Çarşamba, Nisan 02, 2008

BİR ŞARK PAZARINDA

Zihnim bana bir oyun etmiyorsa, bu isimde bir klasik müzik eseri ya da en azından bir eserin bölümü olduğunu hatırlıyorum.
Hepsi, bu.
Ne besteci, ne melodi hiç bir şey yok.
Bu hatırlamanın gerçek olup olmadığını denetleyemiyorum.
En çok Mussorgsky'iyi yakıştırdım önce. Sonra, Rimsky-Korsakov'da karar kıldım. Acaba Ravel'in bir işi olabilir mi, dedim. Ancak, isimle bağlantılı bir melodi bulamadığım için sonuç çıkmadı.
Belki, klasik müzikçi dostlardan bir el atan olur bu hafıza kaybına ve gerçek ortaya çıkar.

Konuyu, acayip dramatik hale getirdim böylece.

Buraya nerden geldin derseniz, aslında Sirkeci'deki "Çin Pazarı" ve bizim bildiğiniz "Mısır Çarşısı" bana bu hatırlayamadığımı hatırlatan.

Sirkeci'deki Büyük Postane'nin arkasında bir han, han demeyeyim de açık avluya bakan galerili beş-altı katlı bir binanın tamamı lebbaleb Çin mallarıyla dolu.
Ama ne?
Aklınıza gelen herşey, oyuncağından, mutfak eşyasından, çorabından, makyaj malzemesine, biblosuna, çeyizine dek, herşey. Üstelik de azımsanmayacak sayıda Türkçe konuşan Çinli satıcıyla birlikte.
Çin Pazarı'na, arkadaşımın kumaş kaplı elbise askısı ihtiyacını karşılamak üzere gitmiştik. Bakın, böyle bir nesne var ve bu bir ihtiyaç olabiliyor ki hayatta aklıma gelmezdi.
Çin Pazarı'nda yabancı mihrak tesbit ettim desem, gülersiniz.
Gülün ve orada bir Kenya taş işlemesi dükkanı olduğunu aklınızın bir kıyıcığına yazın. Belli mi olur, günün birinde egzotik bir şeyler almak istersiniz, hoop Çin'deki Kenya imdadınıza yetişiverir.



Ben aldım alacağımı; üstteki taşlar oradan.
Bunlar, bildiğimiz taş; perdahlanıp, üzerleri rengarenk boyanmış ve değişik desenlerle bezenmiş.
Koca bir kutunun içinden tek tek seçtim onları. Haklarında tek bildiğim -çarpıp birbirlerinin boyalarını çizmesinler diye olacak- Monday 12 February 2007 tarihli, Kenya'da basılmış Daily Nation gazetesinin sayfalarına sarılmış oldukları.
Onları Prag'dan aldığım boyalı yumurtalarımın yanına koyacağım.
Nasıl ki, piyango yolculukla Çek Cumhuriyeti'ne gitmiştim, bir başkasıyla da Kenya'ya giderim belki.

Dönüşte Mısır Çarşısı'ndan geçtik.
Aman, o ne coşku, o ne alış veriş...
Tutamadım kendimi, geçiverirken cevizli sucuk, Siirt fıstığı, yabanmersini aldım.

Şark Pazarı seferimiz başarıyla tamamlandı, bence. Ne dersiniz?



27 yorum:

neolitik hanım dedi ki...

tam bir ıvır zıvır delisi olarak heveslendim cok. mısır carsısına bayılıyorum, bir dahaki gidişin için aklında olsun, içinde portakal kabukları olan yeşil çay ve kavrulmuş kabuklu badem de alabilirsin.

taşlar da pek hoşmuş, ıvır zıvır seviyorum ama bazen de gözüme fazla gorunuyorlar evde, hepsini toplayıp bir kutuya dolduruyorum. bi süre minimal minimal gidiyor, sonra hoop yine çıkıyorlar kutudan :) benim de boyalı bir taşım var, ingiltere'den getirmişti arkadaşım, senin bu taşlara benziyor.

kenya dilegin de bakarsın olur, ne guzel yazarsın oraları.

ayçobanı dedi ki...

