Pazartesi, Ocak 14, 2008

"4 AY 3 HAFTA 2 GÜN" ve "ALTIN KÜRE"LER

Filmekimi'nde gösterilirken göremedim, kaçırdım.
O gün bu gündür, "4 Ay 3 Hafta 2 Gün"ün oynamaya başlamasını bekliyorum. Neyse, haftasonu sabah ilk iş koşturup gidip seyrettim.

Şu film dağıtıcılarının ve salonların işine akıl erdiremiyorum. Dedektif gibi takip etmezsen, filmleri seyretmek mümkün değil. Tuhaf bir şaşırtma da bu film için yapmışlar. Avrupa filmi olması nedeniyle alışıldığı şekilde İstanbul'un bir-iki eski Beyoğlu, Kadıköy sinemasında oynayacağına, bu defa bir-iki şık alışveriş merkezi sinemasında oynatmayı uygun görmüşler. Bakalım, kimler görecek orada?

Bir kere Avrupa filmi diye kategorize ettim, iyi mi yaptım bilmiyorum da, bir de Demirperde sonrasında eski acıları-yaşantıları anlatan Doğu Avrupa filmi diye bir alt kategori daha açmam gerekiyor, bu durumda.

Film anlatmayı pek bilmiyorum, üstelik çoğu insan "aman konuyu anlatma" diye itiraz eder. Oysa, bana konuyu anlatsalar bile, filmin nasıl anlatıldığını görmeyi daha çok önemserim. Anlatılanın, beni hangi anda ne ile etkileyeceğini önceden bilemem ki.
Bu filmde de tam bu oldu.

"4 Ay 3 Hafta 2 Gün", zorlu bir konuyu ilginç bir şekilde anlatmayı başaran iyi bir film. Öneririm, görün.
Bunun yanında bazı sahnelerin etkisi daha farklı oldu üzerimde. Otelde geçen sahneleri izlerken, kendimi birden 18 sene öncesinde bir gece zorunlu olarak kaldığım bir Yugoslav otelinde, Belgrad'ta buluverdim.
Bu kadar mı benzer iki otel birbirine; çalışanları, onların müşterilere karşı olan baştansavmacı aynı zamanda dediğim dedikçi memur davranışları, tuhaf kat holleri, aşağıdan gelen müzik sesi, otelde yapılan düğün...
Apartmanlar arasındaki karanlık çamurlu bir avluda futbol oynayan oğlan çocuklarının bir an gözüktüğü sahne ise, "Pal Sokağı'nın Çocukları"nı aklıma düşürdü.
Milliyet Çocuk Kitaplarının üzerine ofset baskı kapak geçirilmiş, küçük boylu, mavi ciltli çocuk kitapları serisinde okumuştum, onu. Oğlan çocuklarıyla ilgili bir öykü olmasına rağmen, o kadar çok sevmiş ve etkilenmiştim ki, defalarca okumuştum.

Nerden nereye...

Geçen sene, sanırım sabaha karşı uyanıp "Altın Küre" ödül törenini izlemiştim, bir güzel. Şurada da yazmıştım.

Heyhat! Bu sene hevesim kursağımda kaldı.
Çünkü, Hollywood'daki yazarlar grevi nedeniyle, grevi destekleyen oyuncular törene katılmayacaklarını açıklayınca, bozguna uğramaktan korkan düzenleme kurulu, ödülverme, konuşma yapma faslını yani işin eğlenceli gösteri tarafını iptal etti.
Ödül alan filmler, oyuncularla ilgili olarak hislerime tercüman olmuş sayılabilecek bir Sevin Okyay yazısı tıklarsanız bu satırda.

Ben, kendi adıma çok beğendiğim "Kefaret" filminin en iyi film seçilmesine ve en iyi film müziği ödülü almasına çok sevindim.
Ayrıca, bu hafta sonu gösterime girecek olan ve merakla beklediğim "Çan ve Kelebek"in en iyi yabancı film seçilmesinden de, hoşnutum.
Hım, bir de en iyi müzikal kadın oyuncusunun yine bayıldığım bir film olan "Kaldırım Serçesi"nin müthiş Piaf'ı Marion Cotillard olmasından da memnunum.
Ha, unutmadan, filmini görmedim ama, en iyi erkek oyuncunun Daniel Day-Lewis olmasına hiç bir itirazım olamaz.

İlgilenenler için tam liste şurada var.




"Çan ve Kelebek" yakında sinemamızda!
("Dalgıç ve Kelebek"miydi yoksa?)

8 yorum:

metin dedi ki...

Milliyet Yayınları'nın o küçücük ciltli, mavi şömizli çocuk kitapları serisi... Bütün hayalim o seriyi biriktirmekti çocukken. Hele de Molnar'ın kitabı!.. Zaman su gibi akıp geçti. Silindir gibi, üzerimizden.

