Cuma, Şubat 29, 2008

NELER OLUYOR HAYATTA

Bu hafta içinde annemin bir doktor kontrolü vardı.
Annemin oturduğu yere göre uzak ve aktarmalı erişilen hastaneye, sabah birlikte gittik.
Muayene yapıldı, tahliller incelendi. Çok şükür, bir-iki aksaklık dışında sorun yok. Tavsiyeler dinlendi, ilaç listesi düzenlendi, sağlık karnesine onay alındı.
İşimiz bitti, dönüş yoluna geçtik.
Bu arada öğlen saati olmuştu. "Hadi, Taksim'den dolmuşla dönersin anne, gel bir çorba içelim" dedim. Karnımızı doyurduk, sonra annemi yolcu edip, büroya döndüm.

Bir saat sonra cep telefonum çaldı; annem arıyor.
"Ben bir şey yaptım yavrum. Sağlık karnesinin, raporun, tahlilllerin olduğu poşeti dolmuşta bırakıp, indim. Ne olacak şimdi?"
"Ben akşamüstü Taksim'deki durağa sorarım, unutulan eşyalar nereden bulunur diye, sen merak etme" dedimse de, annem bu işi nasıl yaptığına pek üzülmüş halde bir dolu ayrıntıyı sıraladı.
Yarım saat sonra annem bir daha aradı, "Bostancı'ya gittim, oradaki kâhyalarla konuştum, telsizle anons ettiler, ses çıkmadı. Kadıköy'deki dolmuş duraklarının orada kayıp eşya bürosu varmış, bulunursa oraya gidermiş" diye yaptığı hafiyelik hakkında bilgi verdi.
Akşamüstü, annem telaşla yine aradı: "Dayın, sağlık karnesini kaybettim diye Emekli Sandığına haber ver, birisi kullanırsa başına iş açılır diyor, Emekli Sandığı'nın numarası kaç?"
"Annecim ben şimdi dolmuştayım, kardeşimi arasan da numarayı o bulsa?"
Telefon bulunmuş, ama, mesai bitmişmiş, ertesi gün kuruma haber verildi.

Ertesi gün, öğlen saatlerinde kardeşim aradı, müjdeyi verdi: "Kayıp poşet bulunmuş."

Ama nasıl?

Annem, poşetini dolmuşta unuttuğunu, aslında iner inmez farketmiş. Dolmuşun arkasından el kol sallamış, şöför farketmemiş.
O sırada oradan geçen bir özel araç sahibi bu durumu görmüş, dolmuşun arkasından takibe başlamış.
Beşyüz metre ileride dolmuşa yetişmiş, "kadıncağız arkandan işaret ediyordu, görmedin, birşey unutmuş olmalı" demiş. Bakınca, arka sırada annemin poşetini bulmuşlar. Adamcağız ben bunları götüreyim hemen diye poşeti almış, geri dönüp "olay yeri"nde annemi aramış.
Annem de o sırada yoldan bir taksiye atlamış, dolmuşa ulaşmaya çalışıyormuş ve dolayısıyla artık "olay yeri"nde değilmiş.
Genç adam, evine gidince karısıyla kafa kafaya verip, internetten Emekli Sandığı sicil numarasından filan annemin adresini bulmaya çalışmış. Bir sonuç çıkmayınca, ertesi gün son reçetedeki hastaneyi aramış. Olayı anlatıp, telefonunu hastaneye bırakmış.
Annemin altı ayda bir kontrole gittiği o hastanedeki dosyasından telefonunu bulmuşlar. Evi arayıp, anneme böyle bir durum var mı diye sorup, "bulucu bey"in telefonunu anneme vermişler.

Hepimiz sevindik.
Bir kaç gün daha geçip kayıp eşya bürosundan da haber alamamış olsaydık, bir dolu evrakı yenilemek için koşturmak gerekecekti; üstümüzden yük kalktı.

Annem, dün poşeti getiren genç adama, karısına armağan edilmek üzere bir şal vermiş. Uygun bir zamanda çay içmeye beklerim, demiş.

