Perşembe, Aralık 04, 2008

SOĞUKKANLILIKLA / IN COLD BLOOD

Geçende, "GECEDE KÖPEK SESİ" başlıklı bir yazı yazmıştım. Nedense, google tıklaması ile en çok ulaşılan yazılardan biriymiş gibi gözüküyor. İlginç! Truman Capote'yi çok umursayan olduğunu sanmıyorum, köpek sesi takıntımız var anlaşılan. Yazıya sebep olan alıntı, Capote'nin "Yerel Renkler" isimli gezi-anı kitabındandı. Burada, kitaptan bazı bölümlerin aktarıldığı bir yazı var.

Capote'yi ilk kez 1985'de okumuşum. Çimen Türküsü romanının ilk sayfasına "Mayıs, 1985, İstanbul" yazmışım, çünkü. Şimdi, anlat, deseniz kem küm ederim konusu hakkında. Hatırladığım, kitabın ve özellikle adının hoş bir lezzet bıraktığı.

Sonra, Bennett Miller'ın yönettiği Capote filmini seyredene dek, kendisiyle bir ilişkim olmadı. Seyrederken çok etkilendiğim, özellikle oyuncularını beğendiğim bir filmdi. Filmin ana öyküsü Truman Capote'nin "Soğukkanlılıkla" kitabının yazılışıydı. Amerika'nın derin kalbindeki anlamsız cinayet, zanlıların kişiliği, yazarın onları algılama şekli ve bunu aktarışı, filmde başarılı şekilde anlatılıyordu.

Filmden sonra, ona öncülük eden kitabı merak ettim. Yine de, bir süre, sert bir cinayet romanı okuyacağım kuşkusuyla kitaba yanaşamadım. Nihayet cesaret bulup aldıktan sonra, daha bir süre kapağını açamadım. Sonunda okuduğumda hayran kaldım; yazarın tarafsız gözlemci anlatımı, olayın garipliği, kurbanların kimliği, zanlıların birer kaybeden-kader mahkumu olarak görülebilecekleri, kendinizi kitabın tüm kişileri yerine koyabilme ihtimaliniz...

Şimdi okumak istediğim Capote kitabı, Tiffany’de Kahvaltı. Soğukkanlılıkla'yı okuduktan kısa bir süre sonra, filmini bir geceyarısı sinemasında TV'de görmüştüm. Öğrendim ki, film kitaptan farklı hale getirilmiş. Kısmen, Audrey Hepburn'un ününe, güzelliğine kurban gitmiş. Ondan bize geçen güzellik hissi ve duyduğumuz hayranlık kitabın aslının gürültüye gitmesini biraz affettiriyordur, belki. Bir de filmin ünlü melodisi Moon River var, hep dinlenen, hatırlanan.




.

12 yorum:

Simon Templar dedi ki...

evet, ve bu konu (filmin kitaptan çok farklı anlamlar taşıması) seinfeld'de de geçer. george costanza kitap kulübü için kitabı okuması gerekirken okumaz ve seinfeld'in önerisiyle filmini seyretmek için kasedini kiralamak ister. ama filmin kasedi kiralanmıştır. george da kimin kiraladığını öğrenip onlarla seyretmek için evlerine gider. ama, sonunda, film farklıdır işte.

yine de, film gayet hoştu bence, bu haliyle de. zaten holly golightly bu dünyaüstü bir varlık (hoşuma giden bir tanımla, larger than life). gerek karakter, gerek audrey canlandırması.

zero dedi ki...

Filmi izlemiş, ardından ben de kitabı okumuştum. kitap bir adım önce olmakla birlikte her ikisi de başarılıydı bana göre. ama yine de Tiffany’de Kahvaltı'yı tek geçerim. çok severek okumuştum. filmi ise sadece tam bir Audrey Hepburn hayranı olduğum için sevmiştim. yoksa kitabın yanına bile yanaşamaz. sana şimdiden iyi okumalar sevgili ekmekçi kız:)

Günlerin Tortusu dedi ki...

Öykü yazarı Truman Capote'ye de bir şans verin derim ;)

metin dedi ki...

Ben de!.. Ben de!..

Ekmekcikız dedi ki...

Simon, "...film gayet hoştu bence, bu haliyle de. zaten holly golightly bu dünyaüstü bir varlık (hoşuma giden bir tanımla, larger than life). gerek karakter, gerek audrey canlandırması." derken son derece haklısın.
Benim ifademin, kitabın yanında yer alıp, filmi hafifsemek gibi anlaşılmadığını umarım.
Filmi severim, hele Audrey! Bu filmde bambaşkadır.:))

neslihan dedi ki...

Kitabı okumuştum ve çok beğendim,filmi de izledim,iyi bir uyarlama bence.Tiffany'de Kahvaltı'yı okumadım ne yazık ki ama filmi çok sevmiştim.konunun değiştirildiğini bilmiyordum,söylediğin için teşekkürler.onuda bulup bir an önce okumalı:-)

iyi bayramlar diliyorum.sevgilerimle...

Ekmekcikız dedi ki...

Zerenciğim,
Tifanny'de Kahvaltı'yı ilk fırsatta okuyacağım.
Filmle ilgili olarak, çekildiği dönemin ahlak anlayışının kısıtlamalarıyla çevrelenmiş izlenimi edindim. Bakalım, kitabı okuyunca ne düşüneceğim.

Bu arada, aşağıdki postta, senin önerinle kullandığım peynir altı suyu ile yapılmış bir ekmek var.
:))

Ekmekcikız dedi ki...

Günlerin Tortusu hoşgeldiniz!:)
Ne iyi oldu ziyaretiniz. Sayenizde, bir zamanlar her yazdığını içim titreyerek okuduğum Tomris Uyar'ı andım ve kitap okuma listemin üst satırlarına onu yeniden okumayı ekledim.:))

Capote öyküleri anımsatması için de teşekkür ederim. Özellikle önerdiğiniz öykü(ler) var mı diye sorsam?

Ekmekcikız dedi ki...

Metin Bey,
Nidanızı "evet, öykülerini oku" şeklinde anlıyorum. Doğru mu?
Peki, o zaman aynı soruyu size de sorayım; hangisi(leri)?
:))

Ekmekcikız dedi ki...

Neslihancığım,
Sanırım, değiştirilmekten çok, farklı yorumlanmak demek daha uygun olur.
Bir de bu konu; edebiyat uyarlamaları ile orjinal senaryo arsındaki çekişme mi desem, hep tartışılır. İki farklı sanatın tıpatıp aynı olması, aynı sonucu vermesi pek mümkün değil, zaten.
:)

İyi dileklerin için teşekkür ederim, iyi bayramlar olsun.
:))

Günlerin Tortusu dedi ki...

Gece Ağacı Mehmet Fuat çevirisi...

Ekmekcikız dedi ki...

Amanın! Bu ne sürat, çok teşekkür ederim.:))
Bana düşen gidip aynı süratle kitabı edinmek olmalı.
:)