Cumartesi, Ocak 10, 2009

BABAANNEM

Birden aydım. Yahu, benim ekmekciliğim yeni olmuş bir şey değil ki!
Bir dosta ekmek hikayesi mi anlatıyordum, memleket hikayesi mi?
Aklıma gelivermişti işte.
Soranlara, ekmek yapma sevdasına son iki senedir kapıldığımı söylüyorum ya, öyle sanıyordum.
Sonra, taa gerilerden bir noktadan bir ışık çaktı zihnimde.
Hayır, öyle değil. Çocukluğumda babaannemi yufka ekmeği, tandır ekmeği yaparken az seyretmemiştim ki...

Her yaz en az onbeş gün bazen daha fazla ana-baba memleketi Malatya'ya gitmez miydik?
Orada tıkır tıkır faytonla gezmez miydik?
Kernek'e çıkıp, kanal boyunda dolaşmaz mıydık?
Babamın ana-baba evinin bahçesindeki soğuk su akan arkta, az mı elimi yıkadım?
Alt kattaki bahçeye açılan geniş mutfakta, zahire tırtıklamadım mı?
Babaannem tarhana sermeye çıktığında, onun "dur, çağam düşen" demesine aldırmadan peşinden tahta merdivene seyirtip çatıya çıkmaz mıydım?
Ya bazı sabahlar, o, bahçedeki saçta yufka ekmeği yaparken dibinde dolanıp, bana vereceği içine peynir konulmuş taze pişmiş yufkayı beklemek?

Büyürken, hadi abartarak söyleyeyim çocukluğumun en mutlu yıllarında, aklıma çakılmış bir lezzet var: Tandırda sac üstünde pişmiş taze yufka ekmeğinin arasına konulan peynirle yapılan dürüm.
Babaannem, o kadar erken kalkıp hamuru mayalardı ki zahir, hiç hatırlamıyorum o iş nasıl olurdu. Buna karşılık, açılmış yufkaların tek tek pişmesine ve ılıkken yenmesine yetişirdim; o saatte uyanmış ve bahçeye çıkmak üzere kalkmış olurdum.
Elinde taze yufkadan peynirli dürümünü ısırarak, bahçede dolanıp, arktaki suyun şırıltısına kulak veren o küçük kıza, şu an, elimi uzatsam dokunacak gibiyim. Tüm görüntü o kadar canlı duruyor, zihnimde.
Hal böyle olunca, hayatın zorlu bir dönemecini geçen şehirli kadının birden ekmek yapmaya düşmesinden daha anlaşılır ne olabilir ki?
Ki, o bahçeler, sular ve yaşanan kelebek naifliğindeki zamanın anıları da cabası.

Böyle işte!
Doksanını geçene dek yaşarken, kocasını ve üç oğlunu kara toprağa yolcu etmiş, yine de dayanmış, o zayıf, çevik, koruyucu kadın ölümünden sonra da dardaki torununa el atıvermişti. Yavaş yavaş ışık arttı ve sonra, torun da dar geçitten çıktı.

"Kadan belan alayım" diyen sesi kulağımda, hâlâ.

.

14 yorum:

MoonSun dedi ki...

Babaannemi hatirladim ben de, o da ekmegini kendi yapardi :)) Ne severdim, eyyy gidi gunler diyesi geliyor insanin :))

elektra dedi ki...

dipteki anıların birdenbire bugünümüze ışık tutması ve bunu keşfettiğimiz andaki aydınlanmamız duygu dünyasını karmakarışık eder. sen şimdi bütün bunlarla çok duygusalsındır bugün... hava da çok güzel, çık dolaş derim ben. ya da babaannenin anısına bir ekmek keşfet bugün:) öperim çok...

Ekmekcikız dedi ki...

Aygüneşcim,
Bazen, geçmişte yaşadığımız bazı zamanların değerini bilememişiz de ziyan etmişiz gibime geliyor.
Büyük anne babalarla geçirilen zamanlar da o yazık zamanlardan biri sanki.

Ekmekcikız dedi ki...

