Cuma, Ekim 19, 2007

İKNA - PERSUASION


Jane Austen tamamlanmış son romanında, kocası servetini kaybederek ölmüş bir kadını tanımlarken "......uysal ruhlu biri sabırlı olabilirdi, güçlü bir anlayış kararlılık sağlayabilirdi, ama burada daha fazlası, bir zihnin esnekliği vardı; kolay avunabilme gücü, iyileşme yeteneği, insanı kabuğundan çıkaracak uğraşlar bulabilme vardı......" demiş.

1800lerin başında yazılmış bir metindeki bu ifadenin, çağının çok ilerisinde olan bir aklın gözlem gücünün yansıması olduğuna inanıyorum. Günümüzde insanlar, kendileri olmak, bağımsız olmak konularında pek çok kaynaktan bu yönde telkinler alıyorlar. Ancak, ikiyüz sene öncesinden bunu görmek ve söylemek, beni çok etkiledi.

Kitabın adı "Persuasion".
Türkçe'de son yayınlanan adıyla "İkna".
(Çevirmen Meral Gaspıralı - Merkez Kitaplar)


Kitapta anlatılan, yukarıda tanımlanan kadının merkezde olduğu bir öykü değil; o yan karakterlerden biri. Kitapta anlatılan, daha gençken aşık olup, çeşitli doğrucu davranma baskıları sonucu biraraya gelemeyip ayrılmış Anne Elliot ile Yüzbaşı Wentwort'ün yıllar sonra tekrar karşılaştıklarında yaşadıkları.

Jane Austen'in bu kitabını ilk kez, geçen sene yaz sonunda seyrettiğim "Göl Evi" (Lake House) filminde duymuştum. Kitap, filmdeki bazı dönüm noktalarının rehberi gibiydi. Filmi çok sevmiş ve filmdeki pek çok ayrıntı gibi kitabın da peşine düşmüştüm.

Zaman geçti, bu sene "Becoming Jane"i seyrettim. Filmi izlerken, bir yazarın ruhunun, yazmaktaki ana izleğinin nasıl oluştuğu hakkında düşüncelere daldım. Gençliğimdeki "aman, aşk romanı yazıyor işte" diyerek küçümsememin aksine, Jane Austen'in yaşadığı dönemi çok iyi gözleyip, yansıttığını anladım.

Tam da o sırada, "İkinci Şans" adıyla Türkçe'ye çevrilen, BBC yapımı bir televizyon filmi DVD raflarında beliriverdi.
Haberi E. verdi bana. Zira, bir süredir aynı konuda kendisinin kafasını yediğim için, o da tamamen konuya adapte olmuştu, bile.
İnanılmaz!
Çok merak ettiğimiz meşhur "Persuasion"a sonunda kavuşmuştuk.

Hemen film alındı ve tekrar tekrar izlendi.
Doğrusu film, BBC'nin her zamanki profesyonel uyarlamalarından biriydi ve ortaya gayet başarılı bir sonuç çıkmıştı.
Oyuncular ödüllü, anlatım etkileyiciydi.

Sonunda, bu hafta başında sihirli üçgen tamamlandı, daha henüz yayınlanmış kitaba da kavuştum.
Kendisine ödünç verdiğim bir kitabı uzun zaman geçip bana getiremediği için vicdan azabıyla kıvranan D. "o kitap sende benden anı kalsın, sen de bana anı olarak "İkna"yı alırsın" önerimi benimsedi ve kitabım geldi.

Kitabı bu sabaha karşı bitirdim, uykusuzum.
Diyeceksiniz ki, hayatının kitabı mıydı? Yooo!
Ancak şunu söyleyebilirim.
Bu kitabı okuma süreci benim için, çok merak ettiğim bir kitabı hızla ve içine girerek okuduğum, okurken dünyayı unuttuğum ve bu durumu çok sevdiğim çocukluk ve ilk gençlik yıllarıma bir dönüş gibiydi.





Wilhelm Kempff Beethoven'ın Ayışığı Sonatını (Moonlight Sonata) çalıyor.

Filmde Anne ve Frederick'in yıllar sonraki dramatik karşılaşmalarından birinde, Anne bu melodiyi piyanoda çalmakta.


29 yorum:

Tijen dedi ki...

