Perşembe, Mayıs 01, 2008

CAPRİ'den LA COSTIERA AMALFİTANA'ya

Üçüncü günümüzün ilk hedefi Capri adasına gitmekti.

Sabah kahvaltısını takiben yola revan olup, Capri ve Ischia adalarına giden deniz otobüslerinin feribotların kalktığı iskeleye ulaştık. (Tabii ki iskelenin bir adı var, ben hatırlamıyorum. Daha o bilgileri hatırlama aşamasına gelemedim.)

Evsahiplerimizin bayramını izleyen tatil günü olduğundan, iskele tıklım tıklım insan dolu. Hedeflediğimiz ilk deniz otobüsünün kapasitesi doldu bile. Mecburen iskelede bir saat fazladan beklemeye razı olup, 11:10 deniz otobüsüne biletlerimizi aldık. Yolculuk 40 dakika sürüyor. İlk satırdaki koyu renkleri tıkladıysanız adanın uzaktan görünüşünü görmüş ve diğer bilgileri okumuş olmalısınız.
Capri, bir dönem Avrupa'nın en ünlü , popüler ve sosyetik yerlerindenmiş. ...miş derken, şimdi havası uçmuş değil. Yine çekici bir yer.
İskeleden adanın meydanına ilerlemeye çalışırken içine düştüğümüz kalabalığa bakılırsa, hem de çok çok çekici.
Adaya günübirlik gelenler için amaç, tepelere çıkıp adanın ve anakaranın manzarasını izlemek. Birkaç gün veya sürekli kalanların tempoları biz gibilerden çok farklı olmalı; muhtemelen olabildiğince ehlikeyf ve hazcı.
Tepelere çıkmak için dört yol var:Finiküler, midibüs, taksi ve vespa.
Finüküler için km uzunluğunda bir kuyruk, midibüs için yaklaşık bir saatlik bir bekleme, taksi yok ve vespa olmaz ayıklamasını yapıp, midibüse karar kıldık.

Bekleme sonrası, üniversite yıllarında bindiğim Beyazıt minibüslerinden beri ilk kez bu sıkışıklıkta bir araca bindim, diyeyim de istifin durumunu siz anlayın. Üstelik bu araç, döne döne çıkan viraj üstüne viraj alınan dapdarcık yollardan sallana savrula gidiyor. Başka pek çok halleri gibi trafikteki davranışları da bize benziyor İtalyanların. Tek farkla; hızlı ve kötü araç kullansalar bile bizdeki ölümüne kavga ederim de geçit vermem ruh halini pas geçiyorlar. Bir araba laf saymalarına rağmen, gülerek yol veriyorlar.
Adanın iki büyük yerleşim merkezi var; Capri ve Anacapri. İkisi de tepelerde.

Yukardaki fotoğrafta Anacapri'den liman görülüyor.


Tepeye ulaştıktan sonra, bir saat kadar gezinip, limana gitmek üzere dönüşe geçiyoruz.
Bu defa hedefimiz Sorrento'ya gidecek deniz otobüsünü yakalamak.

Biletimizi aldıktan sonra kalan yarım saatte karnımızı doyuruyoruz ki, nefis! Pita ekmeğinin içinde tazecik mozarella peyniri ve henüz tam olgunlaşmamış domatese biraz zeytiyağı gezdiriliyor ve hoop, mideye. Fü. Hanım, peynirli puf böreğimsi bir hamur işi, kızım pizza yiyor. Üstüne de Napoli'nin meşhur "babba" tatlısının tadına bakıyoruz. Aa, bu bizim Şambaba işte. İçine krema doldurulmamış, şerbetinde biraz limocello likörü var. Eh, denizler aşıp gelirken o kadar fark olacak, artık.

Sorrento'ya ulaşmak Napoli'den geldiğimizden daha kısa sürüyor.
Zaten Sorrento'ya dünden aşinayız, istasyona ulaşmak için otobüs kuyruğuna giriyoruz. Hah, işte burada da benzerliklerimiz iş başında. Bir müddet bekledikten sonra, trafik tıkandığı için otobüsün henüz gelemediğini öğreniyoruz. Fü. Hanım telaşlanıyor; "ya tam da dünkü kaçırdığımız saatini hedeflediğimiz otobüs yine kaçarsa?" Hemen taksi tutuluyor, istasyon meydanında iniliyor, koşa koşa bilet alıp -inanılmaz şekilde- son üç yolcu olarak otobüsün arkasında ayrı koltuklara sığışıyoruz.