İşte böyle!
Bizim memleketin halleri mi, desek?



24 yorum:

Kardeskaya dedi ki...

Bak bir yeri atlamışsın; Bizim iyi kalpli bey dolmuşçudan anında annemin poşetini alıp arkasından yetişirim diye geri dönüp annemi aramış yollarda. Üstelik ben arayıp "Gelip alayım size zahmet olmasın!" dediğimde "Siz dert etmeyin, ben yarın getiririm." dedi ve de getirdi.

ekmekcikız dedi ki...

Hımm, konuşmayı sen yaptın. Aktarırken atlamışım.
:)
Mersi.

miso dedi ki...

Ne süper bir beyefendiymiş. Bravo ya, moralim düzeliyor böylelerini okuyunca. Ama emin ol annen bir süre ah ben nasıl unuttum, böyle değildim filan diye sarıp duracaktır. Kolay gelsin.

marruu

metin dedi ki...

Böyleleri işte, dünyayı güzelleştirip tahammül edilebilir kılan... Ne iyi!

Köşenin Delisi dedi ki...

aaa ne iyi adamış bravo valla.

şule dedi ki...

cennetlik bir kişiymiş kendisi :) ucuz atlatmissiniz gercekten, bir suru ugrasmak zorunda kalacaktiniz yoksa. en beter zamanlarda bile insana umut veren boyle insanlar var bu toplumda ve iyi ki var :)

sumuklubocek dedi ki...

tuylerim diken diken oldu... boyle insanlar da varmis demek ki... annenize gecmis olsun diyor boyle manzarali o kadar cok aradigimi itiraf ediyorum!
ben turkiye'yi ozledim :(((

Simon Templar dedi ki...

pardon diyeceğim için ama şöyle rahat bir oha! demek istiyorum. yani böyle birşeyi yapan kaldı mı demek de doğru değil, herhangi bir zaman diliminde var mıydı acaba? kendisi nerede yetişmiş, mantar cücelerin arasında mı, heidi'nin dedesinin köyünde mi, perihan abla'nın mahallesinde mi? adı şakir miymiş yoksa?

adamın güvenle karneyi ve belgeleri teslim edeceği bir devlet kurumu olmaması da ne acı, di mi? keşke dinamik çalışan merkezi bir kayıp bürosu olsa her şehirde.

annen de onun için şal mı almış, yoksa dolaptan çıkarıp vermemiştir, di mi?

ekmekcikız dedi ki...

Misocuğum,
Sahiden, ilk gün annemin morali çok bozuldu.
Sonra, biraz daha teselli buldu. Zaten olay o kadar maceralı ki, artık anlatması eğlence haline dönüştü.
:)

ekmekcikız dedi ki...

Metin Bey,
Benim içimdeki his, dolmuşcular derneğinin kayıp eşya bürosundan bulunacağı üzerineydi de, bu kadarını tahmin etmemiştim, doğrusu.:)

ekmekcikız dedi ki...

Deliciğim,
Annem, genç adamın "Anadolulu" bir tipi olduğunu söyledi.
Hani şarkıda diyor ya "İstanbul seni mahvetmiş"...
İstanbul bozmamış onu demek ki!
:)

ekmekcikız dedi ki...

Şuleciğim,
Diyorum ya, bizim memleketenin halleri, diye.
Hani, üzerinde sadece tarif yazan mektubu yerine ulaştıran postacıları anlatırlar ya...
Öyle bir görev aşkı olsa gerek.
:)

ekmekcikız dedi ki...

S.böcekciğim,
Teşekkürler, sahiden geçmiş oldu, hem de ne anı bıraktı geride, torunlara anltılacak cinsten.:)
Size, üç vakte kadar, bir Türkiye tatili yolu gözüktü sanırım.:)

ekmekcikız dedi ki...

Hayır Simon, Perihan Abla'nın Şakir'i değil kendi, ama, hadi sadece adını söyleyeyim; Mehmet!
Bildiğin Anadolu insanı Mehmet, yani.

