Çarşamba, Ekim 10, 2007

ACABA NE OLSUN?


Nerdeyse, çalışmaya başladığım ilk yıllardan beri masamın üstünde bir ajanda durur.
Tabii ki, hep aynı ajanda değil.

Bilgisayar kullanmanın zorunlu olmaktan çıkıp alışkanlık haline geldiği son senelerde bile, notlarımı, yapacak işlerimi kalemle yazmayı ve yaptıklarımın kenarına bir işaret koymayı seviyorum.

Eskiden reklam için gönderilen şirket ajandalarından adı en bağırmayanını seçip kullanırdım.
Zamanla yurt dışındaki müzelerden alınmış veya giden birine ısmarlanmış sanat ajandalarını veya Unicef'in ajandasını masamda görmeyi tercih eder oldum.

Son birkaç senedir, sadece büroda değil, evde de bir kenarda ajandam var.
Çocukların okullarındaki veli toplantıların, kimin hangi gün ne kursuna gittiğini, ödenecek faturaların son günlerini, doktor randevularının tarihlerini ona yazıyorum.

Bu yazı düzeneklerimden birini genellikle Unicef'ten alıyorum, diğeri sevdiğim veya merak ettiğim bir ressamın eserlerinin yer aldığı bir ajanda oluyor.

Her sene Ekim sonu Kasım başı yeni yılın takvimleri ve ajandaları kitapçılarda boy gösterir.
Yeni yıl için ne seçebilirim diye merakla bakınmak hoşuma gider.

Bu sene için aklımda Frida Kahlo var.
Diğeri ne olur, bakacağız, artık.


16 yorum:

endiseliperi dedi ki...

bende frida kahlo'nun günlüğü var. günlüklerinde de bolca resim. carlos fuentes'in önsözüyle hard cover bir kitap olarak basılmış. yıllar önce almıştım. sonra filmi de yapıldı ve çok çok popüler oldu türkiye'de. ben resimlerini seviyor muyum diye düşününce pek sevmediğimi farkediyorum. çok şiddet var, çok, çok kanırtıyor, çok gösteriyor, çok boyuyor... bilmiyorum. acı dolu hayatının içindeki o yaşam enerjisine çok imreniyorum, o tutkuya ama... ama bir insanın kendiyle, ruhuyla bu kadar oynaması, hayatı bu kadar evirip çevirmesi hem çok tehlikeli hem de çok tehlikeli. insanı mutsuz eder. diego ile ilişkileri... evet hoş bir bağlılık ama her şey çok bağırıyor frida'da.

bir mesafeden bakıyoruz onunla birbirimize, onu sevmeye çalışıyorum. çok temkinliyim. bana sevimsiz gelen yönleri için çok düşünmem gerek aslında... frida kahlo deyince sanki canım acıyor ve kaçmak istiyorum bundan.

biz de yeni yılın takvimlerini incelemeyi seviyoruz. remzi'de zaman zaman hoş ressamların duvar takvimleri filan da olabiliyor. ülkü takvimini mutlaka alıyoruz, ben hiç ihmal etmem her gün okurum. geçen gün bora, ne çabuk geliyor bu yeni yıl anlamıyorum, zaman çok hızlı geçiyor diye yakındı. gerçekten öyle. 2008'e çok ama çok hızlı giriyoruz.

hımm... bu kadar. sevgiler.

sule dedi ki...

Ne güzel bir alışkanlık bu. Ben her yıl ozenir, alirim boyle ajandalar, (nazim hikmet vakfininkiler ile unicefinkiler benim favorilerimdir) bir iki hafta tutarim buyuk bir kararlilikla ama sonra bir turlu devamini getiremem. cok imrenirim halbuki boyle programli insanlara...Onunuzde saygiyla egiliyorum efendim :)

elektra dedi ki...

ajanda ile ilişkim, aynı şule'nin anlattığı gibi. çok zorluyorum kendimi, alış artık şuna diye, baskı falan yapıyorum, ama, ıııh. bir ay sonrasında ajandam tertemiz olarak çantamda benimle gezmekten başka işe yaramıyor. ama çantamdan da çıkarmıyorum ha:) düzen şart. öğret bana ekmekçikız, lütfeeeen:)

ekmekcikiz dedi ki...

Periciğim,

Yıllar önce, Rauda Jamis'in yazdığı Frida Kahlo isimli kitabı okumuştum.
Ardından da, Selma hayek'in Frida'yı oynadığı Julie Taymor'un filmini seyretmiştim.

Her ikisinden de çok etkilendim.
Yaşam akışı içinde bana ters gelen yadırgadığım çok dönem olduysa da, senin de söylediğin o enerjiye hayran kaldım. Ki, o enerji zaman zaman çok yıkıcı kendisine ve çevresine çok zarar verici de olabilmişti.

Bu kadar yüksek iniş çıkışları olan hayatını, ilişkilerini sanatçı kişilğine bağlamıştım, kendimce.
Doğrusu, o kişikte bir insanın yakınında olmak zor iş, hiç tercih etmezdim. Böyle uzaktan ahkam kesmesi kolay, ne de olsa.

Zamanın hızla akışı konusu, son senelerde, adeta temel sorunum halinde.:)
Öyle hızlı, öyle hiç yetişemiyorum ki!

ekmekcikiz dedi ki...

Şuleciğim,

Benmki biraz da meslekten kaynaklanan bir alışkanlık.
Bırak masa üstüne çntamızda taşıdığımız daha küçük ajandalara neler sığdırıyoruz, bilsen...:)

Saygılar bizden, efendim.:)

ekmekcikiz dedi ki...

