Perşembe, Ağustos 23, 2007

"KALP HATIRLAR"


Dün Paul Auster'ın Kırmızı Defter'ini okudum.
Bir çırpıda bitiverdi. Oysa, içindeki öykücükler veya belki yazma notları nasıl derin ve insanın içine işleyen hikayelerdi.

2003 basısının arka kapak yazısından:

Kırmızı Defter, çağdaş Amerikan edebiyatının en yaratıcı yazarlarından Paul Auster'ın çok özel dünyasına girmek için belki de ilk adım. Çünkü bu kitaptaki öyküler, onun ya gerçekten yaşadığı ve tanık olduğu ya da başkalarından dinlediği gerçek olaylara dayanıyor. Kendisinden, ailesinden ve yakın arkadaşlarından verdiği örneklerle her birimizin yaşamımızın belli anlarında başına gelebilecek küçüklüğü, büyüklü, tuhaf ve gizemli, gülünç ve trajik olayların, insan denen varlığın önceden bilinmeyen, değişken doğasını nasıl ortaya çıkardığını kanıtlıyor. Romanlarında olduğu gibi, bu kitabındaki öykücüklerinde de Paul Auster, içten ve yalın anlatımıyla rastlantıların insan yaşamındaki öneminin altını çiziyor ve onların hem yazdıklarını, hem özel yaşamını nasıl etkilediğini gösteriyor. Kırmızı Defter'in bu dördüncü basımında yazarın kitaba eklediği yeni öykücükler de yer alıyor.

Bugün Elektra'ın yazısını okuyunca, kitaptan bir öyküyü özellikle andım.

Yazar, sevdiği bir Fransız şairinin nerdeyse tüm hayatını iki-üç sayfada anlatmış. Ama, bu öyle bir anlatım ki, özetini çıkarmaya çalışsam eksik kalacak şeyler olacak, mutlaka.
Yine de deneyeceğim.

P. Auster'in arkadaşı olan bu Fransız Şair, türlü hayat sıkıntısı yaşıyor.
Annesi ile babası o çok küçükken ayrılıyor, annesi terkedilmenin acısıyla kendini savuruyor, kendisine yaşı giderek gençleşen aşıklar buluyor, çeşitli çılgın eylemler yapan bir aktivist oluyor.
Şairin bir sevgilisi var, kadın ondan bir süre ayrı kalıp, başkasından çocuk yapıyor, şair buna rağmen çocuğu benimseyip, ona babalık ediyor.

Bu arada, sadece aşk hayatı değil yazı hayatı ve gündelik geçimi de hep sıkıntılar içinde.

Birgün, o güne kadar hiç aklına gelmemiş bir şeyi yapıp, babasının adresini buluyor ve ona son kitabını postalıyor. Bir süre sonra babasından cevap geliyor. Yazışmaya başlıyorlar.
Tam, babasının yaşadığı şehre gidip onu ziyarete karar vermişken, babasının ölüm haberi geliyor.

Yine de o şehre gidiyor, babasının karısını buluyor.
Kadın, şaire, babasının onları terketmediğini, asıl terkedenin annesi olduğunu ve oğlunu kaçırdığını; babasının oğlunun özlemiyle, gizli gizli okulunun bahçesinden onu izlediğini, tam çok hastalanmışken postadan oğlunun kitabı çıkınca çok mutlu olduğunu ve hayata sarıldığını anlatıyor.
O zaman, şair çocukluk anılarının sisleri arasında, okul parmaklıkları arkasından gördüğü esrarengiz yabancının kim olduğunu ve daha da acısı, annesi tarafından anlatılanla yetindiği için hayatının bir düzlemini hep kaçırmış olduğunu, anlıyor.

Şair, bir psikiyart arkadaşına "neden bunca zaman sonra, o gün babasını aramak ihtiyacı duymuş olabileceğini" soruyor.
Bir süre düşünen doktor, babasından kaç yaşında ayrılmış olduğunu soruyor.
Cevap, üçbuçuk.
Peki, benimsediği ve babalık yaptığı çocuk kaç yaşındaydı, babasına ilk postayı gönderdiği tarihte?
Cevap, üçbuçuk!

O çocukla kurulan samimi ilişki, şairin o güne dek hiç hatırlamadığı ilk çocukluğuna dair anılar çağrıştırdı muhtemelen.
Doktor, belki bilimsel olarak bu hatırlamaya başka bir isim verdi, bilmiyorum.

Ben, Elektra gibi söylemeyi tercih ediyorum: KALP HATIRLAR!






Bir kez daha, insana olan merakımı artıran, kalp çarptıran yazılar yazan Paul Auster'e teşekkür ederim.

15 yorum:

elektra dedi ki...

ekmekçikız, psikiyatr bilinçaltı der de, kalbi devreye sokmak daha güzel.
ben bu kitabı en kısa zamanda okuyayım. zaten bir liste tuttum koca yaz boyu bloggerlardan methini duyduğum ve benim okumamış olduğum kitaplardan. şimdi iş başladı ve ben en verimli okumalarımı hep istanbul'un herkesi illet eden trafiğinde yapmışımdır. teşekkürler belediye, karayolları vs.:P

ekmekcikiz dedi ki...