Elektracım,
Bugün zaten duygu günlerinden biri; kardeşimin doğum günü en başta.:))
Günün bir kısmını onunla geçirip eve döndüm, birazdan diğer doğumgünü faaliyeti (Bayan E.nin kutlaması) için yeniden dışarı uğrayacağım.
Ekmek keşfi, başka güne artık.
:))

şule dedi ki...

Ne güzel bir keşif olmuş bu. babaannen şöyle kocaman bir gülümsemiştir herhalde bu yazıyı yazdığını görünce yukarlardan biryerlerden ve belki de "bizim kız anladı sonunda" demiştir, kimbilir...

metin dedi ki...

Elektra Hanım "dipteki anıların birdenbire bugünümüze ışık tutması" diye ne güzel özetlemiş. Siz de ne güzel yazmışsınız Ekmekçikız Hanım.

Bugün benim yazılarımdan birinde de faytonun konusu geçti.

Bu arada, kardeşinizin doğumgünü de kutlu olsun diyeyim.

teyzenteyfik dedi ki...

Ekmekcikiz,
ne guzel yazmissin. Cok tanidik geldi babaannen, bir de peynirli katmer yapmaz miydi, ekmeklerden artan hamurla?
Bizimkiler oyle yapardi, dedigin gibi cok erken kalkip, hamuru hazirlayip, ekmegi pisirdiklerinden, biz genelde sonuna, peynirli katmer (gozleme gibi bir sey ama cok daha guzel bence) kismina yetisir, sacin basinda henuz uykulu uykulu oturarak, istahla yerdik.

Ekmekcikız dedi ki...

Ah, Şulecim!
Bu anlamaların, olmaların, aklı başına gelmelerin sonu yok. Her şey bitene dek de devam edecek, sanırım.
Duymuş ve gülmüş olsa keşke, babaannem.:))

Ekmekcikız dedi ki...

Metin Bey,
Önce doğum günü kutlamanız için teşekkür ederim.

Fayton yolculukları, çocukluk anılarımın en keyifli taraflarındandır. Sizin de fayton gezmeleriniz olmuş, okudum.
Şimdiki çocukların gezme anıları daha hızlı araçlara ait, bu hız "anı"nın etkisini azaltır mı, acaba?
:))

Ekmekcikız dedi ki...

TTciğim,
Peynirli katmer yediğimi hatırlamıyorum. Belki de yapıyorlardı, kimbilir?

O taze yufkanın yanısıra aklıma, ocağı tutuşturan çalı çırpıdan çıkan duman kokusu geliyor, şimdi.
:))

Talisman dedi ki...

Ah canım ekmekçikızım, nası özlemişim yazılarını okumayı..
Babaannem benim hayatta en sevdiğim insandır. Hatırladım, duygulandım. Çok içten yazmışsın, çok güzel anlatmışsın.
Babaannenin canına değsin.

Ekmekcikız dedi ki...

Talisciğim,
Tatlım,
Hoşgelmişsin!

Ne kadar özledik seni, yahu!
Dur hemen bir koşu bakayım, yazı yazmış mısın?
:)

... dedi ki...

Merhaba Ekmekçikız,
şimdi hiç aklımda yokken bu yazınla beni de benzeri bir anıma gönderiverdin:) Bir okul tatili zamanı köyde, sacdaki yufkaya kırılan yumurta ve yufkanın dört yanından katlanıp pişirilmesiyle elde edilen gözlemenin tadı... Hatırladıkça o lezzeti hissederim damağımda hala. Ve aynı duygu; sanki çocukluğumun o güzel günlerinin değerini pek bilememişim duygusu... Yalnız değilim demekki:)) Sen sağol.

İngiltere Mektupçus:)

Ekmekcikız dedi ki...

İngiltere Mektupçusu,
Bugün seni ziyarete geldim, yeni yazı var mı diye baktım, neden bu kadar ara verdi acaba diye düşündüm, bir mail yazsam kendisine keşke dedim ve şimdi sen beni ziyarete gelmişsin.:)))
Ne kadar sevindim anlatamam.
Üstelik de, ortak bir duygunun peşinden...
Ben, seviyorum bu blog dünyasını ve onun bana kazandırdıklarını, çook!
:))