Perşembe, Şubat 07, 2008

DOLMUŞTA

Aşağıdaki yazı, her zamankine göre biraz uzun oldu.
Sabredip okuyun lütfen, sonunda oy vereceksiniz.


Meşhur Türk buluşlarındandır, dolmuş.
Başka var mı say, derseniz hatırlayamadım şimdi.
Bu tür işlek zeka-tembel davranış örneklerimiz olmalı, hatırlayan söylesin.

Dolmuşkullanangillerdenim.

Okulla evi, işle evi biraraya, aynı yakaya getirmeyi başaramadım gitti.
Öğrenciyken, belediye otobüsü ve minibüsle ulaşım zincirine katkım olurdu.
Çalışmaya başladıktan sonra dolmuşa terfi ettim. Buna zamanla deniz otobüsü, tramvay, metro, finüküler gibi diğer ulaşım araçları da eklendi.
Tabii, bir de özellikle çocuk sahibi olduktan sonra ulaşıma sürat kazandırmak için yörüngesine girilen taksiler var. Onları ayrıca irdeleriz.

Nereden bu dolmuş mevzuuna taktığıma gelince...
Geçende bir akşam, geç olmayan bir saatte arkadaşımla dolmuşa bindik.
Dolmuş, ana duraktaydı ve yolcu alıyordu.
Tam önümüzden orta yaşlı bir hanım dolmuşa bindi, daha doğrusu kendini bizim önümüzden dolmuşa attı ve orta sıraya oturdu.


Şu aralar orta sırayı iki kişilik hale getirdi, trafik. (Onun adı öyle; trafik! Kimdir, nedir, neyi temsil eder, pek bilinmiyor, sadece tahmin edilebiliyor.)
Orta sıranın kapı tarafına bu hanım oturunca, biz arka sıraya geçtik. Hanımın yanına, pencere tarafına da bir bey oturdu. Bizim yanımıza da iki genç hanım oturdu ve dolmuş yola koyuldu.

Refleks olarak cüzdanlara davranıldı, herkes parasını çıkarıp şöföre uzatmaya başladı.

Arkadaşım, öndeki sıradaki beye verdi parayı uzatması için. Adamcağız, söyleneni anlamıyormuş gibi bakındı, kendisinden talep edilen tekrarlanınca da, "ben bilmiyor Türkçe" gibi bişeyler geveledi.
Bunun üzerine yan taraftaki hanımdan aynı rica bulundu arkadaşım; "iki tane uzatır mısınız, lütfen?"

Dolmuş kültürümüzde, bu durumdaki standart hareketimiz parayı alıp şöföre uzatmak ve üstü veriliyorsa, onu da geriye iletmektir, değil mi?
Hayır!
Hanım teyze şöyle bir diklendi, söylenmeye başladı:
"Neden ben veriyorum, herkes kendi parasını kendisi versin şöföre, ben öyle yapıyorum, ne ayıp..."
Aaa!
Bu sırada arka sıradaki diğer yolcular da para uzatmak istiyorlar.
Teyzemiz, paraları atarcasına, başa çalar tarzda hareketlerle döke saça para ulaştırması işini dağıtıyor.


Hiç adetim değildir ki, terbiyesizlik yapana laf yetiştireyim, dersini vermeye kalkayım.
Nedense, şeytan dürttü ve "Hanfendi İstanbul'da ilk kez mi dolmuşa biniyorsunuz?" dedim.
"Ne münasebet, doğma büyüme İstanbul'luyum" dedi.
"Peki, orta koltukta oturanın, mecburen para işine yardım ettiğini nasıl bilmezsiniz, bu hep böyledir" dedim.

O sırada arkadaşım ve diğer arka koltuk sakinleri de bir şeyler söylediler.
Fakat, teyze yılmadı söylenmeye, kendisinin nasıl da herseferinde şöföre parasını uzatıp yerine öyle oturduğunu anlatmaya devam etti.
Baktım iş uzuyor, bu sefer arkadaşımı sakinleştirmeye çalıştım. Çünkü, o da kadının bize vermek yerine yere saçtığı bozuk paraları toplarken sinir olmuştu.
"Kimbilir ne derdi var da kavga konusu olarak buna sardırdı, aldırma" dedim.

