Salı, Mart 11, 2008

.....VEEE, HUZURLARINIZDA RUSSELL CROWE!



Patronu Sir Nigel'ın ofisine kendisine yapılan karşı konulmaz iş teklifine cevap vermek için girdiğinde, Max, Auguste Rodin'in The Kiss/Öpücük heykelini görür.
Birden hatırlar ve anlar: O güzel kadın Fanny, çocukken, havuzun karşı köşesinden suya atlayıp, gelip onu öpen ve kulağına birşey fısıldayan, o küçük kız çocuğudur.


Sonraki sahnede, yıllar önce küçük kızın onun kulağına fısıldadığı şiiri, bu defa o, güzel kadının kulağına fısıldamakta ve ondan kendisiyle evlenmesini istemektedir.

"Forgive my lips
They find joy
In most unusual places"

Saldırganlık derecesinde atak, en imrenilen ve en nefret edilen Londralı borsacı Max Skinner(Russel Crowe), Fransa'da yaşayan amcasının Henry'nin(Albert Finney) ölümü üzerinde kendisine kalan mirasla ilgili işlemler için bir günlüğüne Fransa'nın güneyine Provence'a gider. Çünkü, on senedir görmediği amcasının şatosu ve şarap üretimi yapan bağları buradadır.
İşler ters gider, bir gün daha, derken bir hafta daha kalması gerekir.

Bu sırada karşısına kasabadaki bistroyu işleten, Fanny Chenal (Marion Cotillard) çıkar. Başlangıçta, bir trafik kazası nedeniyle kavga ile başlayan ilişkileri, kısa sürede romantik bir yakınlaşmaya dönüşür.

Max, asıl amacı olan şatoyu, bağı iyi fiyata okutup, Londra'ya dönüp borsa zaferlerini sürdürmek fikri zayıflamaya başlar, ancak kendisi henüz bunun farkında değildir.
Bir hafta boyunca, anne babasının erken ölümünden sonra çocukluğunun(Freddie Higmoore) yaz aylarını birlikte geçirdiği amcası ile ilgili anıları canlanmaya başlar.
Hayatında en mutlu olduğu yer olan bu şato ve bağ onun için yeniden anlam kazanır.

Tam bu sırada ortaya çıkan ve babası ile tanışmaktan başka bir amacı olmayan Amerikalı kız Chiristie(Abbie Cornish) karışıklığı artırır.
Ayrıca, şatonun bağına yıllardır bakan ve kendini bu işe adamış olan bağcı da bir başka sorundur.

Max, Londra'ya döner.
Patronu ona reddedilmez bir iş teklif eder.
İşte o sırada, hatıralar tamamlanır ve hayatındaki en sevdiği insandan ona kalan mülkün değerini anlar.

Zaten, bütün filmi anlattım, nerdeyse.
Artık susuyorum ve geçen sene sinemada kaçırdıysanız şu sıra çıkan DVD'sini kaçırmayın ve A Good Year/ Güzel Bir Yıl'ı seyredin, buyuruyorum.

Ne ararsanız hepsi bir arada:

Güzelim Provence görüntüleri,
Taze Oscar'lı Marion Cotillard,
Hepsi birbirinden başarılı oyuncular,
Tarzı değil gibi görünen bir romantik filmde gözde oyuncusu ile harikalar yaratan Ridley Scott,
Ve de Russell Crowe.







Bayanlar, Baylar!
Huzurlarınızda gurubu The Fear of God ile Russell Crowe.

Filmin çekildiği şatonun bahçesinde söylüyorlar:
"One Good Year"

12 yorum:

NEW YORK MUHTARI dedi ki...

off cok merak ettim simdi... Fransa'ya defalarca gitmeme ragmen bir kez Provence'a gitmek nasip olmadi.. Russell Crove'u her ne kadar sevmesemde , sanirim sirf Provence ve Marion Cotillard icin gidilir...

Tesekkurler paylastigin icin, EKmekcikiz.

ekmekcikız dedi ki...

Muhtarcım,

Tarih öncesi kadar eski bir zamanda, Marsilya'nın yakınlarından ve Arles'dan geçmişliğim vardır. Çok güzel yerlerdi.
Bu filmdeki Alplere komşu eski köyler ve bağlar, şatolar coşturacak güzellikte.

Russell Crove'u eskiden ben de pek sevmezdim. Çoğu filmde sert, erkeksi karakterleri oynadığından olsa gerek. Bu sene "3:10 Yuma", ve "Amerikan Gangsteri"nde yine öyleydi. Asıl "Gladyatör" en erkeksi halidir, mesela.
Fakat, bu filmde, hele de sonlardaki aşk seçimini yaparken, tam kadın seyircinin kalbindeki adam oluveriyor.

Bir de üstüne harbiden iyi şarkı söylüyor, yahu!
Daha ne olsun ki!
:-)

şule dedi ki...

