Pazar, Ağustos 19, 2007

"KALDIRIM SERÇESİ"

"LA MOME" / "LA VIE EN ROSE"

Bunlar bir şarkıcıyı anlatan güzelim filmin üç dildeki isimleri.

O şarkıcı, Fransa'nın tüm dünyada tanınan olağanüstü seslerinden bir kadın.
O kadın, 20. yüzyılın toplumsal dramlarını kişisel dramıyla sarmalamış bir şarkıcı.

Kısacası: EDİTH PİAF!

Yönetmen Olivier Dahan, senaryosunu Isabelle Sobelman ile birlikte yazdığı ve başrolünde Marion Cotillard'ı oynattığı filmde çok katmanlı bir anlatım ile bu olağanüstü kadını capcanlı kılıyor.

Bu başarıda adeta metamorfoz geçirerek Piaf oluvermiş genç baş oyuncunun büyük katkısı var.

Yanısıra diğer rollerdeki büyük oyuncuların katkısı inkar edilemez. Ayrıca Piaf'ın büyük aşkı Marcel Cerdan'ı oynayan, Fransız rock grubu Les Silmaril'in üyesi Jean-Pierre Martins'i ve Piaf'ın 5 ile 10 yaşlarını canlandıran oyuncuları da anmak gerekiyor.

Piaf'ın hayatının aşkını beklerken uykuya daldığı, sonra onun ölüm haberini aldığı ve kendini seyirci önünde bulmasıyla biten sahnenin, tek bir sekansda anlatılmış olması ve etkileyiciliği aklımdan çıkmıyor.

Uzun zamandır beni bu kadar derinden sarsan film olmamıştı.

Bunda, Edith Piaf'ın hayat öyküsünün büyük etkisi var, doğrusu.

27/2/2005 tarihli Sabah gazetesinde, o sırada Paris'te oynayan ve Piaf'ı anlatan bir oyundan hareketle, Sedef Ecer şunları yazmış:

"Herkes gibi ben de, o damardan vuran sesi yüzlerce kez dinlemiş, sokak çalgıcılığından Carnegiehall sahnelerine uzanan hayat hikayesini az çok okumuştum. Ama doğrusu, o 1.47'lik vücudun içinde bunca tutku, bunca ateş, bunca acı olabileceğini algılayamamışım hiç. Edith Piaf'in içli melodramları aratmayan hayatı 1915'te bir sokak lambasının altında başlar. O daha bebekken, annesi İstanbul ve Tunus pavyonlarında şarkı söylemek için Paris'i terkeder, cambaz babası ise sokaklarda şapkasıyla para toplamakla meşguldür. Piaf, gerçekten de kaldırımlarda büyür. Ta ki, 1935 sonbaharında, Belleville polislerinden kaçmaktan bıkıp, zengin mahallelerinde "işe çıkana" dek. İşte o gün, yakışıklı bir adam onun sesiyle büyülenir ve sahibi olduğu barda iş teklif eder: Serçe, sokak lambalarından sahne ışıklarına terfi edecek ve bir kaç yıl içinde tekniğini geliştirerek Fransa'nın en büyük sesi olacaktır.