Kendi konumuza döndük, yol boyunca da arada ön tarafa bakıp güldük.
Ha, bu arada, öndeki kıt Türkçeli yabancı bey, günlük hayatımız hakkında epey bir bilgi sahibi olmuş olmalı.

Oy mu?
Şu olabilir mesela, kim haklı ey dost?

27 yorum:

Elif dedi ki...

Ben para uzatmaktan rahatsiz olan birini simdiye kadar hic duymamistim! Aslinda, ha oyle mi, o zaman ben kendi parami vereyim diyeceksin, sonra kadinin ustunden eze gece parayi uzatacaksin.

Belki delidir. Sizofren filan. :oP

Halbuki dolmusun en enteresan yonlerinden biri para olayi. Brian ilk basta, yahu biri parayi cebine indirmez mi diye sormustu. Bir de hem Istanbul trafigiyle bogusup, hem para alip, hem de kimin kac lira ustu var, onun hesabini iki saniyede yapan soforlere hayrandir. :o)

Ben de buralarda dolmus olsa diye dusunurum hep. Benzinden de tasarruf olurdu.

www.elifsavas.com/blog

sumuklubocek dedi ki...

itiraf ediyorum ben de orta siradaysam eger para uzatmaktan sikilir, bu nedenle arkalara oturmayi tercih ederdim. ama benim sikintimin nedeni asiri bir sorumluluk duygusuyla uzattigim her paranin ustunu takip etme ve bunu sahibine ulastirma stresine kapiliyor olmamdandi. Bir nevi zorunlu muavinlikti yani benimkisi ;)
her neyse, orta koltuktaki teyzenin belli ki boyle kaygilari olmayip senin de dedigin gibi demek ki baska turlu sikintilari var ki hayatta gelip boyle bir durumda haksiz yere (oyumu verdim sanirim boylece) catmasi olmus onune gelene.
Ne munasebet dogma buyume istanbulluyum lafi da ayrica guldurdu beni...
bu arada kit turkceli yabanci bey'in yabanci olup olmadigi da ayri bir suphe uyandirdi bende...
roman gibi... :))))

Köşenin Delisi dedi ki...

Ekmekçikızcım birkaç sene önce aynı olay yaşlı sayılabilecek bir amcayla gelmişti başıma, bi de güzel azar yemiştim. Üstelik de kendi param değildi uzattığım, kendiminkini çoktan vermiştim, arkadakilerinkini uzatıyordum. Adam yaşlı diye ses çıkarmadık pek ama ben homurdandım biraz kendi kendime...cins insanlar...

Oyum sana anlayacağın :)

Köşenin Delisi dedi ki...

Ya bi de demeden edemeyeceğim..."ne ayıp" diyince hatun kişi, siz de "sıranın önüne geçip hop yer kapmak ayıp değil mi" deseydiniz keşke...hırr

Sndrfknella dedi ki...

İtiraf ediyorum: Ben de para transferlerinde "kurye" olmaktan nefret ediyorum. Benim rahatsızlığım transfer esnasında yapılması gereken bolca akrobatik hareketten kaçındığımdan değil ama. Parayla ve pisliğiyle benim derdim. Minibüs ve dolmuşlarda paraları ellemeden önüm arkam sağım soluma faydam olsun diye bir aparat mı icat etsem acaba diyorum ;) Burnunu (va dahi orasını burasını) karıştıran, burun pisliğini kaldırımlarda sergilemek için ellerini kullanan, tuvalete (gün içinde kim bilir kaç kez) gidip sifonu çekmeyi burakın zaten elini bile yıkamayan binlerce insanın tuttuğu paralara birçok kez dokunmaktan hiç hoşlanmıyorum. Bu çok uzuyor, ben en iyisi ilk fırsatta bu acaipliğimi bir blog yazısı ile 70 milyonla paylaşayım.