Olayın büyük kısmını dinlediğim için, yazarken anlatmayı unutmuşum. Bugün ekledim. Bir de geri dönüp, annemi araması var. İnanılmaz içten veya saf, her ne dersen, artık.

Hastane telefonu M. Bey'e kendiliğinden vermemiş, arayıp böyle birisi sizi arıyor, doğru mu diye sormuşlar ki, bu da düzgün bir başka davranış.

Şala gelince, merak etme, yeni bir şal. :)
Yani, böylesi birine bahşiş niyetiyle para verilmez. Genç karısı için hediye daha iyi dedi, annem.

Adsız dedi ki...

Harika!
Günümüzde yoldan el eden bir insana durup yardım etmekten,arabamıza almaktan çekindiğimiz bi dönemde böyle insanların hâla var olması nefesimi kesiyor!

EkmekçiÇızım
O beye blogunun adresini ver bence:)

Yaptığının sanal alemde değer gördüğünü ve taktir edildiğini anlasın:)
Ona bundan daha iyi hedye mi olur!
Gerçi şal da çok ince bi düşünceymiş:)
Şal için anneni takip edebilirim ehiiiii

Biyonikkedi
Login e üşendim de:)

mitmit dedi ki...

Gerçekten de küçük yerleşim yerlerinde bunlar olağan durumlar ama İstanbul için tuhaf. İstanbul'a siyahlar artarken beyazlar da artıyor eminim ama anlaşılan olan gri tonlara oldu.

ekmekcikız dedi ki...

Sevgili (Üşengeç) Biyo,
:)
Doğrusu, acaba bir ard düşünceyle mi iyi bir davranış gösterdi bu şimdi, diye insanlara şüpheyle yaklaşır olduk.
Tersine, kandırma ve kötülük hikayeleri o kadar çok ki...
Bu olay, çölde vaha gibi.
:)

ekmekcikız dedi ki...

Mitciğim,

Bu resmen "beyaz" bir davranış.
Doğrusu Anadolu'da henüz beyazların çok olması sevindirici. Bir yandan da Büyük şehirde her davranışın ve duygunun da şiddetli bir erozyonunun yaşanması üzücü.

elektra dedi ki...

ben şu sarı civcive bittim:)) ne diyor ki beden diliyle?
geçmiş olsun ve gerçekten hikayenin böyle bitmesi iyi olmuş. o kadar evrakı yeniden çıkartmak kabus gibi geliyor düşününce.
adam için söylenecek ne var? helal olsun demek ve insanlık adına hububat deposu gibi gen deposu yapılmalı ve bu insanın genleri başköşeye konmalı diyorum:))
sevgiler...

ekmekcikız dedi ki...

Sarı civciv şunu diyor olabilir mi?
"Hani ben sarı olanı daha değerliydim? Peki, neden siz yukardasınız da ben aşağıdayım?"
Sen sorunca içimden bu geldi, Elektracım. :))

"İnsanlık adına gen deposu" ilginç fikir! Tereddütüm, ırkçılığa ulaşmadan nasıl yapılabileceği, konusunda :))

ayca dedi ki...

"Ben"ciligin alip yürüdügü bu dönemde, bunca zahmete giren bu beyefendiyi ben de herkesler gibi taktir etmek istiyorum!! Benim kayip cüzdandan hic bir ses cikmadi mesela...

ekmekcikız dedi ki...

Sevgili Ayça,

Umarım, kayıp cüzdan kısa zamanda eline ulaşır.:)
Üstünden zaman geçince insan, kaybettiği eşya için umutsuzluğa kapılıyor, doğrusu.

müzi dedi ki...

inan icim acildi okuyunca. ne guzel boyle insanlarin hala var oldugunu bilmek. demek ki hala bir kurtulus var, hi? :)

ekmekcikız dedi ki...

Müzicim,

Yaşamış olduğumuz halde, bize de tuhaf geliyor, inan.
Evet, bir kurtuluş olmalı.
:))