Perşembe, Ocak 22, 2009

CİN ÇARPMASI

Sabah, gözlerini ilk açtığında "ben niye plajda uyudum ki?" diye düşündü.
Biraz kendine gelir gibi olunca anladı, orası plaj değildi zaten, yatağıydı.
Peki o zaman bu her taraftaki kum taneciklerinin işi neydi?
Ahhh, kolu da tutulmuştu offf, yastığının altında bile kum vardı.
Neydi bu yahu?
Yavaşça kalkıp tuvalete gitmeye yeltendi, başı döndü. Dönmekle kalmayıp, küp kafa oldu. Başını sallayınca içinde bir küp su sallanıyordu sanki. Ağzındaki o tuzlu, garip tat da neyin nesiydi?

"Oooo! Prenses uyanmış" dedi, yan taraftan bir ses.
Gün ışığına doğru gittikçe gözü kamaşmaya başladı. O sırada masanın kenarındaki sandalyenin üstünde kırmızı hırkasını gördü.
Aa, pantalonu tişörtü de oraya atılmıştı, üstelik hepsi de ıslaktı.
Ay ay, sadece ıslak olsa, bir tuhaf sertleşmişti bunlar. Yapış yapış gibi, tuhaf...

"Aman ya, ne olmuş bunlara?" dedi, biraz önce konuşan arkadaşına.
"Hatırlamıyor musun?" dedi arkadaşı, gülüyordu. "Dün gece, onlar da seninle birlikte denize girdiler".
"Nee! Nasıl denize girdi? Kim? Ne zaman?"
Diğer bir oda arkadaşları da mutfak tarafından çıkarak söze karıştı. "Kızım dün gece millete iyi eziyet ettin. Ama ne kadar çok güldün, bizi de güldürdün."
Ne eziyeti, ne gülmesi güldürmesi, denize niye girilmişti gece gece?

Derken yavaş yavaş görüntüler, davranışlar sis perdesinin arkasından belirmeye başladılar.
Dün gece, tatile birlikte çıktıkları bütün arkadaşlar -on kişi vardılar, galiba- Yelken Kulübü denen yere, o gün avlanan ahtapotun şerefine, yemek yemeye gitmişlerdi. Güzel.
Eh, bir kadeh rakı içmişti, epi topu. Di mi? Öyle, evet.
Peki nasıl olmuştu da üstüyle başıyla denize girmişti? Üstelik bunu hatırlamıyordu?
Arkadaşları, dün gece olanlardan konuşmaya başlayınca, zihnine kısa ışık yansımaları düşmeye bşladı.
O kendi kendine girmemişmiş, meğerse.
Şöyle olmuş:
Gece yemek bitip, sohbet sonlanınca sofradan kalkıp aşağıya sahile doğru, bayır aşağı yürümeye başladıklarında olmuş herşey.
Bizimki, birden bahçenin kenarındaki taşların üstüne çöküvermiş.
Bir yandan kıkır kıkır gülüyor, bir yandan da "imkanı yok, bir adım daha atamam" diyormuş.
Diğerleri, dalga geçiyor numara yapıyor sanmışlar ilk önce. Bakmışlar ki ciddi, "hadi yardım edelim de yürü biraz açılırsın" demişler. Bir iki adım atılmış, kollara girilip, ama ııh, mümkün değil, bizimki gülmekten iki büklüm olmuş, yürüyemiyormuş.
"Hadii, ama, hadiii". "Bak sıtımıza atar indiririz seni aşağı" demişler.
"Yok ya, taşıyamazsınız ki!" demiş.
Taşırız, taşıyamazsınız, bak gör nasıl da taşırız, hadi bakalım görelim, taşırız ama aşağıya inince denizi de boylarsın.
"Yok ya, önce taşıyın görelim."
Derken, erkekler bizimkini karga tulumba sırtlamışlar, biri bir kolunu, diğeri bacağını filan, çekiştire çekiştire yokuş aşağı bağrış çığrış, kızların "durun dikkat edin, kolu bacağı" itirazlarına kulak asmadan, kahkahalar içinde deniz kenarına indirmişler.
Aslında sanki, pansiyona doğru gidişte artık kızların olaya sahip çıkacağı ve onu devr alıp içeri sokacağı gibi bir hal belirmiş ki, bizimki tek durmamış, "hani denize atacaktınız, atamadınız bak!" diye söylenmeye başlamış.
Ehh, bu kadar kaşınırsanız, kaşırlar.
"Yaa, öyle mi, atıyoruz bak" demeleriyle haydahlayıp, yerden kaldırıp iskeleye doğru seyirtmeleri ve oradan da cumburlopp bizim Şenşuhhoppakaterina'yı denize salmaları, bir olmuş!
Ardından da, boğulur moğulur diye kendileri de atlayıp sudan çıkarmışlar, halen gülmeye devam eden Katerina Hanım'ı.

