Pazar, Ekim 28, 2007

İÇ BUNALMASININ ATLATILMASI YOLLARI


BİZ KİMDEN KAÇIYORDUK ANNE?
Perihan Mağden'in son romanının adı.

Önceki romanı olan "İki genç Kızın Romanı"nı çok beğenerek okumuştum. Yeni bir roman yazdığını duyduğumda yayınlanmasını heyecanla bekledim. Ancak, kitabın adını duyduğumda bu bekleyişim tereddüte dönüştü; bir iç sıkıntısı beklentisine girdim. Bu nedenle de kitabı almayı, okumayı bir kaç ay erteledim.
Sonunda, iki hafta önce okumaya başladığımda o kadar depresif ve soru işaretli bir okuma oldu ki, araya "İkna"yı okumayı sokarak sonunda kitabı bitirdim.

Bu kadar debelenme nedenim ne kitabın kalın oluşu, ne dilinin anlaşılması zor oluşu değil.
Kitabın ne demek istediğini, neyin bu kitabın yazılmasının itici gücünü oluşturduğunu anlayamadım. Roman bir seri katili mi anlatıyor? Yoksa sadece bir anne-kızın dramını mı? Yani, romandaki anne, ailesinden aşırı baskı görerek yaralanmış ve depresyon kuyusunda boğulan bir zavallı mı yoksa acımasız bir seri katil mi? Ya da şöyle düşünebiliriz belki: Kitap doğrudan yazarın kendisinin, çocuğunun ve annesinin bir tür dramı mı? Yazarla yapılan bir röportajdan, aşağıdaki paragraf. Tıklayınca yazının tümüne ulaşabilirsiniz.

Bir yazınızda annelik için: "It's a loosing battle" demiştiniz, yani baştan kaybedilmeye mahkum bir savaştır annelik. Peki, travmatik olmayan bir anne-kız ilişkisi mümkün mü sizce? Yoksa bu ilişki doğası gereği mi travmatik?

Yani, daha yüzeysel olan anne-kız ilişkileri var; mesela daha mesafeli, daha kontrollü. Ama bence işin özü çekirdeğinde çok travmatik ve çok zor bir durum. Aynı baba-oğul gibi. Mesafeyle ya da yorganlayarak onu hafifletebilirsin ya da yok da sayabilirsin, görmezden gelebilirsin. Ya da gardıroba kapatabilirsin; ama işin özünün öyle olduğunu düşünüyorum.


Kitap bitince, iç sıkıntısı yanısıra bazı sorularla başbaşa kaldım. Başlıcası şu:
İlk çocuğum erkek değil kız olsaydı, çocuğumla ve sonra da çocuklarımla ilişkilerim şimdikinden farklı olur muydu, ben şimdiki benden daha farklı olur muydum?
Bu soru biraz "halamın bıyıkları olsa amcam olurdu" mesel'i gibi oldu, farkındayım. Yine de aklımdan geçmiyor değil amcam mı olurdu, yoksa sadece bıyıkları için zaman zaman ağdaya ihtiyaç duyan bir halam mı olurdu?

Bir başka soru şu olabilir mesela, Ayça Şen'in kızı olsa, onda da Perihan Mağden'e benzer bir pataloji görülür müydü?
Ayça Şen'in yazılarını da ilgiyle izliyorum ve küçük bir oğlu olduğunu biliyorum.
Ayrıca geçen sene onun "Saatçi Bayırı" isimli romanını aklımdan benzer sorular geçerek okumuştum.

Teknik olarak sorulursa, çeşitli boy ve etkilerde dramlar travmalar yaşamış insanlar, bunları kendileriyle aynı cinsten olan çocuklarına yansıtmak zorunda mı?





10 yorum:

sule dedi ki...

Ben perihan magdeni pek sevmem. oyle aman aman da beklemem kitaplarini. ama bu kitap ilgimi cekmisti, ciktiginda, aldim, aldigim gun de bitirdim. ama oyle "a, muthis bir kitapti, bir solukta okudum" gibi bir hisle degil...bitirdikten sonra da bir sure oturdugum yerde kalakalmistim oylece. ilgincti diyebilirim sadece sanirim.
bir de "cesitli boy ve etkilerde dramlar yasamis insanlar bunlari ayni cinsten olan cocuklarina yansitmak zorunda mi" demissin ya, bence ayni cins olmasina gerek yok bence, bu tarz insanlar cinsiyetten bagimsiz olarak cocuklarina yansitiyorlar bu durumu zaten. belki ayni cinsten cocuklari ile iliski bastan daha zor oldugu icin, yansimanin etkisi daha agir olabiliyordur, kimbilir...

miso dedi ki...

