Pazar, Kasım 09, 2008

BİR GÜNÜN ÖYKÜSÜ

İkinci defa önünden geçiyorlardı, işte.
"Tamam, burasıydı" dedi arabayı kullanan. "Şu sağ taraf olmalı."
Yanında oturan, "anlaşılan dört parçaya bölmüşler, yol geçirirken yakınlarına haber verdiler mi, acaba?" dedi.
Arka koltuktaki, "geçen sefer geldiğimizde arabayla kapısına kadar gitmiştik, sapağı kaçırdınız, herhalde" buyurdu.
Öndekiler birbirlerine bir an baktılar, anlaştılar. Direksiyondakinin, "en iyisi arabayı yakına park edip, yürüyelim" fikrine yandaki onay verdi. Arkadaki "siz bilirsiniz, ama ben yürüyemem, taksiyle gidelim" dedi. "Peki" dediler.

Taksiye bindiler, yol sordular, tarife göre yol bulunacağına dair onayı göstergesi olarak kafa sallandı, yola çıkıldı, az sonra deminki düğüm noktasına yeniden ulaştılar. Bu defa, taksi şöförü ters yola girip bir yerleri dolaştı ve sonunda onları "herhalde burası" olduğuna karar verilen ana kapıda bıraktı.
Bir kaç dakikalık yürüyüşten sonra, tanıdık referans noktalarının bulunamamasından kuşkulanıp uzaklara doğru bakarken, su deposunun yolun öbür tarafında kaldığını gördüler. Onların bulunduğu bölge ile, bulunmaları gereken bölge arasından kocaman bir otoyol geçiyordu!
Peki oraya nasıl ulaşılacaktı?
Elinde testi olan yaşlı amca "şu kapıya doğru gidin, orda geçit var, öbür tarafa yürüsünüz dedi."
Zaten, daha önce de o kapının önünden üç kez geçmişlerdi, arabayla ve son olarak taksiyle. Yeniden zor zahmet yol aldılar kapıya geldiler. O ne? Kapı açılmıyor. Hayır kilitli değil, fakat üst kısmı pas tutmuş iki kanadı birbirine kaynamış.
Eee, nasıl geçilecekmiş buradan?

Yan tarafta, biraz ileride birilerinin duvarın dışından yürüdüğünü gördüler. Demek ki, orada duvar alçaktı. Oradan geçebileceklerdi. Oraya ulaştıklarında gördüler ki, o duvar üzerinden vızır vızır araba geçen anayolun yamacındaki bir patikanın kenarında imiş. Çeşitli cambazlık hareketleriyle duvarı aştılar, üst geçide ulaştılar, öbür bölgeye açılan başka bir kapının önüne geldiler.
Hayır, artık buradan da cambazlık yaparak geçemeyecekti, büyük hanım. Hem, zaten zor yürüyordu.
O sırada, görevli kılıklı bir genç adam onlara doğru yaklaşıyordu da, sordular ve ana kapının yerini öğrendiler. O tarafa doğru yürüdüler. Yürürlerken gençlerden birisi çenesini tutamadı söylendi, "taksi demeseydin, öbür taraftan yürümüş gelmiş ve çoktan bulmuş olurduk". "Geçen sefer arabayla gelmiştik, bulamadınız bu sefer" diye üste çıktı lafı üstüne alınan. Öbürsü dayanamadı bu sefer, "o yolun önüne koca direk dikmişler, önünde de tahta perde var, orda sapak yoook" dedi.
Neyse ki, çekişmeli de olsa, konuşurken yol bitiverdi ve ana kapıdan içeri girdiler.
Son gelişlerinden birinde de, benzeri gelmişti başlarına; o özel yeri bir türlü bulamamışlardı. Görene dek, nasıl da kayıp, dünyada dayanakları elinden alınmış, yersiz yurtsuz kalmış gibi hissetmişlerdi kendilerini.

Bu defa yardıma, elinde testi olan başka bir adama yetişti. O hep oradaydı, otuziki sene olmuştu, bilirdi hepsini tek tek. Bir kaç dakika sonra el etti, "işte burada" diye. Ohh! Derin nefes aldılar. Toprağı kaplamış bitkiyi ayıklamaya başladı, adam. Mermer ortaya çıktı, yazısı solmuştu biraz.
Büyük hanım "neden bıraktın gittin" diye sitem etti.
Kızların büyüğü, başını kaldırıp yakındaki selvilere onların üstünden geçen bulutlara baktı. Sonra da bir daha gelişte kolaylık olsun diye, önünde arkasında gördüğü isimleri defterine not etti.
Büyük hanım gitmeye davrandı.
Kızların küçüğü "dur daha, hemen değil" dedi.
Ellerini açıp dua okudular. İçlerinden vedalaştılar. Patikadan geçip, ana kapıya giden yola ulaştılar.