Elektacığım,

Benim bu kadar tutkuyla ajanda kullanmamda, biraz da "ay, unutmamam lazım" baskısının etkisi var.
Kendime unutmamam gereken işleri hatırlattıkça, gerildiğimi anladım. O zamandan beri, yapılacak şeyi, yapılacak güne yazıyorum, tasa etmiyorum.
Yoksa, okul taksidi günü, servis taksidi günü, aşı günü, aidat günü ay, neydi bugünün işi derken kafayı yememek elde değil.

Adeta hergün günlüğüne not almak gibi diye düşünürsen, yeni yılda sayfaları yazılı bir ajandan olabilir.:)

kecilerin cobani dedi ki...

ben de herrera'nin frida'sini okumustum. bilin bakalim kim cevirmis. kosemin delisi. cok guzel cevirmis ama, ellerine saglik. o sayede biraz girdim frida'nin dunyasina. cok karmasik durumlar uyandirdi bende. iki ucta duygular. bazen kahlol diyesim geldi. bazen de cok uzuldum. oyle.
kutlu bayramlar olsun.
ben gidiciim birazdan.

ekmekcikiz dedi ki...

Aaa! Ne güzel!
O çeviriyi de okumalı o zaman.:)
Duygu zıtlığı bakımından tamamen haklısın, Çobancığım.
Onlarınki, sanatçı olmanın sonucu mu, gereği mi bilemem, bazen.

B5 dedi ki...

Bu biyikli kadindan kucukken korkardim. Acili hayatini ögrendigimde de korku yine mesafeye dönmüstü...
Iki senedir ayni ufak, cantaya giren ajandayi kullaniyorum. Daha pratik oluyor. Cok sade ama ici haritali, faydali bilgili. Cagaloglunda mini ECE ajandasi vardi. Universitede iken bayilirdim onu almaya. Babama özendigim icin...
Sahi bu yil ne cabuk gecti, sen yazinca farkettim...

ekmekcikiz dedi ki...

B5'ciğim,

Cağaloğu'ndaki ECE ajandaları satış merkezi, son dikkat ettiğimde, sanırım geçen sene, yine oradaydı.

Şu "bıyıklı kadın" insanlarda benzer çekinme, merak, hüzün duyguları uyandırıyor sanırım.
Benimsemek zor, yine de hayran olmamak elde değil.:)

YILDIZNAF dedi ki...

Ne tesaduf, ne tesaduf. Sanat tarihini birlikte okudugumuz, konustugumuz bir Amerikali bayan var hayatimda son iki aydir. Son inceledigimiz ressam Kahlo'ydu. Burada uzun uzun anlatmasi zor ama Julie anlatirken Kahlo'yu, birden farkettim ki resimleri bana eskisi gibi korkunc gelmiyor. Hele New York'u tasvir ettigi ve resmin icinde kendisini sadece folklorik elbisesi ile sembolize etttigi tabloya asik oldum. Esinin zoruyla kaldigi Amerika'da sadece elbise kalmis, ruhum burada degil diyor anlatiminda. Ayrintilara bakinca tabloda hakikaten fabrika bacalari, anlamsiz bir kalabalik, cevre kirliligi.Hakli mi hakli...
Ajandaya gelince, ben de sene basi zevkle gunu gunune not alan sonra gevseyen ve her yeniyila girerken eski ajanda da bos kolan son sayfalar icin uzulen biriyim.
Sevgilerle Ekmekcikiz....

miso dedi ki...

Sevgili Ekmekçikız,
Ajanda tutmak bende de bir tutku. Tutmak fiilini de boşuna seçmedim. Ben de mutlaka bir defter tutarım. Ama ajanda, ama defter; mutlaka yapacaklarımı ve hatta yaptıklarımı yazarım. Öğretmenliğimle de alakası yok pek, öğrenciliğimde de yazardım.

Frida ise bir muamma benim için. Evet, taktir ediyorum, resimler de benim tarzım olmasa da güzel... Ama ama... bir şey var işte. (Kaşlar diycem, çok sığ olacak, hehe)

marruu

ekmekcikiz dedi ki...

Sevgili Yıldız,
Hakkında yazılan kitabı okuduktan ve özellikle filmi seyrettikten sonra, Kahlo benim için çok daha çekici oldu, sanatçılığını ve kadınlık durumlarını anlamaya başladığım için, sanırım.
Belki bu sene ajandanı daha çok doldurursun, belli mi olur?
:)

ekmekcikiz dedi ki...

Misocuğum,

Valla olabilir "kaşlar", neden sığ olsun ki?
Üstelik kaşlar ve "bıyıklar"!
Çoğu insan diğer insana o kadar sade bir sebeple yabancı, tuhaf, garip gelebiliyor ki.:)

Ajanda konusuna gelince, senin "yazan" bir insan olduğun belli desem?
:))

www.edasuner.com dedi ki...

Frida Kahlo annemin idoluydü ve ben çocuk yıllarda hayatını okudum. O günden beri de hayranıyım. Çok güzel seçim eğer okumayanlar varsa hayatını kesin okusunlar. Takvime gelince ben atmaya kıyamamıştım hala da sakalrım :)

ekmekcikiz dedi ki...

Sevgili Eda,
Hoşgeldin.

Kahlo'nun hayatı gerçekten merak etmeye, okunmaya değer. İnsan azminin neler yapabileceğini gösteriyor.