Elektracığım,
Bir kaç sene önce Paul Auster çok meşhur olmuştu, pek popülerdi. Herkesler kitaplarını okuyordu.
Böyle durumlarda benim inadım tutar, o popülariteye hiç yüz vermem.
Neden sonra, geçen sene sevgili Fü. Hanım, bana onun bir kitabının İngilizcesini verdi. Bayıldım!
Sonra bulabildiğim kitaplarını alıp, olabildiğince sırayla okudum. Bu sene sevgili arkadaşlarım E. ve D. yi bu sevgiye bulaştırdım. Şimdi onlar da P. Auster okuyup dururlar.
Bu böyle bir yazar sevme zinciri gibi oldu.
Okurken satır altlarını çizdiğim yegane yazardır. Öyle sade, sıradan anlatırken öyle anlamlı sözler söyler, hikayeler anlatır ki hayran olmamam elimde değil.
Lafı uzattım. Oku, seversin.
:))

Turuncu Elma dedi ki...

Elektra kalp demiş, senin aklına bu kitap gelmiş, ben bu kitabı iki hafta önce Gerze yakınlarında bir otelde bulup okumuşum, Peri Gerze'ye gitmiş.

Paul Auster'in hikayesi kitapta da sık sık belirttiği gibi doğrudur büyük ihtimal. Hayat yazarların hayallerinden bile gerçeküstü tesadüfler biriktirir.

Sevgiler:)

ekmekcikiz dedi ki...

T.Elmacığım,
Hoşgeldin!

Doğru diyorsun, hayatın tesadüfleri yazarlara hayal kurduruyor, galiba.

Elektra'ya ilham veren de Peri'nin yazısıydı, zaten. :)

Yazılarına başlamanı sabırsızlıkla bekliyorum.

ekmekcikiz dedi ki...

Çok etkilendim.
Kalp sadece hep hatırlamakla kalmaz aynı zamanda her zaman her şeyi hep bilir.
Sadece zaman zaman akıl onu tutsak alır ve bazen de yanıltır.
Sevgilerimle.
E.

ekmekcikiz dedi ki...

Üstteki yorumu ben değil de, E.ciğim bana gönderdiği mailde yazmıştı.
Çok hoşuma gitti, aktarayım, dedim.

Not: En kısa zamanda "Kırmızı defter"i ve okuduktan sonra "Duman"ı sana ileteceğim.:))

Elif dedi ki...

Ne tuhaf! Ben de burada okumak icin onun bir hikaye kitabini getirmistim. Benim okudugum biraz iyi az kotu, arasira enteresan ama eh iste. Demek baska seylerini denemek lazim.

www.elifsavas.com/blog

ekmekcikiz dedi ki...

Elifciğim,
Ben de mesela Timbuktu'yu ilk başta, pek sarmadığı için bırakıp Ay Sarayı'nı okuduktan sonra tekrar okumuş ve sevmiştim.
Benim şu ana kadar okuduklarımdan favorim Ay Sarayı, bu arada.

metin dedi ki...

Tam Ay Sarayı'nı okumayı ihmal etmeyin diyecektim ki son yorumunuzla ağzımdan aldığınızı gördüm sevgili Ekmekçikız...

ekmekcikiz dedi ki...

Metin Bey,
Sizi burada görmek ne güzel.

Bugün ntv.com'da worldpress'in susturulmasıyla ilgili bir haber gördüm. Umarım yakında sayfaların(m)ıza kavuşur(sun)uz.

Bütün bu Paul Auster muhabbetinin üstüne, bugün son Türkçe yayınlanan kitabı Brooklyn Çılgınlıkları'nı aldım. E. arkadaşım, korkarım yakında başka her yazarı rededer hale geleceğiz, diyor.:))

B5 dedi ki...

Su an bende "Hand to Mouth" var alti sene önce aldim hala okunacak(!). The New York Trilogy ve Leviathan'i liseden hemen sonra cok begenerek okumustum, 90'li yillar ;)...
En son The Book of Illusions bitti esimle. Ayni heyecani yasayamadiysam da yine okumaya devam edecegim.
Türkce olmasi ne güzel! Can yayinlarinin tercümeleri iyidir sanirim. Bunu da almak isterim. Bir de okuma hizim alma hizimi gecebilse.
Sevgiler ve tesekkürler bilgi icin ;)

metin dedi ki...

Sevgili Ekmekçikız,

MtP Bey'in aşk cısıyla onuru kırıldı ve bilinmeyen, çok uzak bir gezegene çekip gitti. Geride ben kaldım. Şuradayım işte:
loverisloser.wordpress.com

Wordpress'e kapıdan değilse de gizlen.net bacasından kolayca girilebiliyor. Azcık is oluyor üstünüz başınız ama o kadarcık olur artık.

Sevgiler.

metin dedi ki...

"acısıyla"daki a düşmüş. Q klavyeli bir dizüstü, sebep bu!

ekmekcikiz dedi ki...

B5'ciğim,
Tamamen hislerime tercüman olmuşsun. ben de okuma hızım ile alma hızım (belki de açgözlülüğüm mü demeliyim?) arasındaki uyumsuzluktan şikayetçiyim. Belki, günün birinde bilimadamları bir çare bulur!:)
Can Yayınlarının çevirilerinden memnunum, doğrusu.

ekmekcikiz dedi ki...

Metin Bey,
Hemen gidip bir adres araştırması yaptım, güle güle oturun.:)
Birazdan birikmişleri okumaya gidiyorum.
Bacadan girmek o kadar da zor değil ve hatta biraz da eğlenceli. Bacadan olduğundan mıdır, nedir?
=))