Küçük kızın evine gittiler. Bu defa irmiği, çam fıstığıyla büyük kız kavurdu, suyunu, sütünü, şekerini, yağını ekledi, helva yaptı. Büyük beyin hiç göremediği torunları helvayı kaşıkladı. Karanlık bastırdı, akşam oldu.

Otuz sene olmuştu, tam otuz.



.

12 yorum:

elektra dedi ki...

allah gani gani rahmet eylesin :(

gülçin dedi ki...

allah rahmet eylesin. bu arada bu ablattığın yer edirnekapı değil mi? bize de oldu da.

sevgiler.

şule dedi ki...

9 kasim benim de 23 yil once canimi cok fena yakmisti :( hepsinin topragi bol olsun.

funda dedi ki...

allah rahmet eylesin, ruhu şad olsun..

Ekmekcikız dedi ki...

Sevgili Arkadaşlar,
Çok teşekkür ederim.

Zamanla herşey değişiyor tabii ki. Ama, insan hiç değilse, yakınlarının mezarlarını bıraktığı gibi bulmayı umuyor.
Bu dehşetli büyüme meraklısı şehir, onları bile rahat bırakmıyor, ne yazık.:(

Gülçin için özel not:
Babam Topkapı-Çamlık'da. Eskiden Şehirlerarası Otobüslerin Trakya Garajı olarak bilinen yerin arkasıydı orası. Şimdi, her türlü yolun, geçişin düğüm olduğu bir nokta olmuş.

neolitik hanım dedi ki...

allah rahmet eylesin. biz de bu bayram anneanne ve babaannenin mezarlarını ararken benzer şeyler yaşadık. aslında birkaç yıl önce de gidilmişti ama babam mezarların yerini gösteren kağıdı yanına almamış, iki saate yakın dolaştık, çeşmenin yanıydı, dokuz sıra aşağısı diyor ama yok. yeni duvarlar insa edilmiş, yollar değişmis vs. artık ümidi kesip kimsesiz mezarlardan birinin başında dua etmeye karar vermiştik ki, babam önce anneanneninkini, sonra da ona yakın bir yerdeki babannenin mezarını buldu. dönüşte annem, "büyük dayının, teyzelerin mezarı da şu taraftaydı, baksak mı" dedi ama o kadar yorulmuştuk ki, göze alamadık. elimizde bilgileri de yoktu. yine de yol ağzında yaşadığımız o kararsızlık, içime işlemiş olacak ki gece rüyamda gördüm dayıyı ve büyük teyzeleri, bayrammış ve bizi bizi ziyarete gelmişler, içimden "bak biz gidemedik, onlar gelmiş" diye mahcup oldum.

zeynep dedi ki...

Gün içinde defalarca baktım bu yazına, bir şeyler yazıp yazıp sonra sildim.

Bir de Sevgili Ekmekçikız, yıllardır mezarlık ziyareti yapmadığımı yeniden hatırladım...

Sözün özü şu sanırım; Allah rahmet eylesin.

miso dedi ki...

Ekmekçikızcım,
Allah rahmet eylesin. Ama okurken gülümsemeden edemedim. O kadar doğal bir yazı ki...

Öpüyorum.

Arzu Çur dedi ki...

Ekmekçim kızım,

Allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın.

Ve sen, bir günce değil bu anlatıyla bir kısa öykü yazmışsın, farkında mısın? Eline sağlık.

Ekmekcikız dedi ki...

*Neocum,
Sahiden insanın içine işliyor, o bildik yeri bulamamak. Rüyana girmeleri ondan olsa gerek.

*Zeynepcim,
İnsan gündelik koşturma telaşı içinde ölülerini ihmal ediyor zaman zaman. Olsun, sadece anmak da iyi geliyor.

*Misocum,
Aslında bu ziyaretimiz, bizim babamdan sonraki hayatımızın bir özeti gibiydi, birarada, birbirine destek olarak, zorlukları aşmaya engelleri geçmeye çalışarak ve bu arada kendi arasında çekişmeyi de ihmal etmeden yaşadık bunca seneyi.

*Arzucum,
Senin gibi severek okuduğum, işlek kalemine hayran olduğum arkadaşlarımdan ilham almışımdır, olsa olsa. Sağol.

kardeskaya dedi ki...

"Aslında bu ziyaretimiz, bizim babamdan sonraki hayatımızın bir özeti gibiydi, birarada, birbirine destek olarak, zorlukları aşmaya engelleri geçmeye çalışarak ve bu arada kendi arasında çekişmeyi de ihmal etmeden yaşadık bunca seneyi."

Aynen öyle...

Ekmekcikız dedi ki...

Canım benim!
:))