Pazartesi, Kasım 26, 2007

"CADDE"

Dün öğleden sonra kızımla Cadde'ye gitmeye niyetlendik.
Her nasıl bir tesadüf olduysa, o saatte taksi bulabildik. Acaba, bulamayıp yürüyerek gitsek daha mı iyi olurdu, diye düşünmeden edemedim, daha sonra. Çünkü, taksi şöförünün çenesinden kurtulamadık.

Adamcağız, kasten veya değil sağdan soldan, bir önceki olmadı sonraki yalnış sokaklara girerek beş-altı dakikalık yolu on dakikaya çıkardı. Bu da yetmiyormuş gibi, yol boyu "tabii sizi tenzih ederim, ama, bu caddede de ne var, aslında bizim oralar daha güzel, hem manzaralı hem temiz havalı, üstelik ucuz" konulu bitmeyen bir konuşma yaparak bizi bilgilendirdi!

Dayanamadım sordum, sizin oralar nereler ola ki, öğrendim; Yakacık'mış.
Ooo, dedim oralar da doldu, eskidendi Yakacık'ın hoş ve havadar olduğu. Yok, yanılıyormuşum, bomboşmuş, pek ferahmış.
Herhalde ben uzaktan geçerken tanıyamıyorum, serap filan görüyorum. Nasıl bomboşsa?

Son zamanlarda, taksi şöförleri arasında, "Cadde düşmanlığı" yaygınlaşan bir eğilim oldu. Haksız da değiller, İstanbul'un sabır taşı çatlatan trafiği orada da tüm özellikleriyle görülüyor. Caddeye ulaşması bir dert, caddede ilermek bir başka dert, oradan çıkan yollarda ilerlemek başka...

"Cadde" deyip duruyorum; bu son yıllarda genel bir ifade şekli oldu. Kastettiğim, Bağdat Caddesi. Anadolu yakasının en büyük ve uzun caddesi.
Aslında İstanbul'un mu, demeli? Galiba İstanbul'un hiç bir yerinde bu denli uzun, canlı, hem oturulan, hem alış-veriş yapılan, hem eğlenilen, sinemaya, tiyatroya, müzik dinlemeye gidilebilen başka bir yaşam alanı yok.

İstiklal Caddesi de, -ki eskiden "cadde" denince akla gelen yer orasıydı- uzun, canlı nerdeyse 24 saat yaşayan bir dünya.
Yine de, yaşayan bir yer olmasının özellikleri farklı. Diyelim, İstiklal'de (orası da öyle anılıyor ya da Beyoğlu deniyor) ailelerin yaşama oranı çok daha düşük. Genç, bekar nüfus çok daha ağırlıkta. İstiklal'de ev pek az, olanlar da yine daha çok bekar veya bohem yaşamı tercih edenlere hitap ediyor. Oysa, Cadde tümüyle orta sınıf ailelerin sosyalleşme alanı "agora"sı gibi.

Gördünüz mü, bir şöförün iddiasından nerelere geldik?

Bana sorarsanız, Cadde'yi en çok hafta sonu sabah erken vakit yürüyüş yaparken, ya da hafta içi öğlen saatlerinde emeklilerle bebekliler sakin sakin gezinirken seviyorum. Diğer günler ve saatler meraklılarına kalabilir, gözüm yok.



Bağdat Yolu - Şevval Sam

Çocukluğumda bu şarkıyı Şükran Ay'dan dinlediğimi hatırlıyorum.
O zaman bu Bağdat Yolu ne menem bişeymiş diye pek meraklanırdım.
Bağdat Yolu, meğer, Bağdat Caddesinin ilk hali imiş; yıllar sonra görünce, şaşırmıştım.

18 yorum:

elektra dedi ki...

:))

açıkçası başlığı okuduğumda ben de bir istiklal yazısı okuyacağım sandım. biz bu yakalılar için cadde denince odur yani. bağdat caddesini hiç bilmiyorum desem doğru olur sanırım. bir başını bir de sonunu:) aralar ııhh.

endiseliperi dedi ki...