Sevgili ekmekçikız,
Perihan Mağden enteresan bir yazar/kadın/insan sanırım. Örneğin çok cesur biri; Radikal'deki köşe yazılarını okuyorsan eğer, elindeki kılıçların hacmini biliyorsundur. Ve o kılıçları kullanırkenki acımasızlığını. Ben İki Genç Kız'dan çok etkilenmiştim. Oradaki ilişki de bir anne-kız, kız-kız arkadaş dramı değil miydi? Bildiğim kadarıyla Perihan Mağden'in son derece entellektüel bir annesi var. Zaten o entellektüel camiada yetişiyor kendisi de. Baba ise hiç yok. Yıllardır takip ederim, bir satır belki yazmıştır, o kadar buhar bir adam yani.

Çok uzattım özür dilerim. Yalnızca bu kadının romanlarının benim içimi acıttığını söylemek istemiştim. İçindeki uçurumları gösterdiğini düşünmüşümdür her kitabında.

sevgiler
marruu

ekmekcikiz dedi ki...

Şuleciğim,

Perihan Mağden'in dili çok sivri, daha da ötesi acıtıcı bir dil. Okuması, insanın rahatını kaçırmayı gerektirecek bir uğraşı genellikle.

Onu, zeki bulduğum ve söyleyecek sözü olduğunu ve bunu cesaretle yaptığını düşündüğüm için okuyorum.

Psikolojisinin derinliklerini de merak ediyorum, bu da ilgimi artırıyor.

Yine de, anlamak iyice zorlaşabiliyor. Bence, bu roman biraz ne diyeceğini tam bilememk veya daha da ileri anlatamamak kitabı olmuş.

ekmekcikiz dedi ki...

Misocuğum,

Hiç de uzun etmiş değilsin, ayrıca istediğin kadar uzatabilirsin.:)

P. Mağden hakkında söylediklerine tamamen katılıyorum.

Kendisini kızının doğumundan sonra ilk "Pazartesi" dergisinde yazmaya başladığı zamndan beri okuyorum.

Zekasıyla zaman zaman itici gelebilecek, yine de ilginç bir söylem yaratmış bir yazar.

Gazete yazılarıyla romanları farklı özellikte, doğal olarak.
Gazetede bir çeşit cenk halinde yazıyor.
Romanları ise çok daha kişisel.

Perihan Mağden'in insanın içini acıttğı ve kendi uçurumlarını gösterdiğine dair tesbitin çok çok doğru.

İki Genç Kız iyi bir romandı.
Bu son kitabın ise iyi bir roman olduğunu söyleyemeyeceğim.
"Biz .... Anne"yi onun çok meraklısı olduğu true crime türünden saymak da pek mümkün değil.
Bana daha çok psikolojik bir sayıklama gibi geldi ki, bu kadarını edebiyat saymak zor doğrusu.

Sevgiler.

müzi dedi ki...

sevgili ekmekcikiz, ben bahsettigin kitabi okumadim, ama perihan magden'i okuyorum ve cok begeniyorum.

perihan magden toplumun belli bir kesiminden, elit bir cevreden geliyor. bunu kendi de yaziyor (ovunur bir bicimde degil de durum degerlendirmesi yaparak). robert kolej ve bogazici mezunu. insan psikolojisinin o karmasikligini anlatabilmesi ve empati kurabilmesi de psikoloji mezunu olmasindan.

ben kendisini cok begeniyorum ve hatta kendime cok yakin buluyorum. ve gariptir ki, bir o kadar da 'muglak' biri olarak goruyorum onu. ama kotu anlamda bir 'muglak'lik degil bu.

soyle ki: onun sevdigim yani, yalnizca cevaplardan ibaret olmamasi. sorular var elde, ve bunlar hep zor sorular ve cogu zaman cevaplari yok. ama bu iyi birsey. cunku bazi sorularin cevaplarinin olmamasi bazen daha iyi. cunku her sorunun cevabi kesin ve net olmuyor. ve o sorulara cevap verdiginde o kisiyi ya da durumu koseye sikistirmis, kategoriye sokmus oluyorsun. halbuki her zaman dogru kosede duramayabiliyoruz.