Kitap okurken ben de dünyayı unuturdum eskiden. Yaz ve sömestr tatillerinde kitaplara gömülür, günde bir kitap bitirdiğim olurdu. Annem çağırır içeriden, kızım bakar mısın, Şu sayfayı bitireyim geliyorum!

etki alanı dedi ki...

ilk defa uğruyorum.Erguvan ağacını görünce merhaba demek istedim.Kitap seven insanların yazılarını okumak ta zevk veriyor.
Sevgiler bırakıyorum...
Tütü

miso dedi ki...

Jane Austen'a bayılırım. Çağımızda yaşasaydı, ilk kitabı Kaltak Sisters türü bir şey olurdu; ki eminim ilk alan da ben ve kızkardeşim olurduk. (hehe) Ayışığı Sonatı ise vazgeçemediklerim arasındadır. O deli Beethoven'ın böyle bir şeyi nasıl bestelemiş olduğunu hiç anlayamamışımdır.

marruu

MorKoyun dedi ki...

EkmekciK.cigim ben de JaneAustenciyim. Kadin kisminin bayildigi cok satan ask romani yazari sifatini kullananlara, akip giden dilin, o zamandan farkina varip anlatmayi basardigi kavramlarin ve sectigi kelimelerin gucu adina karsi cikiyorum.
Ikna'yi henuz okumadim ama sirada:)

elektra dedi ki...

ekmekçikız, ben bir şeycikler demiyorum:) günaydın diyorum:)hiç jane austen okumamış olan elektra:)okusam mı? ne dersin? hangisinden başlasam?

ekmekcikiz dedi ki...

Tijenciğim,

Ben böyle seslenmiyorum artık.
Şimdi çocuklarım aynısını bana yapıyorlar: Bi dakka anne sayfa bitiyor, bi dakka bölüm bitiyor, diye.:)

ekmekcikiz dedi ki...

Etki Alanlı Tütü,
Hogeldiniz.:)

Şöyle bir uğradım blogunuza vakit bulup geniş zamanda daha çok kalacağım.

Sevgiler.

ekmekcikiz dedi ki...

Misocuğum,

Okudukça Jane'i daha çok seviyorum. Demek kardeşin de onun hayranı? :)

Beethoven'a gelince, her melodisini her dinleyişimde bir kez daha nutkum tutuluyor. Hayranım!

"Ayışığı"nın tamamını buraya alamadım, öylesine yumuşacık başlayan melodilerin 3. bölümde o kadar coşku dolu olması ise, ayrıca bir mucize sanki.:)

ekmekcikiz dedi ki...

Mor.K'cığım,

Yerden göğe haklısın, "seçtiği kelimelerin gücü" son derecede etkileyici.

Ne güzel, Jane Austen hayranları çokmuşuz.:)

ekmekcikiz dedi ki...

Elektracığım,
Hiç Jane Austen okumamış olsan da
günaydın!
:)

Bay Darcy'nin hatırına "Aşk ve Gurur"dan başlamanı hararetle öneririm. Sonrası sana kalmış, keyfini alınca hepsini bir solukta okursun zaten.

Bence, onun kitapları "saf" bir okuma zevkinin tatmini için idealler.

Sevgiler.

endiseliperi dedi ki...

ekmekçikız, az önce upuzun bir yorum yazdım ama bir hata oldu ve hepsi silindi. canım sıkıldı. dün nihayet becoming jane (aşk kitabı)filmini izledim.

beklentim az da olsa sense and sensebility filminden aldığım hazzı hissetmekti ama olmadı. sense and sensebility, yönetimi, oyuncuları, senaryosu ile o dönemin ingiltere'sini çok iyi anlattığı gibi, jane austen'ın aşk ve mantık çatışmasına da, ona yakışan bir derinlikte cevap arıyordu.

oysa becomin jane, nasıl anlatsam başka kulvarda bir film. çok sığ. anne hathaway'ın, düşündüğümüz austen'la alakası yok. çok zayıf bir kararkter. oysa jane austen, hem sosyal ilişkilerin içinde olacak kadar uzlaşmacı, hem de bu ilişkileri gözlemleyecek kadar zihinsel olarak kendini mesafeli tutan uyanık bir zeka. hem ironik hem dokunaklı bir karakter bana kalırsa. onu bunaltan sınırlar içinde yaşarken, o sınırlar içinde mücadele edebiliyor.

