Pazartesi, Kasım 03, 2008

AĞIR MI AĞIR YÜK

Gün geçtikçe artan bir ağrı ile uyanıyorum, omuzlarımda.
Düşünüyorum, neden?
Sonra, şu ve şu haberleri okuyorum, şu sözleri görüyorum.
Anlıyorum, neden.

Gözler kapalı.
Zihinler bulanık.
Akıllar tutulmuş.

Off ki, of!


Bir ülkede yaşamak bu kadar ağır yük getirmemeli insanlara.

.

6 yorum:

SekerPembe dedi ki...

Of ki ne of. Bir de şu yanından anlatayım ben size hissettiklerimi.

Demin TV'nin karşısında koca bey dedi ki "Bu Hüseyin Üzmez hakkındaki şikayetlerin diyelim ki gerçek olmadığı ortaya çıktı, yaptığı iddia edilen telefon görüşmelerinin diyelim ki orjinal olmadığı ispat edildi, n'olacak bu adamın hali bundan sonra? Tüm basında adam hakkında yazılıp çizilenlerden sonra bu adam tam bir sapık, tecavüzcü haline gelmedi mi? Yargılama hala devam etmiyor mu?"

Düşündüm ve "evet" dedim. "Ceza Hukuku'nda sanık, suçu ispat edilene dek masumdur". Masumluk karinesi yani. "Haklısın" dedim. Sonra da birden öfkelendim. "Ama" baksana, Jack Bauer'in 24'de orjinalliğini ispat etme derdine düştüğü ses kayıtları gibi şeyler olmuyor işte Türkiye'de. Ben bilemedim şimdi sana ne söyleyeceğimi..."

Of ki ne of. Aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem Oman Bıyık hali.

Yine bir diğer ceza hukuku kuralı. Gizlice alınan görüntü ve ses kayıtlarının delil niteliği. Nicedir tartışılır bu konu. Düşes, gizli kamerayla görüntüler çekmiş. Nasıl olur böyle birşey diye düşündüm önce, öfkelendim. Sonra görüntülere baktım. Daha çok öfkelendim. Dişlerimi sıktım. İnsanları bu koşullarda yaşatanlara karşı (buna yaşamak denirse) bırakın hukuka aykırı delil toplamayı, aklımdan başka bir yığın kötü düşünce geçti.

Fakülte'de öğrendiğim ceza hukuku kuralları ile insanlığımın arasında kaldım.

Of ki ne of!

Simon Templar dedi ki...

şekerpembe hanım, fergie'nin çektiği görüntüler mahkeme salonunda geçersiz deliller; ama bizim gönlümüzde, zihnimizde çek'larının ve rahabilitasyon merkezlerinin yöneticilerini yargılayıp mahkum etmemiz için yeterli.

pislik dinci yazar (tanımlamadan görüldüğü gibi yine mahkumiyet kesinleşmiş durumda benim zihnimde) için ise adam en başından beri kendisi itiraf ediyor zaten. ya açıkça ya satır aralarında.

yani, kafa karıştıracak bir durum yok. herşey hep o kadar açık ki bizim ülkemizde.

elektra dedi ki...

daha demin kendi blogumdaki yorumlara yanıt yazarken sinirden parmaklarımı kırmış biri olarak tıkladım yazını ve benim parmaklar yine coşacak sanırım.
önce simon gibi düşündüğümü söyleyeyim de. dün haberlerde ex prensese pisliğimizi gizli kamera ile çekti diye veryansın ediliyordu. kardeşim, hırsızın hiç mi suçu yok ya?ben 3 yıl kadar şu anda ankara'nın belediye başkanı olan zat, o zaman çocuk esirgeme kurumu başkanı iken, kafasında börklerle fotoğrafları yuvaların duvarlarını kaplar iken, sırf bu çocukları o zihniyete terk etmemek gerek diye düşünüp, naif bir çabayla izinler falan alıp, çocukların derslerine yardım etmek için yuvaları falan geziyordum zamanında. o yuvalara sinmiş açık örtük şiddeti bana açık etmeseler de gözlerde, sözlerde gördüm o zaman. o kadar kurtulmak için bilinçalına ittiğim anım var ki oralardan. şiddet illa dövmekle olmaz. annesi babası tarafından bıçaklanmış bir küçük çocuk kan görmekten korkuyor, aman yensin bu korkusunu diye, yuvaya bağışlanmış kurbanı çocuğa kestirmeye kalkan olağanüstü pedagojik yaklaşımlı çalışanlar, ojeli tırnağımı kucağıma oturduğunda gözümün içine baka baka kırıp, ' ben seni çok seviyorum, kötü kadınlar gibi eline oje sürme'diyecek kadar zihni sakatlanmış çocuklar vardı oralarda.dayanamadım fazla zaten. pes ettim . iyi halt ettim evet.

üzmez vakası, ergenekon vakası, zamlar, kriz, gündelik hayatın iliğine kemiğine sinen şiddet, arsızlık, yozlaşma.... toptan oynatacağız ekmekçikızcığım, az kaldı...

Ekmekcikız dedi ki...

Bize fakültede öğretilen "zanlı olmak" ve "mahkum olmak" arasındaki farkları, "suçu kanıtlanana dek suçsuz sayılma" kuralını unutacağım nerdeyse, vicdan sızısından.
Bu da başka bir açmaz ve yük işte.
Bu bakımdam Şekerpembe'yi anladığım gibi, insan tepkileri nedeniyle Simon ve Elektra'yı da anlıyorum.
Gel gelelim, bu anlayış ne toplumun kokuşmuş ikiyüzlülüğünü, ne de o çocuklara reva görülen koşulları, istismarı anlamamı sağlamıyor.

Üstüne bir de yukarda yazıda verdiğim linklerden Üzmez'le ilgili olanı kaybolmamış mı? Yalnış olmasın, benim sayfadan yıklayınca değil, toptan gözükmüyor. Hadi bakalım kötüniyet olduğunu düşünme.
Ecinniler basmış olmasın?
O zaman şu linki vereyim:
http://www.ntvmsnbc.com/news/464342.asp

elektra dedi ki...

efendim, dün o gerilimle müziksiz geçti pazartesiimiz. bir de ben bloguma süs peşindeydim:) neyse, haftanın şarkısı olsun...

http://vids.myspace.com/index.cfm?fuseaction=vids.individual&VideoID=43667267

SekerPembe dedi ki...

İşte tam da sizin, Simon Templar ve Elektra gibi hissediyorum; ondan bu kadar canım yanıyor ya... Dedim ya, Fakülte'de öğrendiğim ceza hukuku kuralları ile insanlığımın arasında kaldım.