Perşembe, Mart 27, 2008

OLMALI MI, OLMAMALI MI?

Geçen hafta genç insanların dünyalarını, yaşadıklarını anlatan iki film gördüm.
Hazır YouTube açılmışken filmlerin fragmanlarını ekleyeyim, bu arada azıcık filmlerden sözedeyim dedim.

Sana ne kardeşim ergen hikayesinden denebilir.
Valla, bana çok şey. Birisi ergenliğin göbeğinde, diğeri ön-ergen iki çocuk annesi ve üstüne iki tane ergen yeğeni olan teyze olunca, bana çok şey oluyor, doğrusu.
Onların dünyası bizim dünyamız olmak zorunda.
Onları anlamamız, en azından ne dediklerini dinlememiz gerekiyor.
Aksi halde -bize yapıldığı gibi- sen anlamazsın sus, sen küçüksün karışma yöntemleriyle hareket eden, bu nedenle de nesiller geçse de bir adım ileriye gidememiş insanlar olmamız sözkonusu ki, hiç işim olmaz.


Paranoid Park

Paranoid Park, Gus Van Sant'ın filmi. Daha önce gördüğüm Elephant/Fil ve Gerry filmlerini, özellikle anlatımlarının farklılığı nedeniyle beğenmiştim. Bağırmadan, sakin sakin derdini anlatan bir yönetmen olduğunu düşünüyorum.
Genç bir kız, ne yapacağını şaşırmış, derdini kimseye anlatamayan delikanlıya, "içini dökmelisin, tıpkı yakın arkadaşına anlatır gibi bir mektup yazmalısın" diyor.
Sadece bu fikir ve onu ifade eden cümle için bile bu filmi görmeye değer.



Juno

Juno'daki kahramanımız, yani bizzat Juno ise, yaşadıklarıyla olsun, düşünceleri ve konuşmalarıyla olsun, sanki daha olamayacak bir karakter gibi duruyor.
Bir ergenin değil arkadaşlarıyla, ebeveyniyle bu kadar çok konuşması mümkün değil diyorsanız, çok yanılıyorsunuz.
Oysa, Oscar ödüllü senaryosunun zeka dolu diyalogları, bu olmazı inanılır ve olur kılıyor.

Ergenlerimizin dünyaları olabildiğince keyifli günlerle dolu olsun!

9 yorum:

şule dedi ki...

Bu pazar uzerimdeki sıkıntılı havadan kurtulmak icin sinemaya gittim: Juno :) cok hosuma gitti. sarkilar, ortam, o ergen haller ve bizzat juno'nun kendisi...
"you're a part time lover and full time friend" diye baslayan sarki basli basina guzel zaten...

ekmekcikız dedi ki...

Şarkılar, sahiden de filmi bütünleyen ve eğlenceli bir havada idi.
Sıkıntılı bir gün için, Juno, en uygun filmdi, Şuleciğim.
:)

ekmekcikız dedi ki...

Ben de YouTube açıldı, diye kendikendime vehmetmişim, uçmuş yine videolar!
Rüya mıydı, yoksa?
Gırrr!!!
:(

şule dedi ki...

aaaaaaaaaa, bu laleler çok güzel olmuş :)

elektra dedi ki...

ekmekçikızcım, 1. filmi henüz izlemedim, ama juno'ya bayıldım. daha başlarken çok keyif alacağımı anlamıştım sanki. ben babaya, üveyanneye, juno'ya ve o şapşal görünümlü sevgilisine bayıldım. üveyannenin ultrason teknisyenine ders verişi sırasında, ' helaaaaal' diye bağırdım bile:)

bir de , bugün eve gelirken, beşiktaş barbaros bulvarının ortasında durup lalelerin resmini çeken birini gördüm. malum, beşiktaşa inene kadar laleler eşlik ediyor iki haftadır bize. neyse, dedim ki içimden, ben de makine bulsam da bir yerden, bloga koysam resimlerini şu güzel şeylerin:))) sonraaaa, bir tıkkk, aaaaa, benim laleler:))
öperim:)
bir de, videolarda sorun yok yahu???

ekmekcikız dedi ki...

Lale zamanıdır dedim, Şulecim.
:-))

ekmekcikız dedi ki...

Elektracım,

Benim laleler geçen seneden.
Bizim kıyıdan onlar.
Fenerbahçe Parkı'nda çekmiştim:Siyah lale.
Gerçeği daha da koyu, bordo kadife gibiydi adeta.

Dün, biraz Yıldız Parkı'na baktım. Oranın laleleri henüz tek tük açmıştı.
Barbaros Bulvarı egzosla ısınıyor, oradaki laleler daha çabuk açtılar.:)

Juno'nun üveyannesi, hani derler ya, "harbi kadın"dı, doğrusu.:))

YouTube, dün açıldı. Bir heves videoları ekledim. Sonra, sabah baktım sürpriz! Yine kapanmış. Neyse, öğleden sonra açıldı. Ben de bir bakarsın yine kapanır diye, yorumu düzeltmedim. sen sorunca, şimdi yazdım.
:)

Fatma dedi ki...

Laleler çok hoş bir sürpriz yapıyor ilk girişte. Bir de 'Aksi halde -bize yapıldığı gibi- sen anlamazsın sus...'la başlayan paragrafına tüm içtenliğimle katılıyorummmm...

ekmekcikız dedi ki...

Güzeller değil mi, kırmızı kırmızı...
Sağol Fatmacığım.
:-)