Korsaaaan :))

Niye bagiriyor simdi bu kiz deme!! Korsan adli bale/bale müziginden senin sark pazari :) "Oriental Bazaar" adli bölüm. Adam'in eseri!!

ayçobanı dedi ki...

Bak ama simdi emin olamadim birden?! Yanlis yönlendirmek de istemem!! Bir ara incelemem lazim.

şule dedi ki...

taslar ne guzelmis. cok imrendim. ne iyi yapıp gitmişsiniz mısır çarşısına...

Arzu Çur dedi ki...

Ben evde herhangi bir yerde süs eşyası görmeye dayanamıyorum artık. Annemin deyimiyle "fıydırıp atıyorum" ama o taşlara dokunmak isterdim. Serin, pürüzsüz ve hoş görünüyorlar.

ekmekcikız dedi ki...

Neocuğum,
Portakal kabuklu yeşil çay içmedim, hiç. Hoş bir tadı olmalı, deneyeceğim.
Bademleri biliyorum, elle kırılan incecik kabukları oluyor. Çok da lezzetliler.

Taşlar, dokunmak isteği uyandırdı bende, o nedenle çekti kendine. Daha büyüğü, içi oyulmuşu, tabak gibi olanı, o kadar çok çeşidi var ki...
:)

ekmekcikız dedi ki...

Sevgili Ayçobanı,

Arka arkaya gelen, kendinden emin ve şüpheye düşmüş notların, tamamen, bu isim aklıma geldiğinden beri yaşadığım ruh halime benziyor.
Böyle bir şey var mı, ben mi uydurdum bilemiyorum.
Bir yerde bulup Korsan'ı dinleyeyim de, bişeyler belli olsun.
:)

ekmekcikız dedi ki...

Şulecim,

Ayıp şey bunu söylemem, ama, taşların tanesi 1.-YTL idi desem? Acayip ucuz bir pazar orası. Yukarda yazdım, insanda okşamak isteği uyandırıyorlar taşlar.
Bir de üzerindeki desenler, onu işleyen insanları düşündürdü, bana. Bir yerden bakarsan, dünyanın başka bir kıtası, dillerini bilmeyiz, bu taş neyi ifade eder anlamayız... Yine de dokunmak isteriz. Tuhaf değil mi?
:)

ekmekcikız dedi ki...

Arzucum,
Fıydırıp atmakta yerden göğe haklısın, ben de aynını yapıyorum, genellikle.
Ama işte anı, dokunma isteği, vs. derken, alıverdim.
Sahiden de serin serinler.
:)

Adsız dedi ki...

Her şeyi öğrenmek mümkün mü, bilemem; ama aradığınız eserin adını öğrenmek mümkün. Gerçekten de adı Türkçe'ye "Bir Şark Pazarında" diye çevrilmiş klasik müzik eseri var: Albert W. Ketelbey'nin "In A Persian Market" adındaki eseri.

Farklı dillerde ;

* In A Persian Market
* Auf Einem Persischen Markt
* Em um mercado persa
* En un mercat persa

gibi adlarla anılsa da, yaygın olanı İngilizcesi.

Youtube'da (çoğunu beğenmediğim) değişik yorumları bulunmakta. Şu ikisini önerebilirim:

In A Persian Market - Piyano
http://www.youtube.com/watch?v=qSALfM0QYzg

Auf Einem Persischen Markt - Orkestra
http://www.youtube.com/watch?v=L21i8CVk1mk

Esenlikler ve müzik dolu günler...

Ekmekcikız dedi ki...

