Salı, Aralık 11, 2007

BUGÜN DENİZ OTOBÜSÜNDE....

......BİR ŞEY OLDU.

Bu sabah, hayat ve gün ters başladı.
Yok, öyle dünyanızı başınıza yıkacak şeyler değil de, günlük küçük aksilikler.
Saat çalmadan yarım saat önce uyandım. Biraz daha uyuyayım diye uğraştığım ve uyuyamadığım için sinirlendim.

Oğlumun sandviçi için pişirip, gerektikçe çıkarılmak üzere buzluğa kaldırdığım ekmekten, gece yatmadan çıkarmayı unuttuğumu gördüm. Ekmek kızartma makinesinde buzunu çözmeye çalıştım. Eh, işte oldu sayılır. Vaktinde hazırlık bitti.
Oğlumu selametle ulaşsın dileğiyle okuluna gönderdim.

Biraz, belim ağrımasın aman, egzersizi yaptım. Bir yandan da televizyonu açıp, sabah haberlerine baktım. Canım sıkıldı, duyduklarıma. Bundan sonra egzersiz yaparken televizyona bakmayacağım, konsantre olamıyorum.

Sonra kızım uyandırdım, üff, bir türlü ayılamadı yine.
Bu bakımdan babasına çekmiş, uyanması ömür alıyor. Neyse ki oğlum ben gibi, hop diye kalkar ayağa.
Kahvaltı, saç tarama derken daha aşağıya inmeden servis geldi, yine. İki haftadır, "servis beklemez, beklenir" özdeyişini ihlal halindeyiz. Yakında, bir uyarı gelecektir.
Bu geç kalma durumu ve sonucu beni geriyor. Oysa, normalinde çocuğu germesi gerekir.
Şu, başkasının yükünün hammalı oluverme ruhum beni ne zaman terkedecek, acaba?

Sonra, hazırlanırken bugün yapacağım işler aklıma geldi, bir daha gerildim.

Böyle gerim gerim vaziyette, deniz otobüsüne bindim. İ-pod'umu çıkardım, biraz Mozart dinleyip sakinleşmeyi umarak.
Heyhat! İ-pod'un şarjı bitmiş mi? Aman ya, üff! İçimden söylendim, durdum.

Kaptan, her günkü ve kimsenin kulak asmadığı "Cep telefonlarınızı kapatınız!" anonsunu yaptı, hareket ettik. İçimden düşünüyorum; "şimdi bu yolcuların en az yarısı sadece "sessiz" konumuna getirilmiş, çalışan cep telefonlarıyla yolculuk yapıyor, bu insanlar kapat demenin kapatmak demek olduğunu nasıl anlarlar acaba?"
Düşünce, sadece düşünce olsa yine iyi; sinir de oluyorum, bir taraftan.

Mendirekten çıkma manevrası bitti, yola koyulduk. Solda, iki koltuk ilerideki koridor koltuğunun altında çakan mavi-beyaz bir ışık gözümü aldı. Ay, bu ne!?

Birinin cep telefonu düşmüş herhalde diye düşündüm önce.
Sonra da doğrudan, tamam bu bir bomba birazdan patlayacak fikrine geçtim.
Zaten sabahtan beri kendi kendime sinir katsayımı yükseltmişim, bir de biraz sonra patlamak fikri az kalsın bayıltıyordu, beni.

Fakat, benden başka kimsenin umru değil.
Mutat sabah manzarası; kimi okuyor, kimi uyukluyor, kimi müzik dinliyor. Üstelik altında ışık çakan koltukta oturan iri yapılı gençce adam uyuyor.
Bir kaç dakika sonra adam uyuklamaktan vazgeçti, sandvicini çıkardı yemeğe başladı.
Hah fırsattır dedim, yerimden kalkıp adamın omzuna dokundum.
"Beyefendi, koltuğun altında bir ışık yanıp sönüyor, bir şey mi var, acaba?" dedim.
"Olabilir, bana ne?" dedi.
Amanın, ben adama bombanın üstünde oturuyorsun, diyorum, o yekinip şöyle bir bakmak bir yana, merak bile etmiyor.
"Hayır, hiç daha önce böyle bir şey görmedim de, bir sorun olmasın?"
Iıh, yine umursamadı.
Salak adam, eğil bi bak, ne diyor bu kadın diye bir toparlan!
Yok, valla. Aa, delirecem!

Yanımdaki yöremdeki bir-iki kişi şöyle bir toparlandı, ne oluyor diye bakındı. Birisi eğilip, çakan ışığı gördü. Ama, o kadar.
Ben burda böyle oturup patlama ne zaman olacak diye bekleyemem, kamarot, çımacı kim varsa birini bulayım diye kalktım, arkaya gittim. Bakındım, kimse yok.
Derken, büfenin altından biri çıktı, hemen yanına seğirttim, derdimi anlattım: "Orda, ilerdeki koltukların birinin altında bir ışık çakıyor, ne acaba?"

