Cuma, Aralık 28, 2007

FAYDALI İŞLER

Yok canım, hiç öyle hayır işi değil.
Hasta olup, eve kapanınca iki ateş yükselmesi arasında bir film hesabıyla üst üste film seyrettim, birikmişleri biraz azalttım.
Fayda budur.

Sondan başlayayım.


The Departed/Köstebek

Geçen sene ilk gösterime çıktığında da, Oscar töreninden sonraki şeref turunda da çok merak edip yine de kaçırmayı başardığım bir filmdi.
Demek, artık zamanı gelmiş.
Tam endüstrinin şanına layık bir film: On defa Oscar'ı kaçırmış, müthiş filmler çekmiş bir yönetmen, en tecrübelisinden en yakışıklısına istenen boy ve ebatta jönler, görüntüler etkileyici, müzik çarpıcı, herşey yerli yerinde... Üstüne bir de yönetmenine yıllardır alması beklenen Oscar heykelciğini de getirmiş, daha ne? İyi işte, seyrettim ve merakım sona erdi.


8 Kadın/8 Femmes

2002 yılından bir Fransız filmi bu.
Aslı, bir tiyatro oyunu.
Fransız sinemasının parlak yönetmenlerinden François Ozon, bu oyunu tiyatro sahnesi gibi tek mekanda çekmiş. Ve fakat bir müzikal olarak!
Şu var ki, müzikalimiz yolların kapandığı karlı bir günde, bulundukları evden ayrılamayan ve bir cinayet nedeniyle türlü çeşitli kirli çamaşırları ortaya saçılan 8 kadını anlatmakta.
Oyuncular Fransız sinemasının en gözde kadınları; Catherine Deneuve, Isabelle Huppert, Emmanuelle Béart, Fanny Ardant ...
Erkek yanlısı bulduğum sonunu bir tarafa bırakırsak, sırf oyuncu galerisi için seyredilir.


Callas Forever

8 Kadın'dan biri olan Fanny Ardant, bu filmin Maria Callas'ı ve başrolü Jeremy Irons ile paylaşıyor.
Yönetmen Franco Zeffirelli, opera konularını sinema diliyle anlatan, opera filmi yapan bir yönetmendir.
Bu defa, ölümünün üzerinden 30 yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ en çok satan operacı efsanevi Maria Callas'ı kurmaca bir öyküyle sahneye çıkarıyor, daha doğrusu peliküle yansıtıyor. Jeremy Irons, onu unutamadığım çarpıcı karakter rollerinden farklı bu filmde; özel bir oyun becerisi gerektirmeyen sıradan bir rol oynuyor. Fanny Ardant'a gelince, tam bir opera divası olmuş. Yüzünün karakteristik özellikleri de Callas'a benziyor. Böylece, bu kurmaca öykü gerçekmiş gibi hissedebiliyoruz. Filmin bonusu ise ünlü Callas aryalarını dinlemiş olmak.


Takva

Bu filmin konusunu anlatmama gerek yok, çok duyuldu, konuşuldu.
Yine sinemada kaçırdığım bir filmdi.
Keşke, sinemada seyredebilseymişim.
Oyuncular çok başarılı, konuyu hiç abartıya kaçmadan anlatan bir yönetim var, görüntüler filmi bütünlüyor.
Doğrusu aldığı tüm ödülleri haketmiş Takva, tebrik ederim.



Filmlerin başlıklarına tıklarsanız, birer film yazısı okuyabilirsiniz.
Callas Forever, Türkiye'de oynamadığından, o yazısız; ona ses verdim.
Tıklayınca Maria Callas'ı dinleyeceksiniz.


10 yorum:

Elif dedi ki...

Callas gibisi yok. Aci aci sesi gibisi yok.

www.elifsavas.com/blog

miso dedi ki...

Canım ekmekçikız,
Hay allah, geçmiş olsun. Ben de hasta oldum ama seninkini okuyunca ne kadar ucuz atlattığımı görüyorum. Benim ateş daha insani boyuttaydı. Derse bile gittim. Bu arada hastalığın faydaları da filmlere yansımış. (Belirgin bir kıskançlık var, sakın atlama:))

marruu

Simon Templar dedi ki...

departed'ı seyrettiğimde -seyretmesi eğlenceli ve heyecanlıydı da- mantık hatalarını kaydettim bulduğum bir kağıdın köşesine, 20'yi aşmıştı.
müthiş bir hong kong filminin sizin bahsettiğiniz öğelerle soslanmışı.

endiseliperi dedi ki...

çok geçmiş olsun ekmekçikız, ben de evin içinde üşütmeyi becerdim, hastayım biraz, burnumu silip duruyorum, kafamı da oynatamıyorum. yine de birazdan çıkıp yılbaşı hediyelerini tamamlamaya çalışacağım.

maria callas'ı izlemedim aralarında, bulursam alayım.

kısa sürede iyileşmen dileğiyle, sevgiler.

EKMEKCİKIZ dedi ki...

Elifciğim,

Bak bu ilginç bir tanım; "acı ses".
Ben bilmem, sen bilirsin!:)

Aradım, bulabildiğim Casta Diva yorumlarını dinledim. Onun üstüne yok.
Bir de Habanera'yı konserde söylediği bir video kaydını izledim; o ne duruş öyle! Gelmiş geçmiş bütün Carmenlere meydan okuyor adeta.
:))

EKMEKCİKIZ dedi ki...

Misocuğum,

Eskiden ben de hastalığa aldırmaz iş-güç bahanesiyle ortaya çıkar, sonra da geçmek bilmeyen hastalık haliyle uğraşır dururdum.
Bu defa, akıllandım.:)
Efendi gibi yatıp, hastalığın keyfini çıkarıyorum.
Dünyanın gailesi bitmiyor ki, bekleyiversin birazcık.
:))

EKMEKCİKIZ dedi ki...

Sevgili Mösyö Templar,

The Departed'ı seyretmek sahiden tam bir sinema zevkiydi. Ancak ve lakin, aramadan bile hata bulunabilirdi, sahiden de.
Ben bir ara, bu olaylar eş zamanlı akmıyor muydu yoksa, diye düşündüm. fakat, nasıl bir profesyonellikse bu, bir güzel hepimiz hayran seyrediyoruz işte.
Ne denir? Şapka çıkarılır, ancak.
:)

EKMEKCİKIZ dedi ki...

Teşekkür ederim, Perikızı.:)
Sana da çok geçmiş olsun.

Hava soğukmuş, kendini kolla aman.
Tam yılbaşı üzeri hiç de neşeli olmaz daha çok hasta olmak.

Hımm, ne güzel "Callas" dinleyeceksin sen de.
:)

sumuklubocek dedi ki...

The Departed'i cok begenmistim ben.
Callas Forever'i listeme ekliyorum hemen.
Sanati bir yana, o kadar kiloyu verisini de cok ilginc bulmusumdur ben...

EKMEKCİKIZ dedi ki...

Böcekciğim,
Öyleymiş sahiden, yusyuvarlakmış gençliğinde Callas.
Sonrasında ise, belki ilk zayıf soprano olmuş.:)