Cuma, Ekim 17, 2008

ELEGY

Malumunuz, Filmekimi bitti.
Yine malumunuz, "okumuyorsunuz etmiyorsunuz, ama yılmıyorum yazıyorum" kaprisleri eşliğinde gördüğüm ve kaçırdığım filmleri yazdım.
Bitti mi? Hayır!
İster inanın ister inanmayın, ben yine sinemaya gittim, üstelik bu son filmi de yazasım var. Şöyle oldu; bu hafta üç film görme niyetiyle bilet almıştım zaten, birini kaçırdım mı? Evet! O zaman, bir film daha görebilirim, değil mi? Evet!
Hep, böyle olur zaten. Ne zaman bir film festivali olsa, o hafta mutlaka görmeye değer bir film vizyona çıkar ve onu kaçırmak beni sinir eder.
Bu haftanın Filmekimi arasına giren filmi de, zaten son İstanbul Festivalinde gösterilmişti, vizyona geçen hafta girdi. Dün akşamüstü bayan E. ile konuşurken, birbirimizi acele gaza getirdik ve soluğu sinemada aldık, bir güzel.

Elegy, adı abuk sabuk Türkçeleştirmişfilmlerden olmuş, ne yazık ki. Bu konuda yapılan saçmalıklara özel gıcığım var. Seyirci çekeriz belki diye, isimlere çifte parende atıyorlar da, sinir olanları hesaba alan yok, anlaşılan.

Philip Roth'un "The Dying Animal" adlı romanından uyarlanan filmi, Katalan yönetmen Isabel Coixet çekmiş.
Orta yaşlı erkeğin genç kadına olan aşkının, tutkunun, kadın yönetmenin süzgecinden geçerek anlatılması konuya değişik bir açı getirmiş, bence.

Tam bu noktada, araya sonradan yayımlanan bir gazete röportajından bir parça alıyorum. Yukardaki cümleme bir çeşit cevap olarak Ben Kingsley, diyor ki:
"Oynadığınız karakterle özdeşleşmek oyunculuğunuza zarar verir. Oyunculuk bundan daha fazlasını gerektirir. Kepesh için ölüm ve yaşam bana ifade ettiğinden farklı şeyler ifade eder. Onun sorunu artık palyaço gibi davranmayı bırakıp büyümesi gerekmesidir. Bu karakteri oynarken, arama onunla bir mesafe koydum. Isabelle bu filme kadın bakış açısını getirdi. Isabelle sayesinde hem Kepesh hem de ben kadınsı yanlarımızla, yani içimizdeki şefkatle, güçle ve bağlanma arzusuyla yüzleştik."
Tamamını okumak için tıklayınız.

Burada da, film hakkında doğru bir bakış olduğunu düşündüğüm bir kritik bulacaksınız.
Filmin gelişimi içinde genç sevgili Penélope Cruz'un fiziğinde oluşturulan değişimi ve bunun anlatıma olan katkısını beğendim. Geçen sene "Volver"deki cevval kadın nerde, bu naif genç sevgili nerde? P. Cruz, bu kadar farklı rollerin altından kalmayı beceriyor, hem de başarıyla.
Aşık profesörde Ben Kingsley olağanüstü başarılıydı. Bu adam, sopayı oynasa can veriyor, rolüne.
Kadın arkadaşta Patricia Clarkson ve erkek arkadaşta Dennis Hopper olgun oyunculuklar sergiliyor.
Filmin müziği de güzel seçilmişti, anlatımı destekliyordu.
Keşke, youtube açık olsaydı da, size J. S. Bach'ın güzelim Si minör piyano konçertosunun Adagio bölümünü dinletebilseydim. Filmde, bu müzik tek el piyano partisiyle kullanılmıştı, öyle çok yakışmıştı ki, anlatılanlara.





.

14 yorum:

funda dedi ki...

ben bir not defteri aldım kendime, yazıyorum bunların hepsini bir bir. dün önerdiğini de sipariş ettim gelsin diye bekliyorum merakla... ama sen yazmaya bıkmazsın umarım, hep yaz, hepsini yaz, hepsini göremesem de senden okumayı çok seviyorum ben..

zero dedi ki...

Biri filmekimi mi dedi:) Hala etkisinde olduğum için geçip giden bu haftanın izledikleri üzerine birkaç satır eden birini bulmak çok mutlu etti beni. Hele de Denizkızı üzerine yazmışsın... Neyse onla ilgili yorumu o yazının altına yapacağım. Filmekimi yüzünden ben de vizyonda istediğim bazı filmleri izleyemedim henüz. Bunlardan bir tanesi de Elgy. BU iki oyuncu hangi filmde oynasalar izlerim. Volver'den sonra Cruz'u izleme şansım olmadı, özlemişim. Bol filmli günler olsun:)

ekmekcikız dedi ki...

Fundacım,
Bak ben bu dediklerini ciddiye alırım ama, haberin olsun!
:))
Hatta, aldım bile!
:)

ekmekcikız dedi ki...

Sevgili Zeren, hoşgeldin.:)
Beyazperdedeki yazılarını okuyordum, seni burada gördüğüme çok sevindim; yaşasın!
:))

zero dedi ki...

Demek güzel bir tesadüf olmuş Beyazperde'den sonra burda karşılaşmak:) Bir yıl kadar oldu ayrılalı Beyazperde'den... Ama bak yine de kesiştirmiş hayat bizi, hem de bu sefer çift taraflı, sadece sen değil, ben de seni okuyacağım bundan sonra:)

ekmekcikız dedi ki...

Ben de, ben de...
:))

şule dedi ki...

aklım filmde kaldı. en kısa zamanda atmalı kapağı bir sinemaya :)

ekmekcikız dedi ki...

At kapağı hemen, evet.:)
Sırada başka filmler var, bekliyor.

elektra dedi ki...

etti ikiiii:) araştırmalarıma başlıyor muyum, daha tavsiye gelecek mi? bir kerede çıkartayım hepsini.hizmetiniz için minnettarım efendim, öpüyorum:)))

ekmekcikız dedi ki...

Yok yahu Elektracım, iki değil, üç!
Geçen haftadan da bir İngiliz filmi vardı, atlamış mısın?

miso dedi ki...

Bir garip etkilendim filmden. Hem sevdim, hem sevmedim. Bazı şeyleri de gözümün önünden itemiyorum istesem de. Öyle ki, uzundur film yazısı yazmıyordum, yazmak istedim, hem de çok. Hem de birden. Ama kafamı toparlayamıyorum bir türlü. Belki bir daha giderim.

marruu

ekmekcikız dedi ki...

Misocuğum,
Zaten, bizi o üzerinde düşünme, yazma isteklerine iten iyi veya kötü bir taraflarımıza dokunması değil mi?
Yaz lütfen, merakla bekliyorum.
:)

NEW YORK MUHTARI dedi ki...

Ekmekcikiz, su aralar derslere pek konsantre olamiyorum.. surekli film izler oldum... referans olarak da senin sinema bolumunu takip ediyorum :-)))


yakinda butun listeyi bitirecegim galiba.. film izleme aski kadar ders calisma askim da olsa keske su gunlerde... sanirim soguk havalar carpti beni..

ama yine de tesekkurler...

Ekmekcikız dedi ki...

Muhtarcım,
Sana referans olduysam, asıl önemlisi sen de bu referanstan memnun kaldıysan, ne mutlu bana.:))
Burada da hava soğuk, üşüyoruz.
Film keyfinin, ders çalışma şevkine dönüşmesini dilerim.
Sevgiler.
:))