Perşembe, Eylül 13, 2007

BENİM KASTETTİĞİM BU DEĞİLDİ!

PEKİ NEYDİ, NEYİ KASTETMİŞTİN Kİ, ZATEN?

Anlatayım, efendim...

Bütün bahar ayları boyunca yağmur yağsın istemiştim.

O sıcak, bunaltıcı yaz günlerinde biraz serinlik istemiştim.

Koşturmacalarım bir düzene girsin de yürüyüşlerime başlayayım istemiştim.

Bunların hepsine bir günde kavuştum; ama, herşey birbirine girmiş şekilde!
Sırayla açıyorum:

Bizim semtin üstünde bir gökyüzü deliği var, sanırım. Orası hep güneşli pencere gibi. Yıllardır denedim; İstanbul'da kıyamet kopsa, yağmur yağsa şakır şakır buraya birkaç damla düşer veya neden sonra yağar. Dün sabah da meteoroloji raporunu dinlerken, bunlar yine yağmur duasına çıkmış, bu güneşli havada yağmur nasıl yağacak, dedim. Sonra karşıya geçince gördüm ki, hava bulutlu, serin serin de esiyor. Eh, olabilir.

Öğlende M. ile buluşmaya giderken, sırtım ürperdi. Yine de memnunum, sıcaktan bunalmışım ya...
Akşamüstü eve dönerken, dolmuşta birisi pencere açmak istedi. Şöför, "dur abla, pencere kapalı kalsın, ben klimayı açayım" dedi. Ooo! Taksilerde klima var artık, demek dolmuşlara da koymuşlar, ne lüks. İyi de kardeşim, hava zaten serin, şimdi klimaya ne gerek var?
Neyse, serin serin gidiyoruz da, yol alamıyoruz ki. Trafik kaos olmuş, bile. Bas-konuş sistemli telefonlarından şöförler bır bır konuşuyor, açık yolları birbirine haber veriyor, filan. Nafile! Nereye gidersen git, tıkalı. Üstüne bir de Dolmabahçe'deki maç nedeniyle oluşan kalabalık eklenmiş.

Tam köprüyü geçtik, kara bulutlar tepemize indi ve de yağmur başladı. Ah, ne güzel şöyle sakin sakin yağan yağmuru özlemişim. Aman, arabalar kayıp kaza yapmasın da, neyse ki sıkışıklık var, yavaş ilerleniyor. İşte, öyle böyle karşıya geçtik, bizim semte geldik. Bu arada yağmur durdu. Ancak, benim yolum henüz bitmedi. Yürünebilecek bir mesafe var eve ulaşmak için. Bu arada, hava serinden soğuk aşamasına geçti ve üstümde ince bir bluz var, sadece. Hemen kendimi bir taksiye atayım, eh, bulabilirsem tabii. Ah, unutmuşum, bugün burada pazar vardı. Hah bir de tren gelmiş, yolcuları taksi peşinde. Üstüne bir de belediye mi kimse artık caddeyi kazmış. Sonuç: Trafik yok, yani durmuş!

Eh, ben de yürüdüm. Zaten yürüyüş yapayım istemiyor muydum?
Bu sırada yağmur yeniden başladı. Hatırlayın, sabah bizim semt pırıl pırıldı. Yanımda şemsiye yok, buna bağlı olarak.
İyice bir ıslandım. Serinlik de cabası!


Şimdi, neyi kastetmediğimi anlatabildim mi acaba?


Resim, çocukluğumun en sevdiğim kitap serisi "Ayşegül"den.
Dün Neolitik Hanım Norman Rockwell'i yazmıştı, Endişeli Peri onunla ilgili yazarken Ayşegül'den bahsetmişti.

Meğer, serinin orjinal adı "Martine" imiş. Çizeri Marcel Marlier.

9 yorum:

TalismanDiyette dedi ki...

:))
Günaydın Ekmekçikız,
Sanırım anladım, çok ani ve hazırlıksız cevap gelmiş isteğe ama bence iyi olmuş tabii hastalanmadıysan. Aman diyim hastalanma.
Ben de dün yürüdüm yağmurda, hoşuma da gitti, Kalamış ın oralardaydım, Caddebostan a yürüdüm sahilden, nasıl boştu etraf ve deniz nasıl güzel görünüyordu ah bir de kötü kokusu olmasa yer yer.:)
Ayşegül Martine miş ha, yoo o Ayşegül, çok severim kendisini..
Sevgiler :)

ekmekcikiz dedi ki...

Talisciğim,
Şimdilik hastalanmadım, ancak, sırtımdan arada ürpermeler geçmiyor da değil.:(
Haklısın, senin yürüdüğün yerlerin zaman zaman kötü kokusu oluyor.Caddebostan'dan ileri açık deniz olduğu için daha temiz.