james McAvoy ise, (şu, iskoçya'nın son başkanı filminde görmüştüm onu ve çok beğenmiştim)çok çorçocuk kalmış. onda austen'ın kitaplarındaki en önemli şey olan kocaman AŞKı sayfalarca yazdırtacak kadar bir duygu yükü, deneyimlerini austen'a bulaştırabilecek bir derinlik hissedebildik mi? ben hissetmedim.

ben 18.yy ingilteresinin anlatıldığı filmleri severim. genellikle çok güzel bir doğanın içinde geçerler, renkler, ışık çok güzeldir. evler de öyle. en önemlisi de sözcükleri uzun uzun tartarak konuşmaları, çok tasarruflu. bu bağlamda benim en çok sevdiğim yönetmen james ıvory'dir. bayılırım onun filmlerine.

kendime evde küçük bir raf, sevdiğim filmleri dizdiğim, "kız"filmleri rafı yapayım istiyorum. the hours var mesela, sense and sensebility de var.

aaa ben aslında şu aşk mı para mı (mantık yani. para demek mantık demek oldu ne tuhaf. mantık ne sıkıcı şey böyle:) sorununun daha kaç uygarlık eskiteceğini merak ettiğimi yazacaktım. anneme de sorsan tabii ki mantık, diyecektir kendi karakterinin aksine olarak ve çektiği sıkıntıları çekmeyelim diye. ben, uzun süreli olması düşünülen ilişkiler için en önemli şeyin dostluk olduğunu düşünüyorum. aynı dile, tarihe, zihinsel serüvene sahip olmadığın biriyle ne kadar uzun süreli aşk yaşayabilir ya da sahip olduğunuz onca parayı hangi ortak keyif alabileceğiniz şeye harcayabilirsiniz ki. insan dostluk hissedip konuşabildiği biriyle birlikte olmalı. elbette seni öptüğünde de kalbin yerinden oynamalı.

bu ara elimde gezdirdiğim bir kitap da samipaşazade sezai'nin sergüzeşt'i. orada da mantıklı anne ile aşk dolu oğlu arasında benzer çatışma var. güzellik ve namus budalası çocuğunun karşısında kötücül bir karakter olarak konumlandırılmış anne de uzun süreli bir ilişki için benzer zevklerin, eğitimin olması gerektiğini iddia ediyor.

şu ikinci şans'ı da en kısa zamanda izlemek isterim. insanın çok sevdiği bir kitaba gömülüp, herkesi ve tüm zorunlulukları unutup sorumsuzca birkaç saat geçirdiği zamanlar gibisi yoktur. keyif aldığımız anlar, sanırım kendimize en çok yaklaştığımız anlar. bu anların çok olması dileğiyle.

sevgilerimle.

ekmekcikiz dedi ki...

Periciğim,

Sözünü ettiğin sanal kazalar, sık sık benim de başıma geliyor.
Çok can sıkıcı olduğunu biliyorum.
:(

Önce, iyi dileklerin için teşekkür ederim. Gerçekten kitap okuma anlarının, hele de kendini kaptırırsan öylesine canlandırıcı bir etkisi var ki.:)

Sense and Sensibility çok güzel bir filmdi. Yakın zamanda DVD de yeniden seyrettim ve tekrar hayran kaldım. Onunla ilgili tüm söylediklerine katılıyorum. Senaristi baş oyunculardan biri olan Emma Thompson'du. Yönetmeni ise Ang Lee. Dev stüdyo filmlerinden değildi, yine de parlak bir yapımdı.
Geçen sene izlediğimiz Pride and Prejudice (Aşk ve Gurur) daha büyük, parlak bir stüdyo filmi olarak tanıtılmasına rağmen, P. and P.' un önüne geçemedi, bence.