Adsız, hoşgelmişsiniz!
Bunca zaman sonra, yazarken hatırlayamadığım, sonra da tesadüf edip dinlemediğim için yine hatırlamadığım müziği söylemişsiniz.
Çok teşekkür ederim.
Evet, bu işte!
:))
Anladığıma göre sadece müziksever değil, müzikbilirsiniz.
Bana gelince, herşeyi bilmem mümkün değil, işte. Sadece öğrenmeye çalışıyorum.
:)

Adsız dedi ki...

Hoşbulduk Ekmekçikız,
Blog sitesi ve siz, bana "Adsız" diye hitap etmişsiniz. Evet, adsız olabilirim; ama müziksiz, ASLA! :)
Google amcanın adres tarifi üzerine, yolum buraya da düştü. Biz buna kısaca "geçiyordum, uğradım" da diyebiliriz :)
Hazır uğramışken, o eserin adını yazmadan geçmek olmazdı. Çünkü benzer durumlarda, yani melodisini bilip de esere ait temel bilgilere ulaşamadığım zamanlarda, ben de çok sıkıntı çekiyorum.
Bu arada, "müzikbilir" sıfatını hak ettiğimi söyleyemem. Müziğe düşkün biriyim, diyelim. Ne var ki, beğendiğim müziklerin bilgilerine büyük çoğunlukla ulaşabilsem de, kimi zaman ben de bir yerlerde takılıp kalabiliyorum. Örneğin, aşağıdaki adrese bir bölümünü yerleştirdiğim eserin adını ve bestecisini henüz bulabilmiş değilim. Acaba siz biliyor olabilir misiniz?

http://rapidshare.com/files/163178402/Bu_muzigi_bilen_var_mi.mp3.html

Ben birkaç kez TRT'nin radyo ve TV yayınlarında işittim, ama jenerik veya fon müziği gibi kullandıkları için, öylesine gelip geçti.

Sizden herhangi bir ipucu alabilsem de, alamasam da, şimdiden teşekkür ediyorum.
"İpucu" demişken; merak edip okuyunca, sayfalarınızın birinde şu ifadeyi gördüm: "Bu artık ipucu değil, halat halat"
Aradığım eserle ilgili ipucu yerine "halat" verecek olursanız, ona da hayır demem tabii :)

"Ekmek yapan, günlük tutan" :) Ekmekçikız'a uğraşlarında kolaylıklar diliyorum. Esen kalın.

Adsız dedi ki...

Uzun olduğu için web adresinin sonu kırpılmış. Başlangıç kısmı aynı olmak üzere, şöyle bitmesi gerekiyor:

Bu_muzigi_bilen_var_mi.mp3.html

Ekmekcikız dedi ki...

Sevgili Adsız,
Belki önce buraya gelirsiniz.
Cevabınız aşağıdaki linkte:
http://ekmekcikiz.blogspot.com/2008/11/sevgili-adsiz.html

Adsız dedi ki...

Sevgili Ekmekçikız,
Öncelikle, sorduğum eserle ilgili verdiğiniz bilgi için, hatta bununla da yetinmeyip esere ait video'yu sayfanıza yerleştirdiğiniz için çok teşekkür ederim. İnanın çok makbule geçti.

Şu "adsız" konusuna gelince...
O konuda herhangi bir alınganlığım söz konusu değildi. Benim için sürpriz de olmadı. Çünkü zaten yorum yazıp gönderdiğimiz pencerede bu seçenek yer alıyor ve üyeliği bulunmayan bir kişi kaçınılmaz olarak onu seçmek durumunda.
Ben bu konuyu yalnızca, "adsız-müziksiz" sözcüklerine dayandırarak kurguladığım esprinin bir malzemesi olarak kullanmıştım. Cümlemin sonuna gülme simgesi koyarak, bunu size de hissettirebileceğimi varsaydım.