Doğru diyorsun, o Ayşegül.
Sitesine girdim, Fransızca olduğundan, birşey anlamadım. Yine de dünyanın dört bucağında yayınlanmış ve hala yayınlanıyor. Çok ilginç.

elektra dedi ki...

ekmekçikız, olsun, yağsın. hoş senin de benim gibi yukarısıyla aranda bir iletişim problemi var anladığım kadarıyla. ben şu yaşımda, bir şeyi isterken olabildiğince detaylandırmam gerektiğini kavradım artık. şöyle ki, ' allahım ne olur iyi bir tatil yapayım', anında aç parantez, 'tüm ailem de yanımda olsun ...'gibi. ters köşeye çok yatırmışlığı vardır.:)sanırım özet kaale alınıyor:)ben bu satırları yazarken üşüyorum ve inatla üşümeyi seviyorum:)

kutup ayısı elektra:)

not: ayşegül serisinin orijinalinin martine olduğunu 1,5 ay kadar önce margotto'nun sitesinden öğrenmiştim. ona şükranlarımı iletip bütün bir gece çizimleri kurcalamıştım. çoook keyiflenmiştim. şimdi senin sayfada da eski dost ve benim için çok özel olan ayşegül ile karşılaşmam gece gece ısıttı beni. ne güzel, ne güzel:)
iyi geceler...

ekmekcikiz dedi ki...

Elektracığım,
Margotto'nun yazısını görmemiştim. Düşünüyorumda, zaman zaman bir ortak çağrışım denizinde yüzüyoruz, blog aleminde.
Neo'nun andığı Norman Rockwell'i de bir kaç ay önce Hüthüt Kuşu Elif'de görmüştüm, ilk defa.

Sana, serin günler dilerim arkadaşım.
...ki, bugün öyle.:)

endiseliperi dedi ki...

evi temizlemiş, alışverişimi yapmış, babaanne kurabiyelerimi ve kahvemi alıp sana gelmiştim. bir anda da kesiliverdi sanki konuşma. ben istiyordum ki, "hamur yoğurdum, mayalandı iki kat oldu, fırından ekmek kokuları gelirken..." diye devam etsin.

ben 2 hafta sabahları 1 saat yürüdüm. ama 2 hafta boyunca müthiş yorgunluk çektim. sabahları pekmez yiyip; vitamin, omega 3,6, 9 kullanmaya başladım.

okul hazırlıkları vs bitsin, hayat rutine girsin tekrar yürümeye başlayacağım.

şimdi aslı aradı! bana geliyor:)) ben gideyim.

kendine dikkat et ekmekçikız. çantana ince bir hırka ya da şal koymayı ihmal etme.

sevgilerimle.

ekmekcikiz dedi ki...

Periciğim,

Ziyaretine çok memnun oldum. Senden ses çıkmayınca, kederleniyorum.
Aslı'nın gelişine de sevindim.:)
Eğer, aksilik olmadıysa o da, Teyzen Teyfik'le buluşmuş olmalı.

Geçende Talis'e de yazmıştım. Yürüyüş yapınca, ilk yorgunluk günlerini atlatınca tabii ki :), benim enerjim artıyor. O nedenle ben de çocukların okul programının düzene girmesini ve yürüyüşlerimi sürekli yapmayı dört gözle bekliyorum.
Sana da hararetle tavsiye ederim, yeteri kadar çok yürüyünce yorgunluk bitiyor. Bu öyle tuhaf bir paradoks.

O kadar küçük çantalar kullanıyorum ki, içine fazladan hiç bir şey atamıyorum. Elimde taşımaya üşenince de hadi, ıslan bakalım... .))

ekmekcikiz dedi ki...

Komik olmuş; son cümle havada kalmış.
O söz, çanatana hırka at, tavsiyesine mazeret bildirme cevabı idi.:)

elektra dedi ki...

bence küçük çantalar kullanarak en doğrusunu yapıyorsun. büyük çanta ve çok yük arasında, ardından da çok yük ve çok sırt ağrısı arasında yüksek bir pozitif korelasyon söz konusu. benim çantalar bavul gibidir ve şu anda sırtım inanılmaz ağrıyor.

ekmekcikiz dedi ki...

Elektracım,
Çok doğru söylüyorsun.
Hatta, bir de çantanı hangi omuzunda taşırsan, o tarafa daha çok eğriliyorsun. Ben yıllarca sağ omuzumda çanta taşıdım. Üstelik o çantalar da küçüktü ve buna rağmen sağ omuz başımın ağrımaya başladı. Şimdi, çantamı sol elimde taşıyorum, çünkü sol omuzumda tutamıyorum, düşüyor.:)