Salı, Şubat 17, 2009

SONSUZLUK VE BİR GÜN

Şu aşağıdaki istemeden depresif kılık takınan yazının etkisini gidermek için bir film yazısı gireyim de keyfimin yerinde olduğunu ispatlayayım, efendim.

Şöyle ki:
Dün gece, tam akşam koşturmacasını bitirmiş, kitap mı okusam uyuklasam mı kararsızlığıyla TV kanallarını, kendime yaptığım "son kez, ama bu bak" uyarısıyla zaplıyordum ki, çakıldım kaldım.
Ne göreyim, dersiniz? Müziklerini çok sevdiğim ama, kendisini bir türlü göremediğim film, "Sonsuzluk ve Bir Gün" oynuyor. Üstelik de henüz başlamış.
TV 8 kanalına teşekkürlerimi buradan iletmeyi bir borç biliyorum. Sayelerinde gecem aydınlandı.



Filmden, daha doğrusu müziklerinden yakın zamanda yine söz etmiştim, şurada.

Sinema sitelerinde filmin konusu kısaca şöyle yazılmış:

"Selanik'te yağmurlu bir gün... Ünlü bir yazar olan Alexander, amansız bir hastalığa yakalanmıştır. Karısından, 30 yıl önceki bir yaz gününü anlatan bir mektup alan Alexander için bütün yaşamını geçirdiği sahil kenarındaki evini terketmenin vakti gelmiştir.

Ve sonunda geçmişinin ve şimdiki hayatının karışmış olduğu ilginç bir geziye çıkar. O güzel, mutlu dakikaları tekrar yaşayabilmek için... Belki bir günün içinde belki de bir sonsuzluğun...

Bu yolculuğun içinde karşısına çıkan beklenmedik kişiler ise 'bugün'ün getirdiği süprizler olarak hayatının son anlarında yer edecektir.
"


Diyorum ki, dün gece gördüğüm film, son zamanlarda seyrettiğim en çok "sinema" olan filmdi.
Bu demek ki, bu filmin anlattıklarını ancak sinema dili anlatabilir ve dolayısıyla da bu film anlatılmaz, seyredilir.