mesela soruyorsun ya, "romandaki anne ... yaralanmış ve depresyon kuyusunda boğulan bir zavallı mı yoksa acımasız bir seri katil mi?". her ikisi de bence. hicbir zaman bir kelime ile anlatilabilecek kadar tekduze degiliz. iyi bir insan olurken de, kotu bir insan olurken de. tinerci cocuklar mesela... onlar bazen canimiza kast eden cocuklar, ama ayni zamanda sicak bir yuvalari olmayan ve gece sokakta yatmak zorunda kalan zavalli 8-9 yaslarinda cocuklar.

yani demek istedigim, biz ayni anda pek cok seyiz. ve yaptigimiz/oldugumuz herseyin bir sebebi var.

diyorsun ya hani, "çeşitli ... dramlar travmalar yaşamış insanlar, bunları ... çocuklarına yansıtmak zorunda mı?". zorunda degil elbet ama yansitiliyor cunku onlar ancak oyle 'olmayi' biliyor. sevgi gormemis biri sevgiyi kolay kolay gosteremiyor cunku bilmiyor. belki bu yuzden, anne-babalar, kendi anne-babalarinin yaptiklari hatalari tekrarliyorlar. boyle olsun istedikleri icin degil, hayati baska turlu yasamayi bilmedikleri, onlara baska bir yolun da oldugu gosterilmedigi icin. ne almislarsa anne-babalalarindan onu veriyorlar, cunku onu biliyorlar.

ama dedim ya, bunlar benim cevaplarim degil, kafamdaki soru isaretlerim. hayatta kesin cevaplarimiz olabilecegine inanmiyorum cunku. hayat kesin olamayacagimiz kadar esnek, degisken ve surprizlerle dolu. ve biz bu surprizlerle birlikte farkli insanlar olmak zorunda kalabiliyoruz.

cok da uzun oldu, pardon :)
sevgiyle...

Fatma dedi ki...

Perihan Mağden... Keşke bölünerek çoğalabilseydi:) Yorucu ama sevilesi bir yazar.
Sevgiler Ekmekçikız...

ekmekcikiz dedi ki...

Müziciğim,

Uzun yazman için bir sebep olduysa, "pardon" demeye ne gerek var, memnun oldum.:)

Perihan Mağden'in tüm tavırlarını, bize soru sorduran, düşündüren, isyan ettiren tüm halleriyle anlayabiliyorum. Senin onunla ilgili görüşlerine de katılıyorum.
Tüm o suç, suçlu, kim gerçek sorumlu konularında da sana katıldığımı belirtmek isterim.

Benim bu konuda biraz uzak ve kafası karışık durmamın nedeni, daha çok okuduğum son kitabın edebiyat eseri olarak nasıl değerlendirileceğiyle ilgili. O kadar. :)

ekmekcikiz dedi ki...

Fatmacığım,

Doğrusu kışkırtıcı bir düşünce bu, bölünerek çoğalmış Perihan Mağdenler...

Hani şu genel seçimde kullanılan slogan gibi; ezber bozan Perihanlar...

:)

B5 dedi ki...

Ben, kelimesizim. :)
O kadar tatli yazmissin ki, tam derin derin dusunup kendime sorup cevaplayacagim yerde gulmeye basladim..

Ciddi bir cevap gerekirse, okumadigim halde benzeri anne-kiz celiskilerine farkli yayinlarda da surekli rastlayabiliyorum. Kaldi ki problem yansitma nasil olursa olsun insanin dogasinda var.

Yine de her insan farkli, drami da farkli algilar, koca sevincleri de. Yansittigi da elbet farkli olacaktir birbirinden.

Sevgiler, : )

ekmekcikiz dedi ki...

B5ciğim,

Doğrusunu söylemişsin "Yine de her insan farkli, drami da farkli algilar, koca sevincleri de. Yansittigi da elbet farkli olacaktir birbirinden." diyerek.

Bu işleri iyi bilen bir psikolog da, kendisine sorduğum benzer bir soruya senin yorumuna benzer bir cevap vermişti.

:)