Çok uzun lafın kısası, üslup hoş olmamakla beraber, yaşlı teyzeyi anlayabiliyorum. Ama sıraya kaynak yapıp kendini bir de orta koltuğa atmış olmasını da kınım kınım kınıyorum!

Sevgiler :))))))

ekmekcikız dedi ki...

Elifcim,

Brian'ın hayran kalmasını anlıyorum, dıştan bakınca çok tuhaf gözüküyor, biz alışkınız ondan yadırgamıyoruz.

Aslında, arkadaşım da senin söylediğini söyledi "sizin üstünüzden aşıp versek, daha çok rahatsızlık vermez miyiz" diye. Fakat, kadıncağız, "baştan verseydiniz, efendim" moduna girmişti ve çıkmasına imkan yoktu. O nedenle, bu soru da havada kaldı.

Evet, sizin oralardaki benzin israfı her türlü tasarrufun işe yarayacağı ölçüde. Ancak, bireysellik öyle yaygın ki, başetmek mümkün değil, galiba.
:)

ekmekcikız dedi ki...

Böcekciğim,

Benim de, seninki gibi abartılmış bir gönüllü muavinlik sorumluluğu duygum var, doğrusu.
Yine de, hergün dolmuşa bine bine, artık biraz törpülendi sanırım.

"Ben bilmiyor Türkçe" diyen, gizli Türk olabilir diye düşünmedim değil. Adam sarışın değildi, daha çok İtalyan İspanyol gibiydi.
Yine de birden patlak veren kadın tartışmasından epey bir tırstığına göre, yabancı olması yüksek ihtimal diye düşünüyorum.
:))

ekmekcikız dedi ki...

Deliciğim,

İşte, onu diyorum ben de.
Kendisi açıkgöz, hop öne atlıyor, yer seçiyor, sonra bir de prenses tavırları yapıyor.

Sahiden şu koca şehirde herkesin kırk türlü derdi ve patlama anları oluyor. Tamamen kızmadım, hani bir mazeret payı bırakarak. Yine de, nazik davranmayı unutmamak gerekli değil mi?
:)

ekmekcikız dedi ki...

Sndrnellacım,

Şu paraların ve genel olarak insanlarımızın pisliği konusunda son derecede haklısın.
Sokağa her çıkışımda eve veya işe döneyim, hemen elimi yıkamaya koşturuyorum.
Son araştırmalar, virüslerin yayılmasının nefes yolundan çok elden ele olduğunu göstermiş, sağlıkçılar el yıkamayı hararetle öneriyor.
İyi de, bu memleketde yaşayınca, biraz da mikropsever olmak lazım, yoksa sokağa bile çıkmanın imkanı yok, pislik ve daha çok da pislik bulaşma duygusu nedeniyle.

Sen şu "titizhanım" yazını yaz da, okuyalım bakalım neler yapıyorsun?
:))

elektra dedi ki...

sen şimdi ey dosssttt diye seslenirsin de, ben sen haksızsın der miyim ekmekçikızcığım:)))yok yok, dost kıyağı değil. benimde başıma geldi bir kaç kez, parayı uzattığımda bu davranışı ilk sergileyenmişim gibi davrananlarla incesinden ağız dalaşım olmadı değil. ancak bu eylemin minibüslerdeki versiyonunda bir şikayetim oluyor benim. ayaktakiler aracılığı ile para uzatma eylemini onaylamıyorum. bu da sık başıma gelir de onunçün. ayaktayımdır, hatta sabahsa tek ayak üstünde duruyorum da denebilir kalabalıkta. parmağımın ucu ile tutunup denge kurmaya çalışırken ben, 'şunu uzatabilir misiniz ' diyene ' çok isterdim' deyip kafamı çevirebiliyorum yani:)) haksız mıyım ey doooost:))))

Biyo dedi ki...

İtiraf ediyorum:
"Ben bir Dolmuşkullanangillerdenim"

İtiraf ediyorum:
Dolmuşları çok seksi bulurum.


İtiraf ediyorum:
Hayır dolmuşta hiç tecavüze uğramadım!


İtiraf ediyorum:
Olayımızda sen haklısın.


İtiraf ediyorum:
Ama teyze de haklı.


