Cuma, Eylül 19, 2008

BİR ŞAŞKININ ALIŞ VERİŞ MACERALARI

Kardeşimin ev taşıma, yerleştirme faaliyetleri çerçevesinde, yolumuz bir gün, şu lacivert sarı bayraklı kocaman markete düştü.
O gün lodos mu vardı neydi, ben zaten tepe sersemi olmuştum. Üstüne bir de o hengameye girince feleğim iyice şaştı, şaftım kaydı.
Oraya bak, şurayı dolaş... İlk defa panayır görmüş çocuk gibiyim.
Bir dolu hoş nesne var. Ucuz gibi de. Alsan, bir kamyonet doldurursun da, ne lüzumu var.

Evdeki, rende iş görüyor. Aaa, ne hoş kırmızı sapı var diye, bi tane daha alınır mı?
Şu fırın kaplarının biçimi ovalmiş, ne ilginç diye üç tane daha nesne alıverirsen, sonra eve gidince nereye tıkalayacaksın onları?
Ya da ucuz bunlar diye % kaç pamuklu, kalınlığı nedir görmeden anlamadan lastikli çarşaflar alırsan, gerçekle evde toslaşıp, yahu, tül gibiymiş bunlar dediğinde, onlarla ne örteceksin?

Size soruyormuş gibi yapıp yansıtıyorum aklımsıra savuşturmaya çalışıyorum; en psikolojik savunma mekanizmamla, aslında.

Sonra eve geldik ve bütün bu soruları kendime sorup, hırslandım.
Bir güzel zılgıt şahsıma!
Oğlum söylenmeme dayanamadı, "anne ya, sen şimdiye kadar kaç alışveriş yapmışsındır?" dedi.
Nasıl yani "kaç alışveriş?"
"Canım, yani bugüne kadar ki hayatında, mesela..."
"Ooo, ne bileyim, eee onbin .... monbin... filan herhalde"
"Bunların kaçı kötüdür, boşa gitmiştir?"
"Aaa, bi düşüneyim..."
Hah! Neyse, o zaman çocuğumu anladım, gidip yanağını öptüm, sarıldım, teşekkür ettim.

Tamam ya, o kadar da boşa gitmemiş, rende kullanılır, ne bulursam fırında pişiriyorum zaten, sonra çarşafın birini iade ederiz, öbürü zaten çok fena değilmiş, diyerek teseli buldum.

Veee, bi daha o lacivert sarılı bayraklı yere gidersem, sadece alt kattaki yiyecek yerinden alacağım üç parça ile yetinmeye karar verdim. (Sanırım bu söz, sadece bir dahaki gidişe kadar geçerli olacak!)

Üç parça şu:
Peynir, reçel veee, evet, çavdar ekmeği için hazır malzeme.

Ta tammm!
Huzurlarınızdaaa, pişirilmiş ve peynirle beraber yenmeye hazır İsveç Çavdar Ekmeği.



.

14 yorum:

ekmekcikız dedi ki...

Blogger coşmuş, yine!
Bu ne yahu? Mis gibi taze ekmek yazımı, eski günün yazısı olarak yayınlamakta neden ısrarlı, anlamadım.:(

şule dedi ki...

oglusa bayildim. ne duyarli bir cocuk. afferin ona. sen de kendine cok kizma arkadasim. o magazada herkes oyle oluyor :)
bi de ekmek cok leziz duruyor. bir takim hayaller kurdum kendisi ile ile ilgili tahmin edersin ki :P

Simon Templar dedi ki...

oranın en dayanamadığım tarafı, bütün günü öldürmesi, çok yorması, ama buna değecek denli birşey alınamaması. çoğu gidişimde çok kalitesiz deyip duruyorum. sarı-lacivert bayraklarla da taklitçilik yapmışlar.

elektra dedi ki...

orası neresi ya? diyerek daaan diye bozarmışım yorumlardaki gizemi:P yok yok, şu saatteki kafamla çıkaramıyorum. ama sanırım tahmin ettim. aslan oğlun, afferin oğlun, her eve lazım oğlun, onu alan yaşadı oğlun:) ne güzel sakinleştirmiş...
bir de kakaolu kek gibi görünüyor buradan. nasıl bir renk o öyle yahu??

ekmekcikız dedi ki...