Şu bol rakamlı filme gitmek isterdim ama vakit mi var!

gülçin dedi ki...

taşrada geçen çocukluğumun en renkli arkadaşlarıydı o mavi ciltli kitaplar. yıllar boyu şehirden şehire taşınırken bir kısmı kimbilir nerelere kaybolmuş, ama bir kısmı hala kitaplığımda. en sevdiklerimi saklamışım, biri de pal sokağı çocukları. YKY geçende ciltli olarak yeniden bastı biliyor musun, onu da alayım diyorum.

bu arada ben de "no country for old men" filmini merak ediyorum coenler'in. hem javier de var orda:)

not: evet, dalgıç'tı. yıllar önce kitabını okumuştum, filmine dayanabilir miyim bilmiyorum.

EKMEKCİKIZ dedi ki...

Metin Bey,

Ben seriyi biriktirmiştim.
Sonra onlar, hiçbir eşyanın biryerlere sığmadığı düşünülen bir taşınma zamanında, küçük kuzenlerden birine hediye edilmişti.
Bilemem sonra başlarına neler geldi?

Bol rakamlı filme gidecek fırsatı yaratın kendinize.
:)

EKMEKCİKIZ dedi ki...

Gülçin,

Filmini bizde "Kelebek ve Dalgıç" adıyla oynatacaklarmış.
İsmin doğrusunu ararken, filmle ilgili yazıları okuyunca, zor konuya rağmen daha da çok görme isteğine kapıldım.

Bu arada sadece Javier'in olduğu filmi değil, Daiel'in olduğu filmi de görmeyi sabırsızlıkla bekliyorum.

Şu Milliyet'in mavi kitaplarına ayrı bir yazı ayırmak farz oldu.
:))

pelin dedi ki...

Ekmekçikız yukarıdaki çiçekler nasıl da güzel öyle. gelip gelip bakıyorum:)

buradaki sinema salonları da öyle saçma filmlerle dolu ki. yakınlarda var mı iyi filmler diye aradım ama My Blueberry Nights ve Promise Me This sadece bir sinemada oynuyor koca Ankarada. evden oraya gitmek de en az birbuçuk saat. zor geliyor bu soğukta. ama Çılgın Dershane her sinemada var. 4 ay 3 hafta 2 gün henüz gelmedi galiba. Elif de yazmıştı geçenlerde, sen de beğenmişsin, ben de merak ediyorum. neyse bekliycez artık.
Milliyetin mavi kitaplarını hiç bilmiyorum ben ama. yaşım yetmiyor herhalde deyip cahilliğimi kapatsam mı acaba:)

EKMEKCİKIZ dedi ki...

Pelinciğim,
Onlar bizim balkondaki bir saksıda yaşayan güller. Geçen bahar başında bir arkadaşım küçükbir saksıda getirdi onları. Bir kez açtıktan sonra, onları daha büyük bir saksıya aldım ve sonra onlar da coştu!
Bu fotoğraftan sonra bir kez daha böyle dolu dolu açtılar. Yazsonunda budadım, hava ılık gidince biraz daha açtılar. Şimdi uykudalar, baharı bekliyorlar.

Ben de onu dedim ya yazıda, böyle filmleri merkezdeki sinemalarda oynatmak lazım, şehrin birer ucundaki alışveriş merkezleri yerine. Umarım, daha yakınlarda bir yerde oynar.

"Mavi Kitaplar" için kopyalayıp tıklarsan aşağıdaki linkde epey bilgi ve anı var.
Bu arada yaş konusunu hiç açmayalım, dinazorluğumuz belli olmasın.:-))

http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=milliyetin+kucuk+mavi+kitaplari

miso dedi ki...

Sevgili ekmekçikız,
Önermişsin, çooook sağol, zaten dört gözle beklemekte bu miso, ama ah ekmekçikız, bilmez misin ki bu Ankara taşranın en taşrasıdır! Gelmiyor ki buraya bu tip filmlerin çoğu. Bir bakıyorsun, neredeyse bütün sinemalar, hatta Kızılırmak bile Maskeli Beşler Kıbrıs'ta, yok efendim dersaneciler bilmemnerede filmleriyle dolmuş taşmış. Bakalım, gelmezse korsan morsan bir şeyler yapacağım artık. (kendini ihbar eden kaz miso)
Bu arada Atonement'ın müziklerinin ödül almasına ben de çok sevindim. O daktilo ve müzik karması harikaydı.

marruu

EKMEKCİKIZ dedi ki...

Miso, inan kaçak maçak son derece haklısın, bu konuda.

Ancak, bırak güzide taşra kentimizi, İstanbul'da bile merakla ucunu çekiştirmesen iyi film seyretmenin imkanı yok.
Sonra, varsa yoksa döverek güldüren acayip filmler...
Iyyy!