Perşembe, Şubat 21, 2008

HERKESİN ÖNCELİĞİ KENDİNE

İngiltere'de sanatın en büyük hâmisi aslında şans oyunları, yani Ulusal Lotarya. İngilizler, şans oyunlarına harcadıkları her kuruşun yüzde 28'inin 'iyi sebepler' için harcandığını biliyor.
Hakikaten 'iyi sebepler' başlığıyla ayrılan paranın kullanımı hükümetten bağımsız çalışan fon yönetimlerine, 'konsey'lere emanet.
Bizi ilgilendiren kültür sanat konseyleri, toplam bütçenin üçte birini kullanıyorlar. Kültürel miras, sinema ve sanat için ayrı ayrı konseyler var.
Sadece sanat konseyinin 2006-2008 bütçesi 1.1 milyar sterlin. Hem lotaryadan hem hükümetten para alıyorlar. "Daha fazla yerde, daha fazla insan için daha fazla sanat", sloganları bu.

Bizim de bir ulusal lotaryamız var, adı Milli Piyango. 2005 yılında talih kuşu için harcadığımız paraların 648 milyon YTL'si kamuya aktarılmış. Bunun yüzde 53'ü doğrudan Hazine'ye devredilmiş. Yüzde 1'i Çocuk Esirgeme Kurumu'na, 2'si Olimpiyat Oyunları'na, yüzde 6'sı Tanıtma Fonu'na gitmiş. Yüzde 38'le aslan payını alansa 'Savunma Sanayii Destekleme Fonu'.
Yani aslında bizim de lotaryadan desteklenen bir fonumuz var, ama ne yapalım ki her toplumun önceliği kendine göre...


Bu yazı bugünkü gazetelerden birinin kültür-sanat sayfasında yayınlandı.
Verilen bilgilere imrendim dersem, gerçek duygumu ifade etmiş olmam.
Kıskandım, açıkcası.
Öfkelendim bir de.

Neden bizde sanatın adı bile yok?
Daha kaç fırın ekmek yememiz gerekecek?

Tamamını okumak isterseniz yazının üstünü tıklayın, lütfen.

10 yorum:

B5 dedi ki...

Haklisin, sinirlenmemek elde degil.

Farzedelim ki Turkiye'nin en ucra koyunde herhangi bir sanat dalinda fevkalade yetenekli bir cocuk var. Birden fazlasinin mevcut olduguna da elbette inaniyorum.

Keski bizi daha lise-universitede -ticari- firmalarda calistirmak uzere yakalamaya calisan beyin avcilari gibi onlari da bir yerlerden cikarip elinden tutsa.

Sonra nasilsa dünyaca taninacagiz, "moda" olacagiz, daha cok mal satip, daha cok turist cekecegiz (Isi tüccar lehine bagliyorum ki tatmin olsunlar, para gelecek ya)...

Cocuk esirgeme kurumu? %1 mi? Hazine'ya gidenin ne kadari egitime gidiyor acaba..
Ben okuma-yazma isini tekrar tekrar tekrarliyorum. En cok uzuldugum inanamadigim hala bu.

ekmekcikız dedi ki...

B5ciğim,
Hiç sanmıyorum ki Hazine'ye gidenin bir kısmı eğitime gitsin.
En iyi ihtimalle bazı bütçe açıklarını kapıyorlardı.
Kötü ihtimalle de örtülü ödeneğe filan aktarıyorlardır.
:(

Simon Templar dedi ki...

hazineye giden için havuza gidiyor demek lazım. vergiler gibi, ülkenin gelirlerinden biri o. tüm harcamalara gidiyor, belli birşeye değil.

cem erciyes'in dediği gibi, öncelik meselesi. bizde insanlar bunu aramıyor ki. ingilizler edebiyatlarıyla tiyatrolarıyla övünür. büyük çoğunluk birgün royal albert hall'da operaya gitmek ister. sonra sanat koleksiyonculuğu o kadar yaygın ki. bbc'nin uzun yıllardır süren müzayede programlarından görmek mümkün.
yani, neresinden tutsa üzülüyor insan. çok farklı iki toplumdan bahsediyoruz. bu örnekte ne yazık ki biri eğitimli, diğeri eğitimsiz rolünde.

ekmekcikız dedi ki...

İnsanlara sanatın gerekliliği nasıl anlatılabilir?
Daha doğrusu bunu ihtiyaç olarak hissetmeleri nasıl sağlanabilir?
Toplumdaki bireylerin çoğu bu gerekliliği hissederse, zaten kaynak da bulunur, fon da...
Aman! Ben de neler söylüyorum yine, daha o kadar çok yol almak gerekiyor ki!

Tijen dedi ki...

Biz yaşamayı becerebiliyor muyuz ki sanatı becerelim?

ekmekcikız dedi ki...

Tijencim,

O kadar umutsuz olmamaya çalışıyorum.
Yoksa, bütün bu çaba neden?

miso dedi ki...

Şeyy, kırılacak heykel lazım mıydı? Yakılacak kitap? Tükürülecek ya da öldürülecek yazar? Pardon ya, haddimizi bilirsek, akhıllı olursak bunlardan hiç biri olmaz di mi?

O kadar ümitsizim ki ben...

marruu

ekmekcikız dedi ki...

Misocum,

Ben hiç haddimi bilmiyorum, bilmek istemiyorum.

Sen yorumunu yazarken ben yukarıya yine festival-mestival yazdım.

Başka yolu yok.
Onlardan daha arsız olmak lazım.
:)

Simon Templar dedi ki...

aslında şöyle de bakılabilir: sanatı beceremediğimiz için yaşamayı da beceremiyoruz.

bir de şunu diycektim cem erciyes'in vurguladığı önemli birşey için: geçen gün bir gezi programında istanbul'dan da geçti gezgin amca. sabancı müzesinin müdürüyle konuşurken okulla müzeyigezmeye gelmiş küçük kızlar gözlerimi yaşarttı -her zamanki gibi. oysa bu yeni müzeler ne zaman başbakanın veya benzerlerinin ağzında yer bulabilse hep turizme katkıları veya şehre katma değer katmalarıyla geçiyorlar.

ekmekcikız dedi ki...

Son senelrde özel müzelerdeki artışa çok seviniyorum.
Hem kendim için, hem de on sene sonrası için.
Ancak o zaman, şimdi müze, sergi gezen çocuklar daha çoğunu ister hale geldiğinde değişim olacaktır.
Olsun.
:))