şimdi şarkıyı dinlerken yazıyorum, şenlendi ortalık:)

eskiden padişahlar doğu seferine giderken, yeniçeriler filan bağdat caddesinde toplanıp öyle giderlermiş. doğu dedin miydi de neresi olacak, bağdat gelirmiş akla hemen. ondan ismi bağdat caddesi kalmış.

biz arçil'le çok yürürdük cadde'de. akşam yemekten sonra cadde'ye çıkıp yürüyüş yapmak eğlencemizdi. bazen öyle yorulurduk ki, dönüşte minibüs'e binerdik. ama geceleri korkardık, çıkamazdık, tenha da olurdu ve sonhız giden arabalardan ürker, arçil'i diğer tarafıma alırdım. sabahları erken saatte çok güzel olur dediğin gibi. insan hızınız alamaz koşmak ister.

hah, şarkı bitti. teşekkürler ekmekçikız. (ben bugün sabah merak etmiştim seni, yoksun, yeni yazı da yazmıyorsun diye. mail yazacaktım ama temizliğe daldım. haftasonu sanki çok kullanılıyor ev, pazartesi her şeyi havalandırmak istiyorum. böyle işte.)

sevgiler, öpücükler.

ekmekcikiz dedi ki...

Doğru dedin Elektracığım,
Cadde-i Kebir İstiklal caddesini tanımlar da, ben şimdiki tanımını oraya atfetmek için öyle şeyettiydim.
Madem yanlış anlaşılacak, o vakit değiştiririm deim, ve de "cadde" ye geçtim.

Sizin yakada oturanlar için doğrudan anlaşılamaması da doğal; biz Anadolu yakalılar başka yer bilmiyoz da... :))
Aslında, ben de karşıda otururken bizim yaka bana resmen solak gelirdi, tersim dönerdi. Şimdi nerdeyse, Avrupa tarafı solak gelecek. Neyse ki, iş-güç, dost-ahbap derken ayağımız buradan çıkmıyor da, henüz tersim dönmüyor.
:)

ekmekcikiz dedi ki...

Periciğim,
Kaç gündür ev kalabalıktı, yazmaya okumaya fırsatım kalmadı.
Önce, kızlar (yani kadın arkadaşlarım) yemeğe geldiler. Cumartesi akşamını-gecesini yiyip içip, laflayıp, geyik (pardon ceylan olsa gerek)! muhabbeti yaparak, gülmekten çenelerimiz ağrıyarak geçirdik.
Pazar akşamüstü ise, Ankara'dan teyze, kuzen cümbür cemaat geldiler. Şenlik oldu.

İşte, bir haftasonu yine jet hızıyla geçmiş oldu.
:)

Temizlik bitti mi?
Dinlenmeye geçildi mi, artık?
:))

YILDIZNAF dedi ki...

Cok bir ani yok bu caddeyle ilgili ama sabah sabah bu sarkiyi dinlemek iyi geldi ve erken saatlerde ulkemde caddelerde yurumenin ne kadar zevkli oldugunu hatirladim. Tesekkurler, Ekemkcikiz...

sumuklubocek dedi ki...

Kalamis'ta ve Goztepe istasyon caddesinde oturdugum zamanlarda "cadde" en onemli yasam alanimdi benim de... Ne hos ki hep yurume mesafesinde uzak olmustum cadde'ye. Ama cadde bagimlilik yaratti, Atasehir'e tasindigim zamanda da hafta sonu trafiginde itis kakis giderdik cadde'ye. O zamanlar bile trafik cok kotuydu (6-7 yil once) simdi nasildir dusunemiyorum bile...
Olsun ama yine de ulasmissiniz, guzel olmus ;)

kecilerin cobani dedi ki...

ben ankarali iki sey hatirlar kendisiyle ilgili.
bir. sene 91 ankarada olmayan cesitte emtiasi olan bir dagcilik magazasi vardi, galiba linosporttu ve herhalde kiziltopraktaydi.
iki. her on adimda bir semt degisiyo be orda. ne bu boole.
ehehe.
geregini ve istihap haddini asmis taksici muhabbetleri benim de ruhumu bir beden daraltiyor. artik.

mitmit dedi ki...

Benim için de cadde: Kristalin hamburgeri, bir de divan'ın rokokosu idi. zar zor harçlıklarımızı biriktirir bostancıdan yürüyerek yada bazen de eski dolmuşlarla giderdik. ne de güzel düşülürdü o dolmuşlardan inerken. sonra sarı ford dolmuşlar çıktı mertlik bozuldu. insanlar kabalaştı. artık kimse düşmüyor kimse de birbirine yardım etmiyor. ihtiyac da kalmadı anlaşılan. herkesin herşeyi var:))

sule dedi ki...

caddenin "piyasa" zamanlarini sevmem ben de, ama o sessiz ve nispeten tenha zamanlarina da bir o kadar bayilirim. yazin sokak konserlerini cok severim mesela. nezih'e girip kitap karistirmayi sonra cikip kristal'de hamburger yemeyi, oturup kahve icmeyi...
bir sonraki blog bulusmasini caddede ayarlasana ekmekcikiz :)

Sndrfknella dedi ki...

