Çarşamba, Ocak 28, 2009

EN SEVDİKLERİM KAZANDI


İki gün önce SAG Ödülleri verildi.
Biliyorsunuz, takıntı şeklinde bu ödülleri izliyorum. Belki, takıntıdan ziyade bir çeşit, bizim takım kupayı alacak mı, merakıyla diyeyim.
Tanımadığım bir oyuncu veya film ödül alırsa, onu bir an önce görmek için heyecanlanıyorum. Sevdiğim bir oyuncu takdir ettiğim bir oyunuyla ödül alırsa, gururlanıyorum.
Gurur, içi boş bir böbür halidir derler ya, belki de buradaki halime uygun düşen bir tanım oldu.
Nihayetinde bana ne? Değil mi? Iıhh! Değil işte!
Onlar yani, o oyuncuların filmlerdeki rolleri, o filmlerde anlatılanlar benim hayatla ilgili referanslarım. Kendimi bulma, tanıma, ifade şekillerim.
Bazen kendimi özdeşleştirdiğim, bazen tamamen zıt düştüğüm karakterler, durumlar, olaylar.
İşte bu nedenle de, sevdiğim bir oyuncunun ödül alması bana çocukca neş'e ve bir sinema meraklısının yaşayacağı zevki vermekte.

SAG Ödüllerinin özelliği, bu ödüllerin, tamamen sinema alanında çalışanların meslekdaşlarının çalışmalarını değerlendirmesi.

Türkçe Vikipedi'de Sinema Oyuncuları Deneği denilmiş, ama Associated Actors and Artistes of America (AAAA), aslında dünya çapında 120.000 üzerinde sinema ve televizyon çalışanını temsil eden bir işçi sendikası. Screen Actor's Guid Award (SAG), işte bu sendikanın işbirliği ve üyelerinin seçimiyle veriliyor. Yani, değerlendirmeyi, işin içindekiler yapıyor. Bu bence, değerlendirmenin önemini artırıyor.

Bu sene ödüllerin 15. si verilmiş.

Sinema dalında en iyi kadın oyuncu ödülü Merly Streep “Doubt”taki rolüyle ve en iyi erkek oyuncu ödülü “Milk” filmindeki rolüyle Sean Penn’e verildi.
Sinema dalında en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülünü “The Dark Knight”daki oyunculuğuyla Heath Ledger'ın ve en iyi yardımcı kadın oyuncuyu ise “The Reader”daki rolüyle Kate Winslet'ın oldu.

Bu oyunların olduğu filmlerden henüz sadece Kara Şövalye'yi gördüm. Diğerleri hakkında çok iyi referanslar alıyorum.
Öyle ya da böyle, bu oyuncular benim en sevdiklerimden olduğu için, kendimi kazançlı sayıyorum.

.

4 yorum:

zeynep dedi ki...

Sean Penn'i beğeniyorum, hem oyunculuğunu hem o muhalif hallerini...

Ama Sevgili Ekmekçikız'cım ben bu Meryl Streep denen hatunu hiç sevmiyorum. Tüm o defalarca kez onaylanmış parlak oyunculuğu ve izlediğim onca filmine(ki yanındaki oyuncular için katlanmışımdır) rağmen, bende uyandırdığı tek şey
derin bir rahatsızlık duygusu.

Ekmekcikız dedi ki...

Zeynepciğim,

İnan, çok kısacık oynadığı ilk rolünden beri (bak o film de aklımdan hiç çıkmaz, ayrı severim; Zinneman'ın "Julia"sıydı, orada Merly'in üç dakkalık rolü vardı)
izlerim onu ve hem takdir eder, hem beğenirim.
İnsanoğlu tuhaf!
Kimbilir kim, hangi duruşuyla, nesiyle sinirimize dokunuyor veya bize iyi geliyor?
Bu oyuncular için de böyle.
Benim için Merly Strep, üstlendiği her rolün altından kalkan, o rolleri yaşatan, çok başarılı bir oyuncudur. Abartayım ve şimdi söyleyişle; "tek geçerim" diyeyim.

Olabilir ki, benzer nedenlerle senin de sinirine dokunuyordur. Mümkün. Bunun için sana posta koyacak değilim ya!
Canım, benim.:)))

Tahminim, mesela, Kate Winslet'i sevenlerin de fazla olmadığı yönünde. Oysa, bence onun 30lu yaşlarındaki kadınsılaşma, kendini ifadede aşama kaydetme durumu takdirle karşılanmalı.

Diye, uzun bir postumsu yorum yazmış oldum.

Haa, bu arada Sean Penn'in yönetmenlkteki gelişmesinin de hayranıyım.
:))

zeynep dedi ki...

Ben hala düşünüyorum elin kadınına niye gıcık oldum böyle. Yani canım, dediğin gibi başarısı apaçık ortada, e izler geçersin niye böyle kendimi kasıyorsam:)

Ama bazı ihtimaller var bu konuda, yani Kramer Kramer'a karşıda öyle çekip gitmişti de Dustin Hoffman neler çekmişti belki bundan, belki She-Devil'deki o itici rolü yüzünden veya başkaları:)

Ama böyle sinir olduğum bir oyuncu daha var, o da Robin Williams. Halbuki o da iyi oyuncudur. Tuhaf...

Ekmekcikız dedi ki...

Hımmm, senin verdiğin örnekler, bence onun iyi oyunculukları değil.
Bak sana sayayım, içinde gördüklerin varsa, tekrar konuşalım.
1-The French Lieutenant's Woman,
2-Still of the Night,
3-Sophie's Choice,
4-Out of Africa
5-Silkwood,
6-Ironweed,
7-The Bridges of Madison County,
8-The Hours,
9-Angels in America,
10-Mamma Mia!
Bunların içinde, Sophie's Choice, The Bridges of Madison County ve Angels in America'daki oyunları ve son olarak da müzik yeteneğiyle, sesiyle Mamma Mia! benim için unutulmazdır.

Dedim ya, sinir olmak da bir ilgidir, olumsuz yönden olsa da...
:))

Haa, unutmadan bak, Robin Williams konusunda sana katılıyorum. Sinir olmuyorum da, o parlak halinin sermayesini yemesini hoş bulmuyorum, diyeyim.