Şulecim,
Ekmekle ilgili hayallerinin iyi bir sonuca ulaşmış olduğunu umuyorum.:))
Oğluşa gelince, öyledir sahiden; duyarlı. Sağol.:))

ekmekcikız dedi ki...

Simon,
o renkler onların memleketinin rengi değil mi?
Sen daha iyi bilişrsin de, futbol takımlarının da rengi o diye kalmış, aklımda.
Bir de sadece orası değil, bütün o koccaman yerler yorucu ve zaman uçurucu.:(

ekmekcikız dedi ki...

Elektracım,
İşte işin sırrı orada, yani kakaolu kek gibi görünmesinde. Gerçek çavdar ekmeği, siyaha yakın renkli ve ağır oluyor. Bu da, öyle.
Dedim ya, oraya gitmenin tek, pardon üç kazancından biri.:)
Oğluşu alan yaşadı da, o zamana kadar biz de yaşıyoruz.:))

Simon Templar dedi ki...

doğru ya, öyle. mavi diyelim ama, lacivert olunca fener mağaza açmış gibi olmuş diye kıvırayım bari:)
o mağazanın kötü tarafı ama, girince çıkamıyorsun ya, baştan sona yürümen gerekiyor. aslında kısa çıkış yolları var -yani buradakinde var ama hepsi aynıdır- ama pek dikkat çekmiyor.

metin dedi ki...

"o magazada herkes oyle oluyor :)"

Şule Hanım çok haklı.

"girince çıkamıyorsun ya, baştan sona yürümen gerekiyor. aslında kısa çıkış yolları var -yani buradakinde var ama hepsi aynıdır- ama pek dikkat çekmiyor."

Simon Bey de haklı.

Siz de haklısınız Ekmekçikız Hanım.

Oğlunuz da haklı.

E, herkes haklı. Peki kim haksız allasen?

(Biz de oradaydık dün. Bütçenin köküne kibrit suyu döktük.)

ekmekcikız dedi ki...

Simon,
Anılan mağazayı, eskiden pek sempatik bulurdum işe yarar eşyalar satıyor, diye.
Aslında, gençsen, yeni ev döşeyeceksen, ev eşyası almak bakımından pratik bir tarafı var da, ufak tefek kıvır zıvır almak için, tüm diğer benzerleri gibi, bütçe ziyanına neden oluyor.
Sarı-lacivert hassasiyetini anlıyorum.:))
Zaten ben de lacivert sarı demiştim.:) Oradaki renk maviden daha koyu sanki, saks mavisi gibi, bence.

ekmekcikız dedi ki...

Metin Bey,
Haksız olan biziz, hepimiz yani.
Gitmeyeceğiz oralara olacak bitecek de, işte esir olmuşuz bi kez o albenili gösterişe.:(

Madem gittiniz, bari ekmek malzemesi alsaydınız. Hiç değilse, lezzetli bir sonucu olurdu, o eziyetin.
:)

ekmekcikız dedi ki...

Elektracım,
Ekmeğin rengi hakkındaki sorun üzerine, karışım kutusunun üzerine tekrar göz attım ve de çavdar unu, çavdar tanesi, buğday tanesi, keten tohumu dışında, içinde bir de malt olduğunu gördüm. Bu da rengin koyuluğunun diğer sebebi olsa gerek.
Bildiririm, efendim.
:))

Adsız dedi ki...

Beyaz Fırın'ın siyah küçük ekmekleri var çok beğenmiştim tadını,sorunca içinde malt var demişlerdi,demek ki malt lezzet veriyormuş.Yazınızı okuyunca aklıma geldi de : )
Serpil

ekmekcikız dedi ki...

Evet Serpilcim,
Lezzeti çok etkiliyor, malt.
Sanki, bira-ekmek oluyor.:))