İtiraf ediyorum:
O teyze bendim!


İtiraf ediyorum:
Ben de aynen senin gibi davranırdım.


İtiraf ediyorum:
Daha fazla çemkirirdim.


İtiraf ediyorum:
Ya dayak atardım ya dayak yerdim.


İtiraf ediyorum:
İyi yapmışsın.Ohhhhh olsun!


İtiraf ediyorum:
Senin içine Biyo kaçmışşşş:))))))))


Yazarın kendine şaşması:Ay ne itiraf edip durduysam mal gibi.İtiraf.com anasını satimm.Aaaa bana da!!!

Biyo dedi ki...

Ha unutmadan:
Şişşşşt ""Sümüklüböcekkkk""

Türkçe karakter yazmıyorsun ama SIKILIR yazarken aman ha tikkat!
i 'leri capslockta bas:)

Yoksa orta sıradakiler para uzatmaktan gerçekten öyle mi olur??

Ehiiiiiiii.
MikropBiyo

(İtiraf ediyorum:"İtiraf ediyorum" olayı senden sonra bilinçaltıma yerleşmiş valla bilerek çalmadım,ahanda şimdi farkettim.Hakkını helal et:)))

şule dedi ki...

Canim ekmecikiz, tabii ki sen haklisin, bu nasil soru :) Ama benim basima daha absurd bir sey gelmisti. Parami uzattigi icin tesekkur ettigim bir yasli amca "neden tesekkur ediyorsun. gereksiz nezaket. uzatmayacagim mi yani, uzatıcam tabii" seklinde giden bir abuk soylev cekmisti bana. andropoza o gun girmisti muhtemelen ve bana rastlamisti. ne diyecegimi bilemeden bakakalmistim ben de :)

ekmekcikız dedi ki...

Haksız değilsin Elektra dost!
:)
O minibüs hikayesi ayrı bir saçmalık, zaten. Eskiden ben de minibüs hattında taşıma sektörüne katkı sağlardım. O vakitler "muavin" vardı, minibüslerde. Bütün o eciş bücüş durma hallerine bir de muavin eklenirdi. Muavinin olumlu tek tarafı para toplama işini yapmasıydı.

Lafı uzattım.
Para toplama ile ilgili çeşitli düşüncelere bakarak, minibüs-dolmuş sektörüne sesleniyorum şimdi:
Ey, ilgililer!
Şu para verme işine "akbil" tarzı bir çözüm bulunuz!
Bakınız, dolmuş motorlarında "akbil" pekala işliyor, hem isteyen de para veriyor.

Çok sosyal çözüm üreten bir yorum oldu bu, yahu!
:))

ekmekcikız dedi ki...

İtirafçı Biyo,

Bana, sen sanki dayak atmazdın ama, sıkı bir nutuk atar ve teyzeyi daha köprüden geçmeden dolmuştan inmeye teşvik ederdin gibi geliyor.
Ne dersin?
:))

ekmekcikız dedi ki...

Şulecim,

Hakikaten insanların hangi taraflarından kalktıkları, kime laf söylerken aslından kimi kastettikleri çok derin bir sosyo-psikolojik araştırma konusu olabilir.

Hatta, bu hikmeti yumurtlamış olduğuma göre, ben bu araştırmaya başlamış sayılabilirim, değil mi?
:))

Simon Templar dedi ki...

teyzenin en ufak haklı tarafı yok, o olsa olsa sosyal-fobik. her toplumsal ilişkimiz gibi dolmuşun da yıllar boyunca oluşturulan bir kültürü vardır. bunun da bir parçası arkalardan gelen parayı uzatmaktır. mantığı da vardır, çünkü yolda her binen öne gidip para uzatamaz, tehlikelidir. sizin bahsettiğiniz dolmuş tipinde de yoldan yolcu binmese de her gelen oturmadan şoföre uzansa zaman kaybı olur, olayın çabukluk esprisi kalmaz.
elleri kirlenmesin diyenler de -sana diyorum, sindirfella hanımcım- ıslak mendil bulundursunlar.
bu orada o kıtalararası dolmuşları çok seviyorum ben -pahalı olmasına rağmen. yeni tipleri de fena değil diyeceğim geliyor ama hele şoför nabahat zamanından kalma eski halleri pek güzeldi. keşke yenileri için kredi verilmeden eskileri yenilenseydi. londra'daki eski taksiler nasıl tıkır tıkır işliyorsa.