Becoming Jane'e merak ederek, yine de çok fazla şey ummadan gittiğimden midir, nedir fazla hayal kırıklığına uğramadım.
Anne Hathaway fiziksel olarak hiç Jane Austen değil, yine de bana onun ruhunu yansıtmayı başarmış gibi geldi.
James Mac Evoy, evet biraz çocuksuydu (aynı eleştiriyi Fü. Hanım da söyledi :) ), ben yine de onu da beğendim.
İyimser ve beğenmeye açık günümde miymişim, nedir? :)

Sergüzeşt'i radyo tiyatrosu, arkası yarın filan olarak hatırlıyorum. Okumaya değer, bence de. :)

Sevgiler.

muzi dedi ki...

ah pride and prejudice'i kac kez okudum cetelesini tutmuyorum artik. ve daha da okurum hayatimin farkli donemlerinde. ilk askimdir benim bay darcy... oyle de kalacaktir, onun yeri baskadir vessalam. o ilk bakista aldatan sert ve kibirli goruntusu, ve daha sonra sevdigi kadinin gururunu korumak icin yaptiklari. kitabin isminde de bir ironi vardir bu anlamda. kim gururlu kim onyargilidir, birbirine girer...

ekmekcikiz, ne iyi ettin de jane austen konusunu actin. onu yalnizca okumak degil, onun baskalarinda uyandirdiklarini okumak bile cok zevkli.

neolitik hanım dedi ki...

ekmekci kız,

"jane austen muhipleri cemiyeti" toplanmis burda yahu :) ben de pek severim kendisini. yıllardır turkce'ye dogru duzgun cevrilmediğinden yakınılırdı jane austen'ın, simdi iş bankası'ndan çıkan gurur ve önyargı var (kitabın adı ilk kez tam olarak çevrildi diye düşünüyorum, önyargı yerine aşk denmişti bugune kadar), senin bahsettiğin kitabın çevirisi de fena degil sanırım, okunacaklar listesine aldım hemen.

ben gurur ve önyargı'nın sinema filmine epey bir önyargılı yaklaşmıştım :P bbc'nin çektiği dizi versiyonunda mr. darcy'i colin firth oynuyordu ve de darcy demek colin firth demekti. ordaki tıfıl çocuk hayatta darcy falan olamazdı benim gözümde (casting konusunda hassasım çok). neyse izledim ben filmi, fena gelmedi sonuç olarak. becoming jane'i aldım ama henüz izleyemedim, fatih özgüven iyi şeyler demişti sanki filmle ilgili..

peri de demiş ya 18. yy ingilteresi filmleri diye, ben de cok seviyorum o dönemi anlatan filmleri. (kız filmleri rafı da süper fikirmiş :) aslında modern zamanlarda geçen ingiliz filmlerini de seviyorum ben (anglophile durumu var biraz, evet).

şimdi ben de seveceğime emin olduğum bir kitaba başlamak üzereyim, senin ikna'yı okurken hissettiğine yakın şeylerle okurum diye tahmin ediyorum, haftasonu ihsan oktay anar'ın yeni kitabı suskunlar'ı aldım. bu aksam televizyona fazla takılmadan ona başlayayım diyorum, belki sabaha biter..

ekmekcikiz dedi ki...

Müziciğim,

Bazı kitaplar öyle sahiden; insan döne döne okuyor ve her seferinden yeniden farklı şeyler buluyor, ilk kez okuyormuş gibi oluyor.

Benim üzerimde, bazı filmlerin de benzer etkisi oluyor. Her yeniden seyredişimde, ilk kez görüyormuşum gibi heyecanla bakabiliyorum.
:)

kecilerin cobani dedi ki...

ayy, bbc'deki bay darcy'yi canlandiran aktor mmmmm. dadından yinmez.

diyerek duzeyli konusmalarin yorumlarin ve edebiyatin icine etmis olan bendeniz coban....

kecilerin cobani dedi ki...

colin colin..
colin fırt ah ulaaynn

ekmekcikiz dedi ki...

Neocuğum,

Sahiden de "Jane Austen Muhipleri Cemiyeti" oldu. ne güzel isim takıyorsun:)

BBC, İngiliz filmleri ve Colin Firth konusunda seninle tamamen aynı fikirdeyim. Galiba, Briget Jones'u da o nedenle (Firth faktörü!) pek sevmiştim.:)

Bu durumda B.J.'un Günlüğü de "kız filmleri rafı"na eklenmeyi hak ediyor olmalı.

Ayrıca Becoming Jane konusunda Fatih Özgüven iyi şeyler söylemişti, derken doğru hatırlıyorsun, öyleydi.

