Salı, Mayıs 20, 2008

AYAKLI İNTERNET EFEKTİ

1. Sahne:
Akşamüstü, deniz otobüsünden çıkmış, trafik ışığında bekliyorum.
Cep telefonumun mesaj uyarısı.
Küçük yeğenden mesaj var.
"Teyze, Julio İglesias konseri nerede ve biletler kaç lira?"
Hoppala, bu kız bu adamı tanıyacak yaşta değil, nereden icap etti şimdi?
Cevap: Yoldayım, eve gelince bakar söylerim.

2. Sahne:
Evde akşam koşuşturması, yemek hazırlığı.
Telefon çalıyor.
Bayan D.; "hani şu geçen yaz içtiğimiz naneyle yapılan içki, neydi adı?"
Mojito!
Hay çok yaşa, Ekmekci bilir demiştim, zaten.
Hadi, bye bye!

3. Sahne:
Markette alışveriş yapmaktayım, cep telefonu çıngırdıyor.
Fü. Hanım, her zamanki gibi heyecanlı sesiyle soruyor; "şekerim, şu hani benim sevdiğim parkta geçen filmin adı neydi?"
Hangisi? Hangi park?
Hani şekerim, Hampstead Park'da.
Haa, neydi? "Love Scenes" miydi, neydi?
Satıcıya söylüyor bu ismi, telefonda duyuyorum.
Tabii ki adamcağız bilemedi, yalnış söylemişim, çünkü. Tam o sırada Türkçe adını hatırlıyorum, "Aşk Manzaraları"ydı, diyorum. Neyse, satıcı buldu bu defa.
Ahh, sağol diyor Fü. Hanım, vedalaşıyoruz.

4. Sahne:
Sinemada ara oluyor, çocuklar aramış mı filan diye alışkanlıkla cep telefonumu kontrol ediyorum. Cevapsız arama; A.'nın numarası.
Aa, biz daha dün uzun uzun sohbet ettik onunla, neden aramış acaba, aklına bişey mi geldi deyip numarayı çeviriyorum.
Tatlı sesiyle, "Ekmekci Hanım, Kahve Dünyası'na gitmek için nereden sapmamız uygun olur diye soracaktım" diyor. Arayalı yarım saat olmuş.
Eh, bir şekilde bulmuşlar yollarını.

5. Sahne:
D.ciğim msn'den göz kırpıyor; meşgul müsünüz?
(Meşgul olsam bile, şu anda en eğlenceli iş laflamak, boşver işi mişi.)
Hayır şekerim, n'aber?
İyidir. Bi şey sorabilir miyim?
Yes, buyrun. :) (msn şekilleri yanıp sönüyor ekranda.)
Yarın akşam kayınmom geliyor, bu akşamdan bi zeytinyağlı yapsam diyorum. Sıcak yemek de bu akşamdan yapsam mı? Tadı bozulmadan ne olabilir acaba?
Yamak D.cik yeni evli; aslında pek de iyi bildiği yemek işi kayınmom geleceği için stres kaynağı olmuş.
Salçalı köfte patates yap, buyuruyorum.
Onun aklında daha şık bir yemek var, mantarlı biftek yapsam mı, diyor.

6. Sahne:
Bürodayım, sekreter telefon bağlıyor. Eski mi eski zamanlardan bir arkadaş arıyor.
Evsahibi ile çekişiyormuş; kira, depozito, anahtar teslimi bir dolu sorusu var.
İhtar çekilecek, muhtara tebligat yapılırsa ne olmuş sayılır. Vs. vs.
Boşver bunları, hem zamanına yazık, hem sinirine diyorum da pek dinleyesi yok.

7. Sahne:
Üç kişi oturmuşuz laflıyoruz, kahve içiyoruz.
Bayan E. bir hikaye anlatıyor. Birisini hikayedeki bir karaktere benzetecek, fakat ne yazık ki, benzettiği kişinin adını hatırlayamıyor. Bana soruyor.
Yaa, kimdi o? Hani şu filmde oynamıştı...
Hangi film?
Canım, filmi hatırlasam onu söylerdim, hani şu yelkenli film.
Var ya, şu kısa boylu yönetmen, neydi?
Haa, şu şeydeki şeyin kardeşini oynayan mı? Colin Farrell!
Hah, o işte; adam ona benziyor.
Bu arada, anlatılan hikayeden ve konudan tamamen kopmuş 3. kişi dehşetle bize bakıyor. "Ay, inanmıyorum size, "şey, şey, şey" dediniz ve anlaştınız, nasıl oldu bu?" diyor.
Bütün bu şeylerden hiç bi şey(!) anlamaması gayet doğal olan sizler için tercüme edeyim:
İlk başta adı hatırlanmaya çalışılan film; Cassandra's Dream.
Filmin kısa boylu yönetmeni; Woody Allen.
Şeydeki şey (bu benim ağzımdan çıkan saçma); birlikte son seyrettiğimiz "Şantaj" adlı filmdeki Ewan McGregor'u kastediyorum, ki, Kasandra'nın Rüyasında Colin Farrell ve Ewan McGregor iki kardeş rolünde(lermiş.) Miş diyorum, çünkü ben bu filmi görmedim, sadece hakkında okudum.
Konuyu bu derece sarmaşık hale getiren ise, Murathan Mungan'ın bir şiirinden söz edilmesiydi.