Simon Templar dedi ki...

oylama olmasa da ben başka bir soru önerebilirim. kadını devre dışı bırakıp yabancı amcaya derdinizi anlatmaya çalışsanız neler olabilirdi acaba?

Lilium Bosniacum dedi ki...

sen de heaklısın, sende haklısın. ee hoca, nasıl ikisi de haklı olmaz ki... SEN DE HAKLISIN :p GÜNAYDIN :)

TalismanDiyette dedi ki...

Ekmekçikızımm,
Tabii ki sen haklısın.. Ben olsam ben de aynını yapardım, bonus olarak sesim incelirdi ve korkunç çıkardı :))
Yamak kim? Güzel yapmış ekmeği :)

ekmekcikız dedi ki...

Doğru diyorsun Simon, o eski şöför Nebahat dolmuşları nostaljikti. :)
Ama, bence sadece nostaljikti, tirbüşonla girilme çıkılma hali çok rahatsızdı. Hani uzatılıp, ara sıra eklenirdi ya onlara, o hallerini diyorum.

Şu yabancı amca konusuna gelirsek, aslında, onun para veremeyecek kadar yabancı olmadığını, onun da bir tür "görevden kaçış" eylemi içinde olduğunu düşünmüyor değilim, doğrusu.
:)

ekmekcikız dedi ki...

Lilium! :)
Günaydın sana da, hoşgeldin.
Yoktun kaç zamandır, yahu?
:))

ekmekcikız dedi ki...

Taliscim,
Hah! Bu soru şahane oldu.:)

"Yamak", benimle aynı zamanda blog yazmaya başlayıp, blogunu bir türlü halkımızın okumasına izin vermeyen, gizli gizli yazan genç arkadaşım Şekerpembe'dir.
Ayrıca, geçen günkü sohbetimizden öğrendiğime göre, seni okumakta ve merak etmekte. "İf" sırasında örüşeceğimizi söylediğimde, "ay ben de gelsem" dedi. Yaa!
:-)

Bu günlerde bir fırın edindi, benden aldığı ekmek tariflerini pişirmeye vurdu kendini.:)
Daha tadına bakamadım da, görüntüye bakılırsa, iyi yetiştirmişim kendisini, di mi?
:))

Simon Templar dedi ki...

a, ben de yamak kızın, di mi, diyecektim. if'e ben de gelmek isterim o zaman.
peki, oradaydım'ın rüzgar türbinleri nereden? çeşme değil sanırım.
dolmuşa tirbüşonla girilip çıkılma halini anlamadım:)

miso dedi ki...

Adam türkçe engelli, kadın nezaket engelli. Ya bu tür durumlarda ben vır vır söylenmeden edemiyorum, şanslıymış kadın, sana denk gelmiş.

ekmekcikız dedi ki...

Simon,
Hani, adımını içeri atıp, yan yan girdiğin orta sırada iki büklüm oturulan bazı araba modeller vardı ya(hiç model marka bilmem ki), tirbüşonla girilen filan diye onları kastetmiştim. O eski dolmuşların bazısı sahiden Londra taksilerine eşdeğer güzellikteydi de bazısı da otururken çok rahatsız ediciydi.
Neyse, hepsini silip süpürdüler bitti gitti, maalesef.

Rüzgar türibinleri Bozcaada'dan. Onlarla hem kendi elektriklerini üretiyorlar, hem de Çanakkale'ye elektrik veriyorlar.

Şimdi gelelim İf'e!
Buyrun bekleriz, güzel filmler var. :))

ekmekcikız dedi ki...

Miso,
Teşhis müthiş ve kafiyeli olmuş.:))

"Türkçe engelli
Nezaket engelli"

Söylen bence, ondan anlıyorlar.
:)