Ne zamandir bu cd'yi goruyorum, alayim diyorum ama sonra nedense almayip yoluma devam ediyorum. ama yazini okuduktan sonra, tez zamanda izlemeliyim bunu. konu fena sardi :) üşenmeyip gidip alsam mı acaba şimdi? çok aklım kaldı da...

müzi dedi ki...

ayol bu bizim ferzan ozpetek'in hamam'iyla ayni konu neredeyse. orada da Francesco teyzesinden kalma hamami satmak uzere geliyordu Istanbul'a ve gelis o gelis. hem yeni bir ask buluyordu, hem de hamama baglaniyordu, donemiyordu Italya'ya. cinsel tercihlerin farkli olmasi disinda iki filmin de konusu pek benzer geldi bana. gerci hamamin daha dramatik bir finali vardi di mi? cocuk oluyordu da hamam bosanmak uzere oldugu karisina kaliyordu ve son sahnede goruyorduk ki karisi istanbul'a yerlesmis ve hamami isletmekte. bir nevi cocugun teyzesinin izinden gitmekte.
hmm, evet iki film arasinda farkliliklar varmis. ama benziyorlar dediysek de ayni demedik elbette. olacak bu kadar farklilik.
a good year'i seyretmedim, ama gazetelerde iyi elestirilerini okumustum. russel crove'un oyununun fazla klasik ve erkeksi oldugunu, bunun yaninda pek de derin olmadigini dusunurum. ancak beatiful mind'da begenmistim kendisini. bu filmi ise seyretmek isterim. insani mutlu hissettiren filmlere benziyor. hem de yeni oscarli kizimiz icin de deger. bu arada russel iyi soyluyormus gercekten. hic beklemezdim, sasirtti beni.

ekmekcikız dedi ki...

Şulecim,

Sabah sabah yorumlara bakarken, bir an, Şule gidip alıp izledi mi acaba, diye geçti aklımdan. Sonra, "izlemiş olsa, yazmış olurdu"ya karar kıldım.
:))
Bekliyorum, eleştirini.
:)

ekmekcikız dedi ki...

Müzicim,

"Hamam" kaçırdığım ve merak ettiğim filmlerdendir. O nedenle doğrudan bir karşılaştırma yapamayacağım.
Şunu söyleyeyim; bu film, Peter Mayle'in "A Good Year" romanından senaryoya uyarlanmış. Aynı yazarın 1993'de bir mini TV dizisine konu olan "A Year In Provence" isimli bir başka romanı daha var. Belki, senaryo iki kitabın karışımı mı, onu tam bilemiyorum.
Teşhisin doğru, tam insanı mutlu hissettiren filmlerden. Nerdeyse, tüm filmi suratın fiyonk halde seyrediyorsun.:))

Simon Templar dedi ki...

öyle hafif bir film. ama açıkçası ben çok beğenememiştim. sıkıcı işinden bunalan ingiliz ve amerikalılara yönelik bir fantezi sanki, ve tam bir erkek fantezisi tabi. yalnız, russell crowe'un kirli havuza düştüğünde lawrence of arabia repliklerini yaptığı sahne hoşuma gitmişti.

ekmekcikız dedi ki...

Simon,
Sinemada geçen sene seyrettiğimde, "ehh işte" demiştim. Sonra, yeğenim DV sini aldı. DVD de filmin şekildiği yerlerle ve bazı çekim sahneleriyle ilgili ekler vardı. Yönetmenin sahneleri kağıtlara çizerek, oyunculara titizlikle anlattığı kamera arkası bölümleri, Porevence'ın güzel görüntüleri vb. seyretmenin keyfini artırıyor, flmin içinde hissetmeyi sağlıyor.

Üstüne, şarkı söyleyen Russel Crowe klipleri de olunca, beğenim katlanıverdi.
Tamam, söylüyorum işte:
Ben artık Russell Cowe'u beğeniyorum!

Bir de "tam bir erkek fantezisi" görüşüne karşı çıkıyorum. Ters taraftan bakarsan, "tam bir kadın fantezisi" de denilebilir: Zengin ve başarılı adam, herşeyi bırakıp güzel kadın için hayatını değiştiriyor, onu tercih ediyor!
Değil mi?

şule dedi ki...

canikom, yok dün almadım filmi, niyetim bu akşama izlemek. Dün akşam çünkü, atv'de beynelmilel vardı ve ben onu vizyondayken izleyememiştim. Ne güzel bir filmmiş oysa. Sıcacık, komik ve hüzünlü.

ekmekcikız dedi ki...

Aa, çok iyi yapmışsın da Beynelmilel'i seyretmişsin Şulecim.
Ben çok sevmiştim ve çok hüzünlenmiştim.
Bak yazmışım da, aradım buldum.
:)
http://ekmekcikiz.blogspot.com/2007/01/beynelmilel.html

şule dedi ki...

seyrettim dun aksam :) benim gibi ya uzum baglari ya da zeytinlikler arasinda bir hayat dusleyen biri icin vaha gibiydi :) film genel olarak guzeldi ama her iki havuz sahnesi de (kirli havuz suyla dolarkenki gamsız hali ve kızın onu optugu sahne) favorilerimdi. ask var, sarap var, uzum bagi var, daha ne isteyeyim seklinde bir filmdi. sagol canim :)

ekmekcikız dedi ki...

Hah, işte buyrun.
Kendime bir Russell Crowe yandaşı daha kazanmış bulunuyorum.:-) Marion Cotillard'ı saymıyorum bile, bence o elde var bir!

Evet Şulecim,
Havuz sahneleri süper eğlenceliydi. Bir de, sağnak yağmurun bastırdığı sıradaki yemek sahnesi konuşmaları hoştu.
DVD'nin bonuslarını seyredersen, çekimlerle ilgili eğlenceli sahneler bulacaksın.
:)