"Geçiyorken uğramak" ifadesi de, satırlarınızda benim onu kullanırkenki amacımın ötesinde bir anlama mı bürünmüş, doğrusu emin olamadım. O ifadeyi, Google aracılığıyla sayfanıza ilk rastladığım an için kullandım. Sonrasında ise; hem yazı üslubunuz hoşuma gittiği için, hem de yakın gelecekte evde ekmek yapmak zorunda kalabileceğimi düşünerek konuya ilgi duyduğum için, değişik yazılarınızı okudum. Yani, ilki dışında, sayfanıza ziyaretlerim rastlantısal değildi. Satırlarımın arasında yer verdiğim; "merak edip okuyunca, sayfalarınızın birinde..." ifadesiyle bunu da ortaya serdiğimi düşünüyorum.

Genel olarak baktığımda; ilk cevabınızdaki neşeli üslubun, sonrasında yerini asık yüzlü satırlara bıraktığı izlenimi edindim. Oysa, sizin güler yüzlü üslubunuzdan cesaret alarak, ben de esprili bir tarzda yazmıştım. Umarım herhangi bir şekilde keyfinizin kaçmasına neden olmamışımdır. Böyle bir şey varsa, bundan üzüntü duyarım.

Verdiğiniz bilgi için tekrar teşekkür ediyor, esenlikler diliyorum.

Ekmekcikız dedi ki...

Sevgili Adsız,
Hiç niyet etmediğim bir şey mi yaptım, diyorum kendime. Hani demişsiniz ya; "ilk cevabınızdaki neşeli üslubun, sonrasında yerini asık yüzlü satırlara bıraktığı izlenimi edindim", "Umarım herhangi bir şekilde keyfinizin kaçmasına neden olmamışımdır. Böyle bir şey varsa, bundan üzüntü duyarım.". Yok öyle bir keyif kaçıklığı, inanın.
Tam aksine, hem önceki mailinizi alınca çok keyiflendim, "bildiğim bir şey çıktı, yaşasın" diye, hem de şarkıyı ararken, yazarken.
Sadece, dün çok yoğun bir iş günüydü ve ben takıntılı bir blogger olarak illa ki, cevabınızı yazmak istiyordum. Yazdım da! Ve bir şey oldu, bütün cevap gönderemeden uçtu gitti. Allahtan ki, linkleri silmemiştim de, yeniden yazabildim ve bu sefer bunu bir blog yazısı yapayım bari dedim. Konu budur. O sıkışık durumdan daha resmi bir üslup çıkmış olmalı.
Ayrıca, sizin yazdıklarınızı anlamıştım, merak etmeyin.
Hassasiyetiniz için teşekkür eder, bu defa ekmek konusundaki sorularınızı beklerim, efendim.
Ben her daim burdayım.
:))

Adsız dedi ki...

evet,bir sark pazarinda veya bir cin pazarinda diye bir senfonik eser var..cok dinledim..bilhassa trt muzik pinari dinleyici istekleri programi vardi orada calardi..ama hala bestecini ve eserin latince adini bilmiyorum..yardim eden olursa sevinirim..tesekkurler

Ekmekcikız dedi ki...

10 Haziran 2009 tarihinde yazan adsız misafire cevaptır:

Burada Kasım 2008'de yazan bir başka "adsız" yorumcu, öğrenmek istdiğiniz eserle ilgili bilgi vermişti. Kolaylık olması için, aşağıya yapıştırıyorum. Umarım, aradığınızı bulmuş olursunuz.

Ekmekcikız

................

Her şeyi öğrenmek mümkün mü, bilemem; ama aradığınız eserin adını öğrenmek mümkün. Gerçekten de adı Türkçe'ye "Bir Şark Pazarında" diye çevrilmiş klasik müzik eseri var: Albert W. Ketelbey'nin "In A Persian Market" adındaki eseri.

Farklı dillerde ;

* In A Persian Market
* Auf Einem Persischen Markt
* Em um mercado persa
* En un mercat persa

gibi adlarla anılsa da, yaygın olanı İngilizcesi.