Genç gemici güldü, "Haa, canyeleği ışığıdır, dedi"
Nasıl yani, batmış filan değiliz ki, can yeleği ışık saçsın?

Birlikte o meşum ışık saçan koltuğa doğru ilerledik, gemici eğildi baktı; "Evet, can yeleğinin ışığı o, bazen yolcular otururken çarpıyor, ışık yanıyor" dedi.
Eski yerime geçtim, oturdum. Yan arkada oturan hanıma, "ne bileyim, bunca zamandır deniz otobüsüne binerim hiç görmemiştim böyle bir şey" dedim.
O da, anlayışla başını salladı "tabii anlamak, tedbiri elden bırakmamak lazım, belli mi olur"dedi.

İskeleye yanaşana dek, düşüncelere daldım.
Sonunda, tek yolcu bile olsa hiç değilse çabamın takdir edilmiş olmasıyla teselli buldum.

Bütün bunlar havanın lodos olmasındandır, deyip geçmeli miyim?


Picasso - Ağlayan Kadın


16 yorum:

endiseliperi dedi ki...

bana her gün lodos o halde:) ben de zaman zaman böyle paranoyaklaşırım. hatta birazdan deprem olacak diyip gecenin bir yarısı uykudan zıplayıp herkesi kontrol edip, sığınacak yerler oluştururum kafamda.

öğrendik ki, can yeleğinin bir ışığı var o zaman zaman yanabilir, telaşlanmayalım:) teşekkürler ekmekçikız. ben de az önce konuştuğum babama, arçil'in haylazlığından dert yanıp, hiç bana çekmemiş, babasına çekmiş, demek ki çocuğun babasını seçerken daha iyi düşünmek gerekirmiş, dedim. hiç öyle laubali bir ilişkimiz olmayan babam, ne dediğimi anlamadı çok şükür:)

umarım akşama her şey düzelir.
sevgiler.

Biyo dedi ki...

Ammada başlangıç yapmışsın ha!
Bişi oldu yada şimdi olacak,anam patlayacak diye okudum:)

Can yeleği ışığı :/

Hiç vapurla işim olmadığı için(malum karada gitmiyor meret)bilmiyordum.

Birde cincibir gazozo sinemada içerdik.
Mabel sakıza delirirdik.
Oraleti avuçlayıp kıtır kıtır yiyenlerdendim.
"Elleriniz şıpır şıprr oldu"diye annemden de dayak yerdik:)))

Ayca dedi ki...

Agzinda lokmayla ve lokmanin olusturdugu ses tonuyla "bau nau neu" diyen umursamaz insani gözümde canlandirmam o kadar kolay oluyor ki, toplumda populasyonu fazlaca olan umursamazlar grubuna dahil oldugu icin.

Can yeleginin isiginin yanmasi ne anlama geliyormus peki bu durumda??

mitmit dedi ki...

Uçak havalanmış. Ekmekçikızın önündeki koltukta bir adam hala telefonla konuşuyormuş. Dayanamamış. Anonsu duydunuz, telefonla konuşmayın demiş. Adam: Ben konuşmuyorum, karşımdaki konuşuyor, ben sadece dinliyorum demiş!!??
Bu da olmuş bir olaydır.Bu hikayede kahramanımız ekmekçikız bir hayaldir.Ancak tez vakitte kendisinin de başına gelmesi kuvvetle muhtemeldir.

ekmekcikiz dedi ki...

Peri inan, her şey o kadarla da kalmadı. Akşama kadar bi dolu saçmalık daha oldu. Hatta, ayrı bir yazı konusu olacak kadar, çok.
:)
Suya girmeden, işaret yerlerine dokunulmadan ışığı çakacak kadar hassas can yelekleriyle dolu deniz otobüsleriyle yolculuk ediyoruz, ne mutlu bize.
:-)

ekmekcikiz dedi ki...

Biyo, bu Oralet sırrının sadece kendime ait olduğunu sanırdım.
O kadar çok itiraf oldu ki, adeta "yalnız bir suçlu" olmadığım için hayal kırıklığına uğradım.
:))
Sen de, o familyadansın, demek?
:)

ekmekcikiz dedi ki...

Sevgili Ayça,

O ilgisizmeraksıziri genç, eminim zaten, o koltuğa yerleşirken koltuğu sarsıp ışığın gereksizsebepsiz çakmasının da nedenidir.
:)
Hayır, bişi yapmıyacaksın, sana gemiyi idare et diyen yok,
bir eğil bak ne olmuş koltuğa filan diye, yaa!

ekmekcikiz dedi ki...

Mitciğim,

Eh, buna yakın bir tane geldi başıma!
:(

Yıllar önce, bir müvekkilin işiyle ilgili bir adama ulaşmaya çalışıyoruz. Gün boyu bulamadık bir türlü. En sonunda bulunduğunda, kendisine dert anlatma faslı sürerken, "uçak İstanbul'a inince bakarız" gibi bir laf etmesi üzerine adamın uçakta cep telefonuyla konuştuğunu anlayıp, "kapat çabuk kapat o telefonu, uçağı düşüreceksin" diye çığlık atıp, kendi elimdeki ofis telefonunu fırlatmıştım.
Yaa!
Hıyar herifin ne dediğimi anladığını hiç sanmıyorum, laf aramızda.
:)

sule dedi ki...

