Cumartesi, Mart 15, 2008

DUVAR TABAKLARI



Yıllar önce Danimarka'ya gitmiştim.
Öyle Kopenhag'a filan değil, doğrudan Danimarka'nın ortasındaki Kolding'e.
Ne münasetle derseniz, daha çok dostlar alışverişte görsün tarzı bir durum.

O sıralarda işbirliği yaptığımız bir meslekdaş grubuyla dostane kişisel ilişkiler kurulmuştu. Her iki taraftan genç çalışanlar, "hadi biraz tatil yapsınlar" ana fikriyle zaman zaman diğer büroya gönderiliyordu. Sonuçta, bizden üç kişi, onlardan üç kişi iki-üç senelik bir zaman dilimi içinde karşılıklı gezme, görgü artırma yolculuklarına gönderilmiş oldular. Patronların gidiş gelişleri bu tasnife dahil değil, tabii ki.

İşte, o hakkında "biraz da tatil yapsınlar" kararı verilmiş gençlerden biri olarak bir hafta Kolding'de kalmıştım.

Seyahat maliyetli olmasın diye, ucuz bilet satan Yugoslav Havayollarıyla gidip gelmiştim ki, başlıbaşına bir macera olarak ayrı bir yazı konusudur.
"Yugoslav" diyorum, dikkatinizi çekerim. O zaman öyle bir devlet ve onun o isimde bir havayolu şirketi vardı da ondan!

Yarı iş gezisi kılıfı giydirilmiş bir durum olduğundan, bir iki gün birkaç saat ofise uğramak ihmal edilmemişti.
Kalan zamanda bir gün Kopenhag'da geçirilip, turistik vecibeler yerine getirilmiş, mesela, meşhur "küçük deniz kızı"nın önünde hatıra fotoğrafı çektirilmiş ve Viking Müzesi ziyaret edilmişti.
Sonra bir gün kuzeye doğru gidip, tatil yeri olan küçük bir adada sonbahar güneşinin tadını çıkarmıştık da, adanın adını bile hatırlayamıyorum.
Bir başka gün bir ofis partisi vardı. Topluca tüm çalışanlar şık bir lokantada yemek yemiş, beraberce bir vodvil seyredilmiş, sonra da dansa gidilmişti. Dan'ca oynanan oyunu, ofisteki kıdemli meslekdaşlardan Mr. T. kulağıma fısıldayarak, cümle cümle tercüme etmişti, benim için. Geçen ay, ölüm haberini aldım ve o anı hatırlayıp, çok üzüldüm; iyi bir insandı.
Sadece o değil, tanıştığım bütün Danimarkalıları güleryüzlü, iyiniyetli ve sıcak insanlar olarak hatırlıyorum. Sıcakkanlılıklarından dolayı, Danimarkalılara, "Kuzeyin Akdenizlileri" denilirmiş.

Bu anlattıklarım için size fotoğraf şeklinde hiç bir kanıt da sunamayacağım, o zamanlar digital fotoğraf makinesi yoktu, malum. Çok azimli davranıp, albümleri altüst edip, ilgili fotoları bulup, onları scan edip huzurunuza çıkarmam gerekir ki, anlatırken bile yoruldum, yapabileceğimi pek sanmıyorum.

Bu geziden tek sunabileceğim, şu iki duvar tabağı fotoğrafı.
Danimarka'nın ünlü bir sanatçısı (adını bilirdim, artık unuttum) tarafından yapılmış herbiri bir ayı (yoksa astrolojik burç muydu?) temsil eden tabaklardan doğum ayıma denk gelen şu aşağıdakini anı olarak almıştım. Sonradan, bir başka yolcu sayfa başındaki tabağı hediye getirdi.
Şimdi o iki Danimarkalı tabak, o uzak zamanın ve uzak diyarın anısı olarak evimizin duvarlarından birini süslüyorlar.


8 yorum:

NEW YORK MUHTARI dedi ki...

Ekmekcikiz ben de gittigim her ulkeden tabak toplardim bir zamanlar, simdi annemin evini susluyorlar. yazini okuyunca birden eski gunler aklima geldi, degerini bilmisim en azindan diye sevindim, cunku su andaki isim hic seyahat gerektirmiyor.

Kaybina uzuldum bu arada, Allah rahmet eylesin.

Bu guzel seyahatini paylastigin icin tesekkurler..

miso dedi ki...

Sevgili Ekmekçikız,
Ne kadar güzel tabaklar. Bayılıyorum böyle orijinal şeylere. Ya bir de tabaktaki figürler ne kadar samimi görünüyor. Mutlu ve de :) (Başın sağolsun canım, bu aralar hepimizin kapısında bir görünüverdi bu üzüntü)

marruu

elektra dedi ki...

günaydııın:)
ikinci tabağa bayıldım, birinci tabaksa bana neden bilmem elif şafak kitaplarını özellikle de mahrem'i çağrıştırdı. ne alakaysa:)youtube yine kapanmış, haftanın müziği uygulamamız için başka bir yol aradım, şunu buldum

http://www.dailymotion.com/relevance/search/Keren%2BAnn%2B/video/x11bje_keren-ann-not-going-anywhere-bb-rem_creation

güzellikler olsun bu hafta:)

ekmekcikız dedi ki...

Muhtarcım,
Kardeşim de kaşık biriktiriyor. Bunu bilenler de kaşık getirdiği için, o kadar çok kaşığı oldu ki... :)
Senin gezmeyi sevdiğini tahmin ediyorum. İş gereği olsa bile gezmek, yeni yerler tanımak çok zevkli. En kısa zamanda hem sevdiğin, hem gezdiğin bir işin olmasını dilerim.:))

ekmekcikız dedi ki...

Misocum,
Tabakların sanatçısını uzun uzun aradımsa da bulamadım; ancak hatırladım ki, o küçük şehirde kocaman bir tasarım okulu varmış. Büyük ihtimalle oradan yetişmiş bir sanatçıdır.
:)
İnsanın çok yakını olmasa bile, bir dönem tanıdığı bir insanın ölümü, üzüntü veriyor.

ekmekcikız dedi ki...

Elektracım,
Haftanın müziği uygulamasından vazgeçmemenin yolunu bulmana çok sevindim. Hem armağan şarkıyı çok sevdim, hem de sayende yeni bir müzik kaynağı keşfetmiş oldum.
:))
İlk tabak Eylül ayını (veya Başak burcunu) anlatıyor. Gizemli oluşu ondan mı, acaba?
:)

şule dedi ki...

aaaaaaaa, ama bu fotograf cok guzel. erik agaci di mi bu? gelin gibi olmus...

ekmekcikız dedi ki...

Şulecim,
O fotoğrafı iki gün önce, şehrimizin yarı köy, yarı lüks site kurulu, adı da ...köy bir mahallesinde çektim.
Öyle güzel duruyordu ki!
Haklısın, gelin gibi.
:))