Youtube'da (çoğunu beğenmediğim) değişik yorumları bulunmakta. Şu ikisini önerebilirim:

In A Persian Market - Piyano
http://www.youtube.com/watch?v=qSALfM0QYzg

Auf Einem Persischen Markt - Orkestra
http://www.youtube.com/watch?v=L21i8CVk1mk

Esenlikler ve müzik dolu günler...

Adsız dedi ki...

efendim cok tesekkur ederim,su an you tube de dinliyorum,uzun zaman aradim..kaldiki ben su an ic mogolistanda (cin cumhuriyeti icinde) yasiyorum.. gorevliyim ..buradaki muzisyenlere ses cikararak tarif etmeye calistim ama nafile...simdi onlarla beraber dinliyoruz..kendilerine yakin bir muzik oldugu icin hepsi zevk ve mutlulukla dinliyorlar..bende mutluyum zira 6 aya yakindir muzigin adini bulmaya calisiyorumdum....tekrar tekrar tesekkurler...ic mogolistandan sevgi ve selamlar...

Ekmekcikız dedi ki...

Taa Moğolistan'ın içinden bir yerlerden buralara ulaşan sevgili adsız yorumcu, tekrra hoşgeldiniz!

Onca zaman aradığınız müziğe nhayet kavuşmuş olmanıza, inanın çok çok sevindim.
Sizi iyi anlıyorum, çünkü, ilk adsız okuyucu gelip bize o değerli bilgiyi vermeseydi, ben de aramaya devam ediyor olabilirdim.
Teknolojiyi seviyorum!:)))

Burada, başka müzikler de var, arada uğrayıp dinlerseniz, keyfinize göre birşeyler daha bulabilirsniz belki.
Memleketten selam ve sevgiler.

Adsız dedi ki...

cevabiniz icin tesekkurler,sevgiler,saygilar efendim..buram buram tarih kokan bu cografyadan selamlar..hosca kaliniz

Enis Diker dedi ki...

Merhaba :)

http://i-bloggermusic.blogspot.com/2009/06/ketelbey-in-persian-market-in-monastery.html

Ekmekcikız dedi ki...

Enis Bey,
Merhaba, hoşgeldiniz. :)
Anladığım, bu müzik ve onu arama yazısı vesile olmuş, blogumu bulmuşsunuz. Bilemiyorum tahminim doğru mu?
Neyse!
son seferinde taa, ne kadar uzakta birisine derman olmuştu bu yazı ve ben çok sevinmiştim.:))
Bu defa sizin eklediğiniz yorum da çok güzel, şimdi dinliyorum. Bu sıcakta yle iyi geldi ki...
Teşekkürler.

Enis Diker dedi ki...

:) Tahminizde haklısınız. Keltebey hakkında bilgi ararken blogunuza rastladım. Esere linkini yolladığım klasik müzik sitesinde rastladım. Bir klasik müzik sayfası hazırlıyoruz http://klasikmusiki.blogspot.com/ fazla detaya girmeden klasik müzik eserlerini , birazda elimizin altında bulunmasıiçin derliyoruz. Bizim kattıklarımızda var.

Blogunuzda oldukça sıcak sohbetlere rastladık, izlemeye aldık :))

Ekmekcikız dedi ki...

Yaşasın!
Bir klasik müzik blogu çok iyi bir fikir.:))
Hemen bir noktürn dinlemeye başladım bile.
Üstelik sayfanıza girince, komşulardan aşina olduğum isimler de gördüm.
İzleyelim bakalım!
:)

Adsız dedi ki...

degerli efendim,
bir film oynamisti 1970 li senelerde Rekarnasyon konulu ,hatta roman tarzinda tercume kitabida cikmisti ,peter flloyed kac kere yasadi diye..tam olarak hatirlayan varmi...tesekkurler ve saygilar herkese

EKMEKCİKIZ dedi ki...

Değerli Adsız,

Çok uzak bir noktadan gelip misafir olmuşsunuz. Bu yorumu, güçlükle buldum.:)
Ancak, ne yazık ki sorunuza cevap bulamadım.:(