Ömrü boyunca sahnede giyeceği tek kıyafet olan siyah elbisesiyle Paris'in en prestijli sahnelerinde şarkı söylemeye başlayan Piaf'i konu alan piyes ve film kapalı gişe oynamaya başladığında, Paris Alman işgaline yenik düşer. Alman askerlerine karşı koyarak ne kadar yürekli bir kadın olduğunu tüm Paris'e gösterir. İşgal yılları boyunca repertuarına unutulmaz şarkılar ekleyen Piaf, bu arada yetenekli bir genci keşfetmiştir: Yves Montand. Bir kez daha müzikle aşk iç içe yaşanacaktır. Artık çevresinde kalabalık bir ekip vardır. Müzisyenleriyle birlikte yaşarlar, günün ve gecenin her saatinde beste yapar, eğlenir, kavga ederler. 1947 yılında Edith ve "boys"ları Amerika'ya davet edilirler. Piaf, Broadway yıllarında hayatının en büyük aşkına rastlar. Boksör Marcel Cerdan, onun sanatçı olmayan ilk sevgilisidir. Piaf en güzel aşk şarkılarını bestelerken, Cerdan 1948 dünya şampiyonu olur. Bu dev adamla bu minicik kadın birbirlerine delice bağlanırlar ama aşkları, Marcel Cerdan'ın düşen uçağıyla birlikte okyanusa gömülür. O, ertesi akşam, bir başka efsanevi kadının, dostu Marlene Dietrich'in desteğiyle yeniden sahnededir ama o günden sonra gözlerindeki ışık bir daha geri gelmez. Gerçekten de Piaf'in o uğursuz 1949 yılından önceki fotoğrafları ve filmleriyle sonraki görüntüsü arasında inanılmaz bir pırıltı farkı vardır. Edith Piaf'ın bundan sonraki yaşamı çok farklı olacaktır. Yeni bir eve yerleşecek, salonundaki piyanodan Charles Aznavour, Georges Moustaki, Gilbert Becaud, Eddie Constantine gibi büyük müzisyenlerin parmakları geçecek ama o, "ruhunun çocukluğunu" bir daha bulamayacaktır. Piaf, tüm bu acılı dönemlerinde yanından ayrılmayan bestecisi Pills ile evlenip uzun bir Amerika turnesine çıkar, ardından aylarca Olympia'da kapalı gişe konser verir ama alkol ve morfin karışımıyla depresif bir ruh haline girmiştir artık. Şarkılar, erkekler ve hastalıklar hayatından büyük bir hızla geçip giderler. Sahnede sık sık bayılan kaldırım serçesi hayata bağlanmak için son bir adım atar, kendisinden 20 yaş küçük bir kuaför olan Teo'ya aşık olur. Basının alaya aldığı bu ilişki, son yıllarının tek heyecanıdır.

Bu son döneminde 40 kiloluk bedeniyle zavallı bir kuş gibi görünen Edith, sahneye çıktığında birden büyüyor, gözünü bile kırpmadan şarkı söyleyerek tüm salonu hipnotize ediyordu. Kendisine "Sağlığınız bozuluyor, biraz daha sakin yaşayın" diyenlere ise harikulade bir cevap veriyordu: "Ekonomiye inanmam. Ne işte, ne aşkta, ne de parada. İnansaydım böyle şarkı söyleyebilir miydim?" Müzesindeki o meşhur minicik siyah elbisesinin ve 34 numara ayakkabılarının önünde, en ünlü şarkısının sözlerini düşünüyorum: "Hayır, hiç bir sey için pişman değilim."
"Ekonomiye inanan" küçük bir ruh yazabilir miydi bu sözleri?"

Film hakkında bilgi burada var.

Filmden görüntüler isterseniz,
http://www.edithpiafmovie.com/
adresini bir tıklayın, pişman olmazsınız.

Daha da iyisi, filmi seyredin.


Ya da tadımlık olarak L'Accordeoniste'i seyretmekle yetinebilirsiniz, size kalmış. (Yıl:1954)

8 yorum:

pelin dedi ki...

bu film cok guzele benziyor ekmekcikiz. yazida cok guzelmis. bu ufacik kadinlardan mi cikar hep bu inanilmaz guclu sesler. sanirim burda vizyondan kalkmis, dvdsini beklemeli artik.

ekmekcikiz dedi ki...

Pelincim,
Berlin 2007'nin açılış filmiymiş.
Belki de daha orada vizyona girmemiş olabilir.
En iyi yabancı film Oscar adayı olacağı söyleniyor.
Bunlar da ek bilgiydi.:)

TalismanDiyette dedi ki...

Ekonomiye inanmam. Ne işte, ne aşkta, ne de parada. İnansaydım böyle şarkı söyleyebilir miydim

Bu harika bir cümle :)

Sevgili ekmekçikız, burda "sen" derken tanışınca "siz" demem sonra bana komik geldi :)) Yine "sen" e devam edeyim değil mi?

ekmekcikiz dedi ki...

Talismancım,
Tabii ki, öyle söyle.:)
Burası başka bir alem, gerçek hayattaki ölçülerimiz farklı, ne de olsa.

Ebru dedi ki...

Ekmekçi kız Edith Piaf'ın hayranı biri olarak 3 deneme başarıp bu filmi bulamadım:((( Bu hafta yine bakacağım olmazsa yardım iseteyeceğim.

Ekmekcikız dedi ki...

Ebrucuğum,
Ben filmi sinemada izlemiştim.
Sonra DVD si çıktı diye biliyorum, anlaşılan tükenmiş.
Belki, ikinci el filan bulabilirsin.
Bende ne yazık ki bir kaydı yok filmin.:(

Nehir İda dedi ki...

O zaman da kaçırmamışız:)) canımsın ya ...

EKMEKÇİKIZ dedi ki...

Evet yaa!
:)))