Cuma, Şubat 20, 2009

SONBAHAR



Efendim, geçenlerde Beyoğlu'nun yeraltı sinemalarından söz etmiştim ya, bu filmi de onlardan birinde izledim.

Sonbahar, yakın tarihimize ait acı bir açılışla başlıyor; 1990'daki hayata dönüş operasyonunun görüntüleriyle.
O operasyonlarda hayata döndürülerek(!), açlık grevleriyle, hapishane koşullarıyla ciğerleri iflas etmiş kahramanımızın şartlı tahliyesine ve memleketine dönüşüne tanık oluyoruz, ardından.

Yusuf'un eve dönüş yolu uzundur. Gittiği yer Doğu Karadeniz'in en ucundaki yayla köylerinden biridir. Babası ölmüş, anası yalnız başına oğulcuğunun yolunu gözlemektedir.

Hikayenin kalanı filmin sitesinde şöyle anlatılıyor:
"Ekonomik nedenlerle sadece yaşlıların kaldığı bu dağ köyünde Yusuf bir tek çocukluk arkadaşı Mikail ile görüşmektedir. Sonbaharın kendini yavaş yavaş kışa teslim ettiği günlerde, Yusuf Mikail ile gittiği bir meyhanede fahişelik yapan genç ve güzel Gürcü kızı Eka ile karşılaşır. Farklı dünyalardan gelen bu iki insanın birlikteliği için ne zaman ne de koşullar uygundur. Yine de Yusuf için aşk son bir kez hayata tutunma ve kendi yalnızlığından sıyrılma çabasına dönüşür. Eka içinse Yusuf bu dünyadan çok uzakta, hatta şimdiki zamanda yaşamayan, Rus romanlarından kaçmış bir karakterdir."

Film hakkındaki bir eleştiriyi buradan okuyabilirsiniz.

Şuradan ise bir başkasını.

Yorumları okuduk, peki sen ne diyorsun derseniz, biraz duraklıyacağım, kararsızım.
Filmin sakin anlatımına, hatta durgunluğuna bir itirazım yok. Fakat yaşanana, anlatılana itirazım var.
İçinin ağırlığını bir türlü açamayan, kendisine yaklaşan bir kadına tutunup oradan alacağı destekle hayatını değiştirmeyi umut etmeyen yorgun, sıkıntılı genç adam için biraz öfke ile karışık üzüntü duydum.
Keşke o pasaportu almış olmak, Yusuf'a Eka'nın peşinden o yolculuğa çıkmayı sağlasaydı.
Ya da en azından bir kez daha deneseydi, durup oturacağına. Böyle içtenlikli ve naif bir aşkın ya da aşk başlangıcının heba olmasına dayanamadım.
Aşk izlenebilseydi, belki, filmin sonundaki o can yakıcı güzelim ağıtı değil de, başka bir havayı dinlerdik.

Herşey bir yana, şu Karadeniz dağlarına yaylalarına, mutlaka bir kez daha gitmeliyim.
İçim eridi içim. Bir de dediğim gibi, müzik çok güzel.
Lazca konuşmaları, kırık aşk hikayesi, müziği, doğası derken, bu film beni derinden etkilemiş anlaşılan.

Bu müziği nerde duydum, demiştim seyrederken. Meğer Metin Bey buradaki yazısının sonuna eklemiş. Dinlemek için tıklayıp, yazının sonuna ininiz.

.

2 yorum:

şule dedi ki...

muzik bütünüyle guzeldi ama sondaki ağıt, ah o ağıt...

Ekmekcikız dedi ki...

Öldürdü, değil mi Şuleciğim.
Yürekten vurdu. :((