Çocukluk ve ilk gençlik yıllarımın Bağdat Caddesi'nde trafik çift yönlü akardı. Kristal'de Luxburger üstü hemen yana geçip Divan'dan sanki çok matah bir şeymiş gibi krema-dondurma yemeğe bayılırdım (belki de sadece dondurma makinasına). Bir de gümüşçü Hitit'i kurcalamaya.

Ama artık haftasonları "Cadde'ye inmek=insan tutması (hani uzun yolda araba tutması gibi yani) Bir de kaba ki son model Cadde insanları sorma gitsin. Hırkasını giyerken kolunu manifaturacıda kurdele ölçer gibi yana açıp kafama çarptığı (çarpmaktan ziyade okkalı bir tokat ama ters avuçla iniyor kafanıza) için azıcık terslendiğim "hanım"kızımız "Ne var ki bunda? Deli mi neaa???" diyebiliyor mesela.

Sevgiler :))

ekmekcikiz dedi ki...

Sevgili Yıldıznaf,

Eski şarkılar, belleğimin derinliklerinde kaybolmuşken, bir gün aniden karşıma çıkınca ya da başka bir anı yol açıp hatırlayınca, bir tür hazine bulmuş gibi çok hoşuma gidiyor.

Senin keyif almana da çok sevindim.
:)

ekmekcikiz dedi ki...

S.böcekciğim,

Demek sen de Cadde'lisin.

Son 6-7 senede caddenin cazibesi iyice arttı. Sinemalar, tiyatro konser salonu derken, üstüne her kahve zincirinin ikişer üçer dükkanı da eklenince, özellikle hafta sonları adım atılmaz hale geldi.
Gelince, tanıyamayacaksın, belki de.:)

ekmekcikiz dedi ki...

Çobanım,

Aradan geçen onküsür senede, gerçi sizin memlekette de o mağazalardan envai çeşit açılmış olmalı ve fakat bizim cadde de acayip şeyler hiç durmadan açılıp kapanmakta.

O semt adlarının ikide bir değişmesi, semtlerin caddeye ulaşan kısımlarının yansıması nedeniyle. Yani semtler, normal amhalle büyüklüğündeler, caddedeki uzantıları o hizaya denk geliyor.

Ayy, amma cadde açıklaması oldu bu, anlatabildim mi ki?
:))

ekmekcikiz dedi ki...

amhalle ne demek demeyin, mahalle olacaktı.Takdir tehir olmuş!
Hah, şimdi de bu ne der misin Çobanciim?
:)

ekmekcikiz dedi ki...

Mitciğim,

Malumunu kristal yok artık, yerinde şu meşhur kahve zincirinin caddede açtığı ilk dükkan var.

Dolmuşlara gelince, mertlik bozulduğu iyi oldu. Hadi, gençlikte eğilip büyülüp kendimizi o dolmuşlara sokuyorduk da, şimdi artık mümkün mü?
:))

ekmekcikiz dedi ki...

Şuleciğim,

Aslına bakarsan aynı yerlerde geziyoruz da, bir rastlaşamıyoruz.
Mesela, geçen Pazar, yakışıklı oğlunu CKM'ye girerken gördüm.:))
Evet, hemen tanıdım.
Çok tatlı bir delikanlı.
:)

ekmekcikiz dedi ki...

Sndrnellacıım,
Hoşgeldin!

Çok doğru bir tanım bu, insan tutmasına uğramak! :)
Yine de İstiklal Caddesi'nde Cuma akşamları insanın üstüne üstüne sel gibi gelen kalabalıkla karşılaştırıldığında, daha tenha mı, desek?

Bir de malum, şu "tiki" tabiri caddenin yeni çeşit kızları ve oğlanları düşünülerek söylenmiş olsa gerek. Konuşmaları da, kabalıkları da kendilerinden menkul onların, bir gün öğrenirler mi, acaba?
:)

sule dedi ki...

aaa, ne hoş olmuş...babası da o civarda oturuyor, dolanıyorlardı herhalde. aynı yerlerde gezinirken, biz de bir gün bir yerde karşılaşacağız, biliyorum :)