Cumartesi, Eylül 29, 2007

ANNELİK NEDİR?

Bu ara, bloglarda ebe-sobe salgını var.
Arada oluyor böyle üst-üste yakalanılıyor, işte.
Elektra sormuş; Annelik Nasıl Bir Şeydir?

Ben de ona dedim ki:
Sen pek bi güzel anlatmışsın.
Daha ne denir ki?
Ay! Şimdi sözlüye kalkmış öğrenci gibi oldum.
Saçmalamasam bari.

Bakalım, neler var elimizdeee...

Epey sonra anladım ki, küçük bir kız olarak varlığımı farkettiğim günden beri anne olacağım gerçeği üzerine koşullandırılmıştım:
Küçük kızlar büyürler ve sonra onlar da anne olur.
İşte, hayat bu kadar basit!

Biraz büyüyünce, isyan günleri geldi:
Hayır evlenmeyeceğim, asla, anne de olmayacağım.

Sonra zaman geçti aşık oldum, ardından evlendim de.
Çocukları hep çok sevdim, hep iyi anlaştım onlarla.
Yine de kendi çocuğuma sahip olmak için çıldırtıcı bir arzu duymuyordum.
O vakitler daha çok kocamla olan hayatımız ilgilendiriyordu, beni.

Bir gün, "bizim bir çocuğumuz olsun mu?" dedi.
Aa! Ben dünden hazırmışım. Olur, tabii!
Hiç açılmadı arası ve hamile kaldım.

Hamile kaldığımda aklımda hep kız çocuk vardı; sanki kadınların kızı olur, gibi. Saçma, oğlan çocuklarını anneler doğurmuyor mu? Bu önyargı nedeniyle bebeğimizin oğlan olduğunu öğrenince şaşırmış ve yadırgamıştım.

Hayatımın hiç unutamadığım anlarından birini yaşadım, yeni doğmuş oğlumuzu ilk kucağıma aldığımda. O büyük coşkuyu, şaşkınlığı, kahkahayı ve gözyaşını tanımlamak çok zor.

Ardında dört sene geçti, kocam "bizim bir de sana benzeyen kızımız olsa?" dedi.
Bu sefer biraz nazlandım; zor olmaz mı, iki çocuğu nasıl büyüteceğiz, ya kız olmazsa?
Yine de çabuk ikna oldum. Bir süre sonra karnımda kızımız büyüyordu.

Tüm bunlardan sonra şunları söyleyebilirim:
Annelik, doğumdan sonra bir daha asla sadece ve yanlızca kendini düşünememektir.
Annelik, en sakin insanın yavrusu sözkonusu olduğunda anında pars kesilmesidir.
Annelik, almadan vermektir.
Anne olmanın mantıklı bir tarafı yoktur, tamamen içgüdüseldir.
Ve bu öylesine içgüdüsel bir duygudur ki, doğurmadan da anne olunur.

Yıllar önce Mehmet Ulusoy'un rejisiyle seyrettiğim Bertolt Brecht'in Kafkas Tebeşir Dairesi adlı oyununda en çok etkilendiğim, çocuğu doğuran mı, emek verip yetiştiren mi gerçek annedir dilemması olmuştu.

Herhalde, daha söyleyecek çok söz var.
Ama yeter.
Annelik biraz da susmaktır, bence.

Annem ve kızları kırk sene öncesinden.

Şimdi ben de Neolitik Hanım'ı ebelesem?
Sanırım bugünlerde bu konuda biraz kafa yordu.
İsterse yazar, bize.

6 yorum:

endiseliperi dedi ki...

ekmekçikız,
benim annelik hikayem de neredeyse aynı. tüm o ezbere gelenekçi, sonra isyankar, sonra aşık olup çarçabuk hamile kalmalarla birlikte:) kız çocuğu bölümü eksik. anneliğin biraz da susmak olduğunu ise yeni yeni kavramaya çalışıyorum. çok güzel yazmışsın. eline sağlık.

sevgiler.

elektra dedi ki...

ahhhh:( o resme büyür inşallah diye öyle bir hevesle tıkladım ki, ama aynı boyutta kaldı:( ben çocukluk, hatta bebeklik fotoğraflarına bakmaya bayılırım. ve en çok, her şey değişse de bakışın değişmediğini görmek şaşırtır, hem de etkiler beni.

bir de, sıpadan sonra, kız olacağının garantisini verebilselerdi, bir çocuk daha isterdim. çok şanslısın:)

ekmekcikiz dedi ki...

Periciğim,

Öyle, işte. Susmak gerekiyor da, susabilirsen.:)
Zaman zaman zıvanadan çıkıp, çok fazla konuşmak, bağırmak da sözkonusu olabiliyor ki, bu durum sonunda dır dır etmekten de kötü hissetmeme neden oluyor.:(

ekmekcikiz dedi ki...

Elektracığım,
Resmi koyarken, farklı bir dosyadan girdim vs. derken büyümeyen bir şey oldu.
Bu sabah değiştirdim, hem kendisi daha büyük, hem de büyüyor.
Sağdaki benim, henüz gözlük takmaya başlamamışım, kardeşim gözlüklü olan.:)

Kız çocuk konusunda, şanslıyım, çok şükür. Ama, anladım ki sevgisi hep aynı, içinde aynı şekilde yaşıyorlar.

neolitik hanım dedi ki...

ekmekci kız,

yine sadelikle, incelikle ne güzel anlatmışsın. fotoğrafa da bayıldım.

sobelendiğimi görünce şaşırdım ve tırstım hafiften, bir gözlemci sıfatıyla bir şeyler yazacağım ilk fırsatta.

ekmekcikiz dedi ki...

Neocuğum,
Teşekkür ederim.:)
Seni tırstırmak için değil de, yakın zamanda bu konudan bahsettiş olduğun için (bknz. Eskişehir anıları) sobeledim.
Farklı ir bakış olabilir, hem.
İstersen yaz, yoksa mecbur değilsin.:)