Dün, bize Salerno'ya kadar süren ve La Costiera Amalfitana/Amalfi Costs olarak anılan bu yolun otobüsle yaklaşık birbuçuk saat süreceğini söylemişlerdi.
Allahım! Bunlar sayı saymayı mı bilmiyorlar, biz mi burası Avrupa diye yersiz bir inanışla söylediklerine inanıyoruz? İşte oluyor birşeyler ve o yol tam üçbuçuk saat sürüyor.
Bu uzamada, Capri'de de abartılı süreyle beklememize neden olan tatil insanlarının etkili rolü var.

Sorrento-Salerno arasındaki kıyının Vietri tepelerinden görünüşü

Kalanı olağanüstü: Yine daracık yollar, yine uçurumların kenarından yürek ağızda geçmeler, yine nefes kesen manzaralar, yine şahane evler villalar, yine uçurum kenarlarındaki iki adımlık toprak parçalarında yetişen limonlar, üzümler, rengarenk çiçekler, erguvanlar, mor salkımlar, gelincikler...
En dik yerdeki en yürek ağızda geçilen ve en güzel şehir; Positana
En popüler, dillerdeki şehir; Amalfi
Sonra diğer güzel; Ravello
Seramikleri dünyaca meşhur; Vietri
Akşamın karanlığında vardığımız için göremediğimize üzüldüğümüz; Salerno.

Çok şiirsel oldu, inanılmaz!

Oysa, Salerno'ya sonunda yaklaşırken ve ne zaman olduğunu, sonuncusunu yakalayıp yakalayamayacağımızı bilemediğimiz Napoli treninin kaygısına düşmüş, acıkmış, çişi gelmiş ve çok çok yorulmuşken, bütün bunlar hiç de şiirsel değil, son derece kaygı vericiydi. Kafalarına göre hop hop gezen iki kadın ve bir çocuk. Gecenin bir vakti. Hayatınızda ilk kez geldiğiniz bir şehirde, dolu bilinmezlik içinde.
Demiştim ya, macera diye.
İşte macera buydu.

İstasyondaki bir seri aksilik ve beklemeden sonra, oh, nihayet Napoli trenine bindik. Yol bir saat bile sürmedi.
Geceyarısına doğru, iyice tekinsiz hale gelmiş istasyondan, üçümüz kolkola girerek, adeta koşarak otelimize geldik. Kendimizi odamıza, yataklarımıza nasıl da attık...


2 yorum:

elektra dedi ki...

yaşasın 1 mayıs:) bir bakayım yanıtımı yazmış mı diye yine geldim ki,tefrikanın üçüncü bölümü de hazır.
bu üçüncü bölüm de tarzımız sonlara doğru gerilim romanları kıvamında. valla iyi cesaret. ben yanımda bir bilen olmadan cesaret edemezdim gibi geliyor. yalnız capri şahane bir yere benziyor. demek ki onların tatile denk gelmemeliyiz. bir o kalabalık kötü olmuş:(

bir de ilk satırdaki linki pas geçmiştim, alttaki paragrafta uyarı cümleni okuyunca bir tırstım öğretmenim azarlamış gibi hissettim, hemen tıkladım. fotoları incelerken de halime pek güldüm:))))
iyi geceler...

not: evet, benim oğlanı bir mısır'a - o uygarlığa düşkünlükle başladı arkeoloji tutkusu- bir de italyaya götürsem dünyalar benim olacak. :) aaa, bir de stonehenge istiyor adam:)

ekmekcikız dedi ki...

Elektracığım,
Güzel gülüşlü oğlunla güzel seyahatler yapman için dilek tutuyorum; yapacaksınız.:))

1 Mayıs'a gelince, gün boyu sinir ve öfke ile hop oturup hop kalktım.:((
Sonra, kaçıp buraya sığındım. Verimlilik ondan.

Öğretmenler de ödevini yapmazmış demek? İşte böyle yakalanırsın!
:-))