Ah be canım, arka arkaya gelmiş hepsi. Bazen olur böyle, ne sinir bozucu.
Benim oğlum da ne ağır yarabbi...icime fenalik geliyor, sabahki hazirlanma surecinde. kendime "hadi" deme diye soz versem de, sozumu tutamayip, "hadi ozan" deyip duruyorum, o ise hani okula benim yetismem gerek de ozan da bana eslik ediyormus gibi bir rahatlikla hazirlaniyor. simdi ben de "bunun babasi da boyleydi" diyecegim gulmeyin sakin :) ama gercekten boyleydi. biz evden ornegin gezmek icin cikarken, ben hazirlanir, ozani hazirlar, ozan kucuk oldugu icin ozanin ivir zivir cantasini hazirlar, kapinin onune cikardim, serkan daha "arabanin anahtarlari nerde acaba" modunda sakin bir sekilde evin icinde gezinirdi :P
Lodos modos bahane bu arada, ya da bu yılki lodoslar hepimizi fena çarptı, bilmiyorum...Toplanip bir gun, grup terapisi mi yapsak kendimize nedir?...

ekmekcikiz dedi ki...

Şuleciğim,

Psikolog Fatma Torun Reid'in "Hadi Diyen Anneler" isimli bir kitabı var. Onu okuyalıberi "hadi" dememeye çalışıyorum da, bizim kültürümüzden midir, bize hadi denmesini aşamamaktan mıdır bilemiyorum, ben de sık sık "hadi" derim.
Yine de bazı durumlarda tabiat, huy herşeyin önüne geçiyor; uyanamayan çocuk uyanamıyor, azizim.
:))

Köşenin Delisi dedi ki...

Biliyorum bu yazı sinir geçen bir günden sonra yazılmış negatif bir yazı ama ben yine de deniz otobüsü kısmına çok imrendim çorak memleket çocuğu olarak... istanbula ilk gittiğimde 20 yaşımdaydım galiba. Kuzenim bana ortaköyü falan gezdirmişti, akşam, hava daha tam kararmamışken otobüse binmiştik. Bi baktım, otobüs denizin yanından geçiyor!! Ağzım kulakalrıma varmıştı resmen. "Ne büyük lüks, otobüsle eve giderken denizi seyredebiliyorsun" demiştim içimden. Sonra etrafıma bir baktım, herkes suratlar beş karış, yorgun, işten güçten çıkmış, bakmıyor bile kimse denize...ankara'da deniz olsa ben de böyle tepkisiz olacaktım demek demiştim içimden :)

simon dedi ki...

hayır, niye kızın gerilmesini bekliyorsun, anlamadım:) bir defa çocuklar öyle şeylere gerilmez. sonra beklesin servis, herkes girerken ona bakar, ilgi çeker. beklemezse de okulu kırar, fena mı..
hayır, zaten geç kalsa da sonradan uyarıyı annesi yiyecek.

ekmekcikiz dedi ki...

Çorak memleket çouğu Elifcim,

Yanından geçerken denize bakmamaktan beteri, işten çıkma yorgunlukla üstünde giderken denize bakmamak veya manzaralı odalarda çalışırken denize bakmayı unutmak, olsa gerek ki, biz İstanbul'da bunların hepsini yapıyoruz.

Yine de şanslıyız, deniz var; bakabilecek haldeyken görebiliyoruz.
:)

ekmekcikiz dedi ki...

Yahu Simon,
Bilmişsin işte; ""zaten geç kalsa da sonradan uyarıyı annesi yiyecek" demişsin ya...

Üstelik, doğru olanın kimsenin gerilmemesi olduğunu da biliyorum. Gel gör ki, beceremiyorum.
Tamam, itiraf ettim kurtuldum.
:)

SekerPembe dedi ki...

Ekmekcikiz Maral Abla,

Biliyorsunuz ben anne degilim, es degilim ama fena halde cevremdekilere "hadi" diyengillerdenim. Tam da yazdiginiz gibi baskasinin yukunun hammali olup pazarda esya tasiyasim bile geliyor kimi zaman. Sorum su: Fatma Torun Reid bu duruma cozum olarak "hadi demeyin"den gayri ne onermis, soyler misiniz? Ah simdi kitabi okuyun diyeceksiniz ama hic okuyasim yok ne yalan soyleyeyim.

ekmekcikiz dedi ki...

Şekerciğim,

"Hadi dememe hali"nin nasıl olacağı eğitimini tek kelimeyle nasıl yazayım?
En iyisi, o konuda bir post attırayım, belki, başkalarının da işine yarar.
:)