemler, ablamlar geldiğinde gidiliyor genelde. orda yıllardır patlamış mısır satan yaşlı bir amca var, her yaz hala orada olup olmadığına bakıp orda oldugunu görünce seviniyorum.

uzun bir yorum oldu, ama yazın ilham verdi napayım :)

sevgiler

Sndrfknella dedi ki...

Ahhh Ekmekçikız'cım ahhh :))) Ben küçükken giderdik Kilyos'a. "Aman girdaplara dikkat,", "Gözümün önünde kaç kişiyi çekti bunlar," vs. geyikleri içinde denize girer çıkar, cam şişede kağıt pipetle kola içer, akşama pembe-kırmızı eve dönerdik. İstiklal Caddesi'nde Pehlivan'ı hatırlamıyorum ama 70'lerin sonunda "Bab Kafeterya" vardı ki ben bayılırdım oraya. Kristal Büfe de vardı sanki Taksim'de o zamanlar, değil mi?

Sonra Kupa!! Evet.. sosisli pizza dışında birşey yediğimi hatırlamıyorum. Acaba çok çeşit mi yoktu o zamanlar yoksa ben başka bir şey mi yemezdim? Bir de '87de üniversite ilk sınıfta sınıfça kaçıp Bağdat Cadde'sindeki Kral ve Ben'e gittiğimizi hatırlıyorum. Orası da keyifli ve dev ebatta pizza servisliydi :D Emek Kahve'yi hatırlamıyorum, ama biz öğrenciyken Bebek Kahve'ye giderdik sık sık. Kedilerin seceresini öğrenecek kadar sık hemde!!! ;)) Artık gidebileceğim saatlerde (karşı tarafta çalışınca ya iş çıkış saatleri ya da haftasonları) tadı kaçmış, lüzumsuz bir paparazzi kalabalığı oluşmuş. Pazartesi sabahım çok keyifli başladı sayende, nerelere gittim bak :)) Nefis bir hafta olsun sana da. Öperim.

Sevgiler :)))

ekmekcikiz dedi ki...

Neocuğum,

Serçeler öğle sonrası sıcağında bile sandalye arkalarında sıçrayıp duruyorlardı o gün. İnsancıl olmuşlar.:)
Emirgan'daki çay bahçesinin adını şimdi hatırladım, Mirgün değil mi?
Bir de kapalı kısmı vardır, onun yanılmıyorsam.

Halid'e gelince, yakın zamanda yaptığı sayfa değişikliğinden sonra, birden ortadan kaybolması üzücü, adeta.
Neyse, Peri, Candan, Metin Bey çekiştiriyorlar, ortaya çıkması için. Dilerim onları kırmaz.

Ayrıca yazıyı zenginleştiren güzel yorumun için teşekkür edrim.

ekmekcikiz dedi ki...

Sndrnellacığım,

Evet ya, onlar da vardı: Şahane hamburgerleriyle Kristal Büfe (ki, o zamanlar memlekette başka hamburgerci yoktu), saatlerce oturup, hem güzel yemek yediğimiz, hem de lafladığımız, juke box'ından müzik dinleğimiz Bab Cafe...
Kral ve Ben'in Bağdat Caddesi şubesi İstiklal Caddesindei ilk yerlerinin çok tutması sonucu, ondan bir kaç sene sonra açılmıştı. Candan'a söylediğimi sana da söyleyeyim, ben senden büyüküm ya, bizim Kral ve Ben muhabbetimiz 83-84 sırasındaydı.

Kupa'da sanırım tek çeşit pizza vardı, sırf sosisli yenirdi, fotoğrafı da o nedenle seçmiştim.:)
Hamurunun daha çok pide hamuru gibi olduğunu hatırlıyorum.
Aslında derdimiz yediğimizden çok, orada olma, arkadaşlarla birşeyler yapma keyfiydi.

Ben de sana çok iyi bir hafta dilerim.
=))

Mademoiselle dedi ki...

Benn geldimm:) Aslinda okuyoruz yazdiklarini ekmekcikiz ama bu aralar bana yorum yazmak cok zor geliyor:). Zaten bloguma da yazamiyorum. Tasiiyoruz ve hani derler ya "dakika bir, gol bir" aynen oyle bir olay ile karsilastik. Tasima sirketi esyalari onlarin kolileyecegini bilmiyormus ve geldikleri gibi gittiler...

Su Kiral ve Ben'deki pizzalar kisi basi ne kadar biliyor musun? Ben yazini esime sesli bir sekilde okudum ve onun ilgilendigi kisim bu kisim oldu:).

Mademoiselle dedi ki...

Benim tasinma telasi icerisinde bir ayrinti gozumden kacmis. Kral ve Ben hala acik olan bir pizzaci mi acaba...

Mademoiselle dedi ki...

Benim tasinma telasi icerisinde bir ayrinti gozumden kacmis. Kral ve Ben hala acik olan bir pizzaci mi acaba...

ekmekcikiz dedi ki...

Sevgili Madamoiselle,

Canım ben öylesine "neden sessiz ortalık" demiştim, siz üstünüze alınmayın.:))

Taşınma telaşı içinde olduğunu okudum, kolay gelsin. Dilerim herşey yolunda gider.

"Kral ve Ben" artık yok. İlk dükkanı Beyoğlu'nda 82-83 yıllarında açtılar yanlış hatırlamıyorsam. Sonra 85-86 gibi Bağdat Caddesine gittiler. Birkaç sene sonra da önce Beyoğlu sonra diğeri kapandı. Çünkü, pizza işi yayıldı, Amerikan pizza şirketleri geldi, onların tek ve ilk olma özelliği yok oldu, vs. vs.

İşte böyle.:))

elektra dedi ki...

ekmekçikız,
yeniköy'de hemen denizin dibinde harap bir yalıyla yan duvar komşu, bizim aristo'nun kahvesi diye bildiğimiz bir yer var. senin dediğin kahve o mu?
bu arada, söylemesi ayıp iyi ki bugün pizza yemişim. yoksa şimdi şu son resim beni mahvederdi yahu:)

elektra dedi ki...

aaaa, bu arada senin yorum sayfanda kelime doğrulama vardı, o gitmiş, yanlış hatırlamıyorum değil mi?
valla iyi olmuş, bazen acaip abartıp 8-9 harf yazdırıyor. işlevini bilmem ama, ben sevmiyorum. iyi olmuş iyi olmuş:)

TalismanDiyette dedi ki...

Hımm Ekmekçikız,
Bana İstanbul u ilk keşfettiğim zamanları hatırlattın. 10 sene önceye gidiyoruz. Ben İstiklal Caddesinde beni almaya gelecek akrabamı bekliyorum çok gerginim çok heyecanlıyım. Sonra geliyor akraba, Taksim den Ulus a gidiyoruz ben Beşiktaş a giden iki yanı ağaçlı yola bayılıyorum. Tamamdır diyorum galiba doğru yaptım. Sonra bir sürü maceradan sonra iyice yerleşik olduğumda gezmeye başlıyorum. Ortaköy e aşık oluyorum. Ulus parkında kendimden geçiyorum. Kuzguncuk ta coşup deniz kenarında koşuyorum zıplayarak..Sonra Rumelihisarı. Ufff.. Garip oldum, çok keyifliydi İstanbul u keşfetmek. Yemek yenilecek yerleri keşfetmekse daha bir ayrı zevk.. Hımmmm..
Not: Erguvan böyle daha hoş.

ekmekcikiz dedi ki...

Evet, Elektracım, o kahve olsa gerek. O zamanki adı "Yeniköy'deki Kahve" idi bizim aramızda. Şimdi, "Emek Kahve" adını takmışlar, öyle yazıyor.

Afiyet olsun sana, biz o gün Sarıyer'de börek yedik. Güya altlık olacaktı, öyle tok tuttu ki, değil balık kalamar, midye bile yiyemedik.

O kelime doğrulama zımbırtısını ne vakikse bir ara takmışım oraya, kaldı durdu. Geçen akşan biraz temizlik yapıp havalandırayım blogu derken, onları da temizledim. :)

ekmekcikiz dedi ki...

Talismancım,

O yol Dolmabahçe'den Beşiktaş'a kadar kısacık, ama öyle insanı çeken bir yol ki... Ben çok kişiden İstanbul'u o yolla andıklarını duydum.

Hepimizin ayrı ayrı keşif anıları var, İstanbul için. Ben de Hisarları çok severim.

Değil mi, erguvana güzel bir yer bulabilmişim sonunda? :))

dory dedi ki...

82-83, hatta 84, Kral ve Ben'in limitsiz pizzası, Bab Cafe'nin jukebox'u, n'aptınız kızlar, nerelere götürdünüz beni böyle?... kesin oralardan tanışıyoruz biz. allah bilir sinema günlerinde reks'ten kombine bilet de almışsınızdır; hatta Gümüşsuyu'ndaki cennet bahçesine de gidiyorsunuzdur.

ekmekcikiz dedi ki...

Doryciğim,
Evet yaa!
"Cennet Bahçesi"
Ne unutulmaz bir yerdi orası da.
Sonra bir de Taşlık Bahçesi vardı, şimdi yerinde Swiss Otel dikelmekte maalesef...