Sonrası, pansiyona ulaşıp, ıslak üstü başı çıkarıp, kurulayıp, geceliğini giydiren arkadaşlarının güvenli ellerine teslim olmak, sabah uyanana dek, sızıp kalmak.

Bütün bu ani ve eğlenceli sarhoşluğun hikayesi gün boyunca ağızlara sakız oldu.
Marmaris'in o zamanki en güzel koyunda yapılan tatilin en eğlenceli günlerinden biri olarak anılarda kaldı ve defalarca sohbetlere konu oldu bu denize atılma hikayesi.

Sonunda sarhoşluğun sebebinin irdelenmesine gelindiğinde, bu işleri bilen birisinin yorumu, tüm olayı çözümlemişti.
"Bir şey de içmedim ki" demişti bizim kız. "Bir kadeh rakı içtim yemekte, bir de yemekten önce, hani kulübe gitmeden uğradığımız evde bir cin tonik içtim, o kadar."
Meğer, cin çarparmış! Hem de öyle tatlı ve hiç hissettirmeden çarparmış ki, işte sonunda böyle suyu boylarmışsın.
Yaaa...

.

7 yorum:

şule dedi ki...

hımmm cin icerken dikkat edelim yani. peki :)

Ekmekcikız dedi ki...

Şuleciğim,
Bilmem ki?
Bir denesek mi, bakalım doğru mu bu hikaye?
:)))

şule dedi ki...

e deneyelim bence. oyle sadece oyku uzerinden inanmak bilimsel degil bi kere :)

elektra dedi ki...

ben valla içmem öyle cindir, votkadır gibi şeyler. çarpıyor pek fena biliyorum .en fenası da cin. bir de kokusu kötü yaaaa:( ama bir gün denemek amaçlı kapıları kilitleyip anahtarı da saklayıp bir bakalım tabii. anahtar, sabıkalılar için saklanacak bu arada, denize menize atılası tutar yine birilerinin:)

Ekmekcikız dedi ki...

Elektracım, yav!
Bak, bi daa sefere Gümüşsuyu'ndaki Rus Lokantası'na gidelim.
Artık ne ise yemek kievsky mi olur, böf strogonof mu, şinitzel mi yanında da mutlaka onların özel sarı votkalarından içelim.
Ne olacak ki?
Kolkola girer yokuş aşağı salarız kendimizi!
:PPP

serpil dedi ki...

Ekmekçikız, son cümlen sayesinde (yokuş temalı olan) kendi kendine sırıtan eleman olarak ofiste adım çıkabilir an itibarıyla, haberin olsun bak :D

Ekmekcikız dedi ki...

Serpilciğim,
Ben ciddiyim, ama! :)))
Gümüşsuyu'nun ucu Dolmabahçe. Attın mı kendini suya ohh, artık ne olursa Kızkulesi mi, Moda mı bir yerlerden karaya çıkılır elbet, değil mi?
:PP