Cumartesi, Aralık 13, 2008

MÜZESİZ "MASUMİYET"


Hep duyarım; Zeki Demirkubuz, Masumiyet.
Anlatırlar; Haluk Bilginer'in bir sahnesi var, öldürür insanı.
Sonra, "Kader"i çekti Z.D., geçen sene sinemada gördüm. Nasıl da takıntılı, tutkulu, ölümüne bir aşkı anlatıyordu. Nasıl da içimi mengeneyle sıkan bir kader vardı, orada.
Deniyordu ki, bu Kader filmi o meşhur Masumiyet'teki kahramanların nasıl olup da o sona vardıklarını anlatmak için yapıldı. Bir tür ters-film.
Peki, neler olmuş Kader'in devamında? Masumiyet neyi anlatıyormuş?
DVD sini aldım ve seyretmek için uygun zamanı kollamaya başladım.

Taa ki, bu güne dek.
İşte, bu günün sonunda "Masumiyet"i seyrettim.
Duyduğum her şey doğruymuş, anlatılanlar eksikmiş bile.
"Masumiyet" çok güzel bir film; diliyle, anlattığıyla, ifade şekliyle, oyuncularıyla, toplumsal gözlemiyle...
Z.K., konuşurken, bir türlü meramını kısaca toparlayıp, anlatamayan bir insan. (Hayır, hayır! Çamur atmak için söylemiyorum, DVD'nin sonundaki röportajı izledim, oradan biliyorum.) Fakat, film yönetimindeki başarısının bu konuşma sıkıntılı, sıkıcı haliyle uzaktan yakından ilgisi yok.
Yönetmenin diğer başarısı da, Haluk Bilginer'in oynadığı Bekir'in -kırdayken Yusuf'a anlattığı- Uğur'a nasıl tutulduğuna dair hikaye. On dakikalık bu tirad, bir filme damgasını vuruken, diğerinin tüm çatısını oluşturuyor. Hem de ne başarıyla.

Bu iki filmi seyredin. İster yapım tarihi sırasıyla, ister olay tarihi sırasıyla.
Sinemamız için önemli kavşaklara tanık olacaksınız.



.

4 yorum:

elektra dedi ki...

zeki demirkubuz'un hayranıyımdır. ben de senin gibi önce kader'i, sonra masumiyet'i izledim. aslında tersi de ilginç olabilirdi. hem yönetmenin istediği etkiyi belki daha iyi yakalayabilirdik. peki, üçüncü sayfa ve yazgı'yı izledin mi? ben özellikle yazgı'yı çok çok beğenmiştim...

Ekmekcikız dedi ki...

Elektracığım,
Bir şekilde, filmler sinemada gösterilirken, taa Kader'e kadar, yakalayamamıştım.
Senin önerilerini de değerlendireceğim.
Filmlerin verdikleri gerçeklik duygusu, halen daha üzerimde.:)

Simon Templar dedi ki...

tüm zamanların en iyi on'una seçilmişti, ankara film festivalinin anketinde. bence de iyiydi -ama, o kadar mı, tam emin değilim-.

anlatım da haluk bilginer de çok iyiydi de ben derya alabora'nın sürekli çığlık çığlığa oynamasından rahatsız oldum. çığlık bile değil hatta, canhıraş. sonra şaşıfelek'te de aynıydı.

Ekmekcikız dedi ki...

Simoncum,
Belki, yeni seyretmiş olmanın etkisiyle düşünüyorum: Evet, o kadar iyi.:))
"Canhıraş" tanımın, doğru ve yerinde. Belki de tam da bu ciyak ciyak hali istedi, yönetmen. Uğur'un takıntısının şiddetini düşünsene...