Salı, Şubat 05, 2008

SİSSSS

İki gündür İstanbul sisli.

Sabah, akşam Boğaz geçişleri sorunlu oluyor.
Hani şu haberler var ya; "İstanbul Boğazı transit gemi geçişlerine kapatıldı", "Sis yüzünden vapur seferleri aksadı"...

Dün sabah, transit geçiş yapılamamıştı.
Bu sabah ise hiç bir geçiş yapılamadı.
Bırakın boğazı, tüm Marmara beyaz yoğun bir örtü altındaydı.

Bizim evden deniz gözükmüyor, eh sıradan puslu bir sabah işte diye yola çıktım.
Üstelik erken saatte işim var, her zamankinden önce çıktım.
Bostancı'da "deniz otobüsü seferlerimiz sis yüzünden yapılamamaktadır" anonsu karşılamasın mı, beni?
Hadi bakalım, köprüye hamle etsen olmaz, şişmiştir.
Dolmuşa binsen ne farkedecek?
Peki, bir Üsküdar'ı deneyelim bakalım, motorlar el yordamıyla çalışıyor olabilir.
Eh, neyse Üsküdar'a giderken trafik bunaltmadı, hatta hergünkünden daha insaflı bile denebilir.
Tabii ki, meydan tıklım tıklım insan dolu. İskelede kuyruk var, ne çare vapur çalışmıyor.
Bakalım, motorlar ne durumda?
Hah! Onlar çalışıyor, bittabii!

Kıyıdan açıldıkça, o soğuk ve hertarafı saran rakı beyazının içinde kayboluyoruz. Sisin içinde sesler boğuluyor, tıpkı çok kar yağdığında olduğu gibi. Derin, yankı yapmayan, sakin...
Yol mu uzadı? Acaba Boğaz'ın derinliklerine doğru yol alıyor olabilir miyiz?
Yok, yok. Açık denizde değiliz, bir yerde bir kıyıya ulaşacağız. Yavaş yol alıyoruz, ondan uzadı sanırım.
Oh! Neyse, Dolmabahçe Sarayı'nın rıhtımı gözüktü, geldik işte.

Sonrası, bildik kara trafiği; gürültü, korna sesi, tramvaya, otobüse yetişmeye çalışan, koşturan insanlar.

Bakalım, akşama yeni sis maceraları olacak mı?

Yoksa, poyraz iki gün beklemeden, elini çabuk tutup, erken gelip sisi dağıtacak mı?


Korkmayın, bizim motor bu eski küçük boylardan değildi. Bu kadar salkım saçak da olmadı.


4 yorum:

Simon Templar dedi ki...

bazen hava koşullarının insanı, hatta tüm insanlığı aciz düşüren, küçülten, boyun eğdiren durumlarında büyüleyici ve tanımadığın insanlarla yakınlaştıran, bağlayan bir yan buluyorum.

ekmekcikız dedi ki...

Simon,
O gözgözü görmez siste, deniz üstünde motorda iken, "şu cengaver türk ruhu çok gerekli miydi, yani?" diye düşündüğümü söylemeliyim.
Gidemiyorsan dön, di mi?
Yok hayır, illa ki bir yol bulunacak.:-))

Elif dedi ki...

Raki beyazi guzel bir laf. Calabilirim. ;o)

Hakikaten raki beyazinin icinde dolassa Istanbul biraz, iyi gelirdi bence.

www.elifsavas.com/blog

ekmekcikız dedi ki...

Elifcim,
İstediğin gibi kullan, rakı beyazını. :))

İstanbul'a rakı beyazı, süt beyazı, kar beyazı... ne verirsen ver, paklamaz ya... neyse:(