Kitabını umduğun gibi bir solukta okumuş olmanı dilerim. Öyleyse, bize de anlat.

ekmekcikiz dedi ki...

Çoban Çoban!
Tam sen fırt fırt yaparken, ben de aynı lafı diyormuşum.
Bak sen!
:))

ekmekcikiz dedi ki...

Bu durumda siz de Sayın Çoban, bir "B.J. Günlüğü" ve "İnci Küpeli Kız" fanatiği olmalısınız.
Doğru muyum?
:)

kecilerin cobani dedi ki...

yok pek sayilmaz. bi tane birijit izledim ama orda da hüg grent faktoruyle yuzum burusmustu.. colin adamimi gordum mu salyalarimla bakiyorum fakat.
bak simdi bi de jane eyre'i hatirladim.
william hurt sonunda kor oluyodu falan da.. ahh...meger benim kafamda prideandpprejudice'le jane eyre de bazi noktalarda karisiyomus. elizabetbennet (benett miydi) o karakterin charlotte gainsbourg tarafindan oynandigina bahse girebilirdim. kizi begeniyorum naapim..
benden baska da yoktur sanirim. demek ki kafamda colinle charlotte'u biraraya getirme istegi var.

ekmekcikiz dedi ki...

Çobanım,

Charlotte Gainsbourg'u beğenmekte yanlız değilsin ve de onu Colin Firth'le oynatmak hiç fena fikir değil.:)

Bu arada "İnci Küpeli Kız"dan sözetmemişsin, görmediysen hararetle tavsiye ederim, hem film güzel ve hem de C.F., süper!

kecilerin cobani dedi ki...

tamam ekmekcimkizciim, hemen. bu tavsiyeler altin degerinde bana.

SekerPembe dedi ki...

EkmekciKiz Maral Abla,

Ben bu kitabi alirken size, bir yandan daha evvel haciladigim kitabinizin bundan kat kat daha iyi oldugunu sanip guzel bir deal yaptigimi saniyodum. Bakiyorum bu kitap da pek begenilmis. O zaman siz bana bunu geri verin, ben de size oburunu iade ederyimedememsjjdjsk...:)

Hacilamada sinir yok... Bunu da virin, virin virin virinnnnn...

Edepsiz ShekerPembe

Not: Taam be taam, gidip bi tane de kendime alirim
Not2: Inci Kupeli Kiz'a, the Hours'a, Pride and Prejudice, bi de bi de Jane Eyre'e bayilirim. En cok da Jane Eyre'e

ekmekcikiz dedi ki...

Şekerpembiş,

Jane Eyre ha, süper!
Yakışır.:)

Gelelim, hacılara...
Bu konuda şöyle diyorum:
Ha hah hayyyy!!!
Kendi düşen ağlamaz.
:))

Öpüyorum.

simon dedi ki...

ah, size asıl şu lazımmış. fragmanını da seyredin, solda linki.

ekmekcikiz dedi ki...

Simon,

Çok naziksin, bu fragmanı bulduğun için.:)

Bittabii, Persuasion araştırmalarım esnasında bu filmi es geçmemiştim. Bu 1995'deki çevrim daha Hollywood tarzı mı olmuş, nedir? Ya da fragmandan dolayı öyle bir izlenime kapıldım.

Yine de, (kitabı satır satır tamamen aynen takip etmemesine rağmen diyeyim) yeni çevrimdeki dinamizm etkileyici geldi bana.

Son söz:
BBC ne yapıyorsa iyi yapıyor azizim.:)

simin dedi ki...

yok yok, hollyw. isi olsa sever miydim ben bu kadar? Hatta amerikan yapimi olsa.. Bu da ozune kadar ingiliz bir film, o yuzden de cok basarili. bakmayin fragmanindaki o dis sese filan, o isin pazarlamasi. ozellikle oyunculari cok cok iyiydi. ve bu resimdekilere gore daha uygundular sanki role:)

ekmekcikiz dedi ki...

Tamam Simon,
Sen gördün ve beğendiysen "ikna" oldum.:)

O vakit, bu filmi de bulup izlemem gerekecek. Ama, son çevrim ilk göz ağrım oldu. Karşılaştırmada tarafsız kalabilir miyim, bilmiyorum.
:)