İşte, hayat böyle akıp gidiyor.
Birileri soruyor, ben cevaplıyorum.
Birileri soruyor, ben biliyorum.
Rahmetli babam da böyleymiş; ayaklı ansiklopedi dermiş, arkadaşları.
Sahiden, ne sorsam bilirdi, cevabını verirdi.

Bazen diyorum ki, artık ben cevap vermesem de, birileri benim yerime bilse.
Üstelik cevap doğru cevap olsa.

24 yorum:

SekerPembe dedi ki...

Aman Maral Abla,

Bundan kelli hep siz var sormak, ben var yanıtlamak. Belki beynimde olmayabilir herşeyin yanıtı ama google ne güne duruyor! Sinemada iddialı değilim ama müzik, alışveriş, gezmece tozmaca, dalmaca, yelken yapmaca, dekorasyon gibi bilumum hususat buralarda benden sorulur ahbap.

Hadi bekliyorum.

Mucxie,
Shekerpembe

Not: Salçalı biftek, z.yağlı börülce, enginar, bulgur pilavı yapılarak borcamlara dizildi. Yeni taşındığımız için bize Pazar akşamı hoşgeldiniz keki getiren karşı kapı komşusunun boş tabağı da cevizli muffinlerle dolu olarak iade edildi dün akşam.

ayçobanı dedi ki...

Sayin bayan google;

Verdiginiz hizmetlerden dolayi size gipta edilmekte, gerektiginde kontak kurulacagi da bu yorum ile dile getirilmektedir.

Saygilar

metin dedi ki...

Ekmekçikız Hanım,

Bir an hatırlayamadım Doris Day'i de, az kalsın size soracaktım valla! "Ben hayatta en çok babamı sevdim" der ya Can Baba, ben de derim ki "ben hayatta en çok Mehmet Barlas'ın hafızasını kıskandım". Demek ki buna bir de sizinkini eklemem gerekecek...

Adsız dedi ki...

Sayın Bayan Google (Ayçobanı çok güzel demiş),

Sahneler gözümün önünde canlandı, ki zaten 7. sahne gözümün önünde cereyan etmişti.:)

Sizin kadar olabilmek için kırk fırın ekmek yemem gerekse de (sizin pişirdikleriniz kadar leziz olursa çok kısa bir sürede tüketebilirim) Murathan Mungan’a yaptiginiz atıf sebebiyle ben de her daim emrinize amade olduğumu belirtmek isterim.

ekmekcikız dedi ki...

Yamakgül, demek o kadar işin arasında bir de muffin çıkardın? Efferim saa.:))
Ee, hani fotoları? Bak sen son zamanlarda yamağın ekmeği sayfanı ihmal ettin, ben de arşivden çıkma fotolarla ayı kırpıp yıldız yapmaya uğraşıyorum.:))

Bu arada söyleyeyim ki, sorulardan hiç bi şikayetim yoktur; hadi sor sor sor!
:)

ekmekcikız dedi ki...

Sevgili Ayçobanı,
Ne demek?
Memnuniyetle, her zaman amadeyim.:))
Hatta, ben bu durumumu nasıl değerlendirsem acaba diye, düşünmekteyim.
:)

ekmekcikız dedi ki...

Metin Bey,
İnanın kısmanmaya değmez!
Evet, çok şey bilirim, öğrenmeye ve bilmeye pek meraklıyım da, ufak bir sorunum var; UNUTUYORUM. Hele isim hafızam, felaket tam anlamıyla. O "şey, şey, şey"lerden belli değil mi zaten?
Ama, siz sorun yine şarkıyı söyleyeni; evet, Doris Day.
:)

ekmekcikız dedi ki...

7. sahnenin seyircisi balam, hatırlatırım, aynı zamanda 4.nün de hattın diğer ucundaki kahramanısınız. Di mi, ama?
:))
Ayrıca, siz teknolojiyi benden çok daha iyi kullandığınızdan, arama ve bulma konusunda bir madalyayı haketmektesiniz.
:)

NEW YORK MUHTARI dedi ki...

ben muhtarliktan istifa ediyorum bu yazinin ustune :-))

cok seker ama insanlarin ilk size haersyei sormalari.

miso dedi ki...

eheheh, benim de sorasım geldi, ama soracak soru bulamadım :) Madem sıkıldın, istersen sen bana sor, belki ben bilirim.

marruu

elektra dedi ki...

ekmekçikızcığım bir yandan nasıl büyük bir keyiftir herkesin sana bu kadar güvenmesi, ve fakat bazen de ne kadar yorucudur:(
hayır biliyorum da... bazen şöyle vızıldarım kendi kendime, ' keşke ben bilmem beyim bilir' düzeyinde bir kadın olsaydım yahu'
ama ama keyfi de başka bir şey. bu kadar güvenilen, danışılan ve dolayısıyla sayılan biri olmak. ne güzel, ne güzel.

ekmekcikız dedi ki...

Muhtarcım,
Başka konuları tam bilemeyeceğim de, sen sakın New York görevini bırakma; tam sana göre, çok iyi biliyorsun.:)
Hem, bakma dırdır ediyormuş gibi oluşuma, pek memnunum bu bilen kişi halinden.
:)

ekmekcikız dedi ki...

Hımm, ne sorsam sana acaba Misocum? Eh, sen de herşeyi bilirsin sevgili örtmenim; di mi ama? :))
Hem ben sıkılmadım ki, bana gene sorsunlar, cevaplar hazır. Ben, hazır cevap istediğimde bilenlerim olsa, fena mı olur?
:O)

ekmekcikız dedi ki...

Elektracım,
"bazen şöyle vızıldarım kendi kendime, ' keşke ben bilmem beyim bilir' düzeyinde bir kadın olsaydım yahu" demişsin ya, aynen aynen... :))

Sahiden memnunum bu halden, yukarda hep dedim ya, şikayet değil. Sadece, ben de isterim şımarıklığı, biraz.:)

candan dedi ki...

ne olacak bu memleketin hali şekerim..?
heheh çok pis soru sorarım! :))

NEW YORK MUHTARI dedi ki...

tamam o zaman bir sure daha muhtarlik yapayim... ben bu arada mezun oldum yupppiiiiieeee

Simon Templar dedi ki...

herşey son cümlede saklı zaten. başkası da cevap verse doğru olmasını istiyorsun, umursuyorsun. ne olacak o filmi seyretmese, yol biraz uzasa, o içkinin adını bilmese demiyorsun.
ve kayınmom, ne garip.

müzi dedi ki...

sen telefonunu kapattiginda, kapsama alani disina ciktiginda panige kapilanlar oluyor kesin. ne guzeldir insanin her an danisabilecegi bir yakininin olmasi.

ekmekcikız dedi ki...

Candan şekerim,
Sen beni Temel'in "ne var ne yok?" sorusuyla dağılıveren bilgisayara benzettin, sanırsam. :O)

Cevap veriyorum:
İyi olacak, iyi olacak!
:))

ekmekcikız dedi ki...

Muhtarcım,
Biraz önce seni New York'da tebrik ettim, bir de buradan selam göndereyim.
Bravva!
:)

ekmekcikız dedi ki...

Simon, umursuyorum, doğru.
Bir arkadaşım, "üstelik bunu hiç de öğreten kişi edasında yapmıyorsun" demişti. Doğru bir tesbit. Çünkü, bildiklerimin hepsi önce kendim için öğrendiğim şeyler ve bunları paylaşmayı seviyorum.

"Kayınmom"ı ilk yamakkızdan duydum; hoşuma gitti.:)

ekmekcikız dedi ki...

Müziciğim,
Hiç istemem panik olmalarını.
Zaten onlar da eninde sonunda beni bulurlar.
:))

teyzenteyfik dedi ki...

Benim sevgili S. icin de kardesim öyle diyordu. Ayakli ansiklopedi gibi bu, ne güzel, ne sorsan biliyor! demisti hafif gülerek :)

Sizin gibiler hep lazim bizim gibilere :)

Cok sevgiler.

ekmekcikız dedi ki...

TTciğim,
Bu durumda sizin gibiler de bize lazımsınız; soru soran olmazsa, neye cevap vericiiz?
:))