Pazar, Şubat 24, 2008

BUGÜN

Bugünün 6-7 saati nasıl geçti, hatırlamıyorum bile.
Sabah yürüyüş için sahile indim.
Deniz kenarındaki kalabalığa karışıp, kış sonu güneşinin keyfini çıkardım.
Eve dönerken büyük markete uğradım; balık, tavuk, biraz meyve almak niyetiyle.
Eve gelince, akşam yemeği hazırlamak işine giriştim.
Radyoyu açtım. Keyifli iş yapmak için, müzik en gerekli destek, bence.
Şu yufkaları börek yapayım, yarın okuldan gelince atıştırırlar hem.
Hadi, tavuğu haşlayayım; bir kısmını buzluğa kaldırırım, hafta içi bir akşam tavuklu pilav için hazır olur.
Ooo, ne zamandır buzdolabını elden geçirmemişim, şu kavanozları bir boy küçüklerle değişmeli, içindekiler az kalmış.
Ah, unutuyordum, çocukların tişörtlerini yıkayayım. Hafta içi değişmek istediklerinde hazır olsun.
Haa, bak şu fularlarla eşarpları da ipek programında bir döndürüvereyim, artık zamanları geliyor.
Hah, bulaşık makinesi bitmiş, boşaltayım. Hoppala, bu köpük de ne? Aman ya, yine servis peşine mi düşeceğim? Dur bir daha durulama programında çalışsın, belki düzelir.
Bu sırada, ekmek makinesinin karıştırma programındaki hamurun olduğunu haber veren zil çaldı. Hadi şu sandviçleri tepsiye dizeyim de biraz kabarsın, bulaşık makinesi bitince fırını açarım. Eh, iki makine birden çalışınca sigorta atabiliyor, şimdi iş arasında riske girmeyeyim.
İçeriye makas almaya giderken, çamaşır makinesinin programının bittiğini görünce çamaşır asmaya öncelik vermek gerekiyor.

Neyse, fırını beklerken bir kahve yapayım, balkon güneşli, güzel. Hepsi, beş on dakika işte; balkonda, güneşte kahve keyfi. O arada telefon çalıyor, olmasa da olur bir konuşma. Kahve keyfi sekteye uğruyor.

Hadi iş başına.
Tavuk haşlanmış, soğumuş, kemiklerini ayıklayayım.
Neyse, bulaşık makinesi ikinci defa çalıştırınca, köpükleri temizledi. Şimdi de onu boşaltayım.

Oğlum aradı. Geliyoruz, Asri Turşucu'dan ne alayım, diye sordu.
Demek ki, yarım saatim var, bugünü yazayım hemen.

Birkaç sene sonra, böyle bir haftasonu günü nasıl geçecek, kimbilir?
Yirmi sene önce, genellikle gezerek geçerdi. Çocuklar küçükken, oyun alanlarında, alışveriş merkezlerinin oyuncakcı dükkanlarında, daha sonraki zamanlarda çocuk filmlerinde...
Yakın zamandaki rutinim bugünkü gibi; çocuklar babalarında iken yeni haftaya hazırlık yapmakla geçiyor, zaman.


Bugünün kişisel keyif zamanları bir saat yürüyüş, on dakika kahve molası, yarım saat bloga yazı yazmak, işte.
Aa, asıl büyük eğlence gece, bu geceyarısından sonra Oscar töreni var. Deli gibi oturup, sabaha kadar onu seyredeceğim, sanırım.


12 yorum:

endiseliperi dedi ki...

ekmekçikız,
gün, sıradan işlerle öyle yorucu geçiyor ki, akşam, artık çok yorulmuşum, yemekten sonra uyuklamışım. kalkınca baktım, pek de sevdiğim film kalmamış evde. death in venice'i tekrar izleyeyim dedim, gönülsüz. filmi koymadan önce senin siteye girdim ve oscar törenleri olduğunu öğrenince nasıl sevindim anlatamam.

eh, tekrar çay demleyip, mısır da patlatabilirim:)

mersiiii:)

not: arçil'le ikimizin yaşadığı ve arçil'in babasında olduğu o sadece eğlenceye ayrılmış haftasonlarını düşünüyorum da bin asır geçmiş gibi üstünden. artık ancak çocuklar üniversiteye gidince belki o kadar özgür olabiliriz.

Simon Templar dedi ki...

nasıl geçti anlamadım dediğin 6-7 saatte o kadar çok iş var ki. benim aynı sözü ettiğimde genelde boş, bomboş, elda var hiç saatler oluyor. o zaman seninki gibi yapıcı-yaratıcı-olumlu diye anlandırdığım şekilde geçirmediğim için kendime kızıyorum. sıkıcı olabilir ama sonraki keyifler için altyapı.

müzi dedi ki...

burada bir reklam var. 4 kisilik bir ailenin gunluk yasantisinin degisik varyasyonlarini gosteriyor. anne hep bir ahtapot gibi, cok kollu. ayni anda 4 isi birden yapiyor. iste bir eliyle yemegi karistirirken diger eliyle malzemeleri kesiyor, ucuncu eliyle cocugunu seviyor, dorduncu eliyle cayini iciyor falan... onu hatirlattin bana. zor is valla. is yerinde gecirilen bir gun daha az yorucu oluyor. gerci isten ise fark var ama sen anladin ne demek istedigimi :)
sevgiler

elektra dedi ki...

şu ana kadar sesin soluğun çıkmadığına göre, son planın gerçekleşmiş gibi geldi, ne dersin?:)
umarım o planın gerçekleşmiştir. ben kendi adıma gece 1:00'e kadar, uyumayayım diye bir sürü iş yaptım, program başladığında uzandım kanepeye hevesle, yorgunluktan uyuyakalmışım:P))))

ekmekcikız dedi ki...

Peri, doğru diyorsun; özgürlük, belki üniversitede, belki kendi başlarına yaşamaya başladıklarında...

Çay, patlamış mısır töreni sonuna kadar izlemeye yardımcı olmuştur, umarım.
:)

ekmekcikız dedi ki...

Simon, o nasıl geçtiğini anlamadığım saatler sıkıcı değil de yorucu genellikle.
O kadar çok yorulunca, başka bir doyurucu faaliyet için güç kalmıyor. Ancak, uykuya derman kalmış oluyor.
Neyse ki, her gün böyle geçmiyor.:)

ekmekcikız dedi ki...

Müzi, evet evet!
Böyle sıkı evişiyle geçen bir günden sonra büroda olmak, özellikle acil iş olmadığında dinlendirici oluyor.
Bizim toplumumuzda şu gerçek kadının tepesinde demoklesin kılıcı; çalışan kadınsan, bu iki kat çalışıyor olmak anlamına geliyor.
:)

ekmekcikız dedi ki...

Elektra, o kadar çok çalıştıktan sonra sabahlamayı göze alamadım. Çocuklarla aynı zamanda yattım.
Ben, kendimi kurarım.
Bu sefer kendimi saat 04:30 da kalkmaya kurdum.
Böylece, önemli ödüllerden sadece yardımcı erkek oyuncuyu kaçırdım, diğerlerini izledim.
Bu gece, özet-tekrar bişeyler olur hem, eksik olanı ordan tamamlarım.
:))

şule dedi ki...

Ozan'ın babasında olduğu çarşamba geceleri ve pazar günleri ben de eski özgür günlerime dönmüş gibi hissediyorum kendimi. Bir mola zamanı sanki. tüm gün iş yapsam bile, (ki genelde yapmayıp kendimi dışarıya atıyorum), "bu yemeği ozan uyuduktan sonra hazırlayıp, şimdi oğlumla oyun oynayabilirdim" türü vicdan azapları çekmeden çalışmanın keyfini çıkarıyorum.
Bu arada ben artık sinemaya gitmeden önce mutlaka bir sayfana girip, "ekmekçikız buna gitmiş mi acaba, ne yazmış ki" demeyi hiç ihmal etmiyorum benim sevgili film eleştirmenim :)
sevgiler

ekmekcikız dedi ki...

Aman Şuleciğim, mahcup oldum valla.:) "Sevgili sinema eleştirmeni" demek! :)) Benimki, çok sevdiğim bir şeyi paylaşmak, sadece.
Peki, bundan sonra gittiğim tüm filmleri yazarım. Herkes çok ilgilenmiyor diye hepsini yazmıyorum, üstelik.
:)

miso dedi ki...

Ekmekçikız, ne güzel yazmışsın. Yani bir kamyon iş ama kayarcasına yapılan, offlamadan, sıkılmadan. Ev rutini değil mi? Tek fark Ilgaz'ın kıçımın dibinde olması. Biraz büyüyünce o da uçar zaten :)

öpüyorum
marruu

ekmekcikız dedi ki...

Miso,
Çocuklar küçükken, ben haldur huldur iş görürken, onlar da birşeyler yapmak isterlerdi. Bu listeye, mesela, birlikte kek yapmak eklenirdi o vakit.
Hem oğlumla hem kızımla onlar 4-5 yaşlarında iken bu kek faaliyetini yapmıştık.
Sen de Ilgaz'la dene, itersen.:))