Cuma, Ağustos 03, 2007

GEÇMİŞTEN BUGÜNE

Tam yedi sene olmuş, Karadeniz yolculuğunu yapalı.
Çocuklar küçüktü, nereye kadar gidebileceğimizden pek emin değildik.
Hep yaptığımız gibi, hadi, deyip yola koyulduk ve çok güzel anılar kalan bir gezi oldu
.

""
Yolculuk 29 Temmuz'da başladı.

Istanbuldan hareketimizden 9 saat sonra Yeşilırmak vadisinden, Tosya'dan geçerek Samsun'a ulaştık.

Ertesi gün Samsun’u gezdik, eski evimizi bulana kadar oldukça zorlandım.
Ben liseyi Samsun'da okumuştum; malum memur çocukluğu hali. Şehir çok büyümüş ve aradan 20 sene geçmis. Galiba bulmakta zorlanmamda, ikinci neden daha önemli olsa gerek!

Öğleden sonra Samsun’da denize girdik, tipik dalgalı Karadenizdi, eğlenceliydi.

Ertesi sabah yola çıkarken hedefimiz Trabzon’a ulaşmaktı.
Nemli ve sıcak bir gündü, yolculuk yorucu geçti.
Gece dinlendik , ertesi sabah sehri gezmeye başladık.
Tarihi özellikleri olan çok güzel kurulmus bir şehir, Trabzon. Hayran kaldım.



O gün öğleden sonra hava bozmaya, yağmur yağmaya başladı ve Sümela'ya birkaçyüz metre yürüme ve tırmanma mesafesi kalana dek yakınlaşmamıza rağmen ulaşıp, göremedik.

Yola devam edip, akşama yine yağmurlar arasında Ayder yaylasına ulaştık.

Ayder Rize’den sonra Kaçkarlara doğru Fırtına Vadisi geçilip, tepelere doğru döne döne ulaşılan olağanüstü güzellikte bir yayla! Küçük bir kaplıcası var.

O geceyi , ertesi günü orada, Kuşpuni Pansiyonda geçirdik.
Daha yukarılara doğru küçük tırmanışlar yaptık, dağ havası soluduk, henüz erimemiş adeta çığ görünümünde kar yığınları gördük.
Kuşpuni'de nefis lezzetli kaymaklar, tazecik mısır ekmekleri, benekli alabalıklar, mis kokulu mıhlamalar yedik.
Sonunda, buralara yine ve donanımlı olarak gelip zirvedeki göllere çikmaya karar vererek, dönüs yoluna koyulduk.


Dönüş dediysem buralara kadar gelip Sarp sınırına dokunmamak olmaz, sahil yolunu sonuna kadar bitirdik. Sınırda, arkada Gürcistan gözüken bir fotograf çekip, sonra gerçekten dönüşe başladık.

O gün şiddetli yağmur ve fırtına altında Giresun’a kadar gelebildik. Geceyi orada geçirdik.

Ertesi gün Sinop’a doğru yola koyulduk, yağmur sonunda dindi; sakin ve küçük bir şehir bizi karşıladı.
Sonraki gün ve gece orada bir tatil otelinde kaldık, denize girdik, uzun yolculuğun yorgunluğunu biraz attık.

6 Ağustos günü İnebolu, Kastamonu üzerinden Küre dağlarını aşıp, Safranbolu'ya bir selam vererek, evimize ulastik.

Böylece 9 günde tam 2850 km yol teperek, şarkılar dinleyip söyleyerek, çocukların da çok eğlendiği, tadı damağımızda kalan bir yolculuk yapmış olduk.

"""

diyerek, bir yakınıma gezi sonrası anılarımı anlatmışım mektubumda.

Şimdi bir haftalığına başka bir yolculuk var sırada.

İçimde bir his, güzel zevkli bir tatil olacak diyor; sevdiğim bir yere gidiyorum.

Gelince anlatacağım tabii ki, yine de bilin bakalım neresi acaba?

12 yorum:

B5 dedi ki...

Punto da okudugum gibi heveslendiriyor Kuzey Türkiye gezileri :)Elbet bir gün yapilacaklar arasinda olacak.

Rüzgar degirmenleri(?), bunlari pek cok ülkede gördüm. Ama Türkiye'de gördügümü hatirlamiyorum. O yüzden bilemedim. Sadece biraz daha kuzey paralelleri diyebiliyorum. Dolayisiyla 45 veya 50.ci Kuzey paralelleri arasinda bir yer olabilir mi :))?
Sevgiler,

ekmekcikiz dedi ki...

B5'ciğim,

Sahiden gitmeye görmeye değer yerler. Tekrar gitmeyi çok arzu ediyorum.

Rüzgar değirmenleri Türkiye'de var, sanırım tek yerde. Ben de çocuklarla Ege'deki o yere gidiyorum.:))

metin-thePoor dedi ki...

Bozcaada mı acaba? Ya da Edremit falan?

ekmekcikiz dedi ki...

Üff ya, sen rüzgar güllerini ekle, sonra da sor; neresiymiş? Ağzımda bakla ıslanmıyor, benim. :)

mit dedi ki...

Ekmekcikiz bize geliyoooooor. Ve biz nerede oldugumuzu cok iyi biliyoruz:)))

elektra dedi ki...

ekmekçikız, bayılıyorum senin film anlatmana, gezi anlatmana. ne kadar gürültüsüz bir coşkuyla yazıyorsun, gerçekten. yazılarını okurken, böyle ince ve hafif tonda bir ekmekçikız sesi ekliyor kulaklarım. bilmem doğru mu tahmin ediyor.:)
iyi yolculuklar. iyi tatiller.
döndüğünde teyzen karşılama komitesinin kaptanlığını bekliyoruz, unutma sakın...

SekerPembe dedi ki...

Su an bulundugunuz yeri biliyorum ben, blog disinda gorusme durumumuz sagolsun:) Bayilirim ben su an bulundugunuz yere. Cok kereler gittim, sonuncusu bundan birkac sene evvel malum kisiyle son tatilimizdi. Nedense icimde buruk kalmis anisi. Daha sonra cok istedim gitmek, bir turlu kismet olmadi. Bu sene zaten bildiginiz gibi tatil matil hak getire.

Ama gitmisken benim yerime de bir cay icseniz ya Cinaralti'nda...

miso dedi ki...

Canım,

Güle güle gidin, güle güle dönün. Ve nefis yazılar yaz bize.

marruu

ekmekcikiz dedi ki...

Elektacığım,

Ooo, ne şeref! Karşılama komitesi, ben, kaptan...
Amanın, ben ne yapacağım?
Neden ben?
Hay Allah, blog aşırı bile sorumluluk alan-organizatör olmuşum, yine.

İşte bütün bunlar artarda geçti zihnimden. Hadi bakalım, göriciiz.:))
Hem bakalım, şu anlatıcının sesi nasılmış gerçekte?:)

Tatile gelince; iyiydi, hislerimde yanılmamışım, hepimiz çok memnun döndük.

ekmekcikiz dedi ki...

Pembekız,
Çayı Çınaraltı'nda değil de Habbele'de içtik ve seni andık.
Sayılır mı?:))

Dilerim en kısa zamanda güzel bir tatil yaparsın.

ekmekcikiz dedi ki...

Misocuğum,
Teşekkür ederim, işte kuş misali döndük bile.
İlk önce fotoğraflardan biraz ekledim, bir de anlatılacaklar var.
:))

ekmekcikiz dedi ki...

Mitciğim,
Seni unutmadım.
Unutulmaz tatilimizin evsahibesine yeniden ve tekrar tekrar teşekkür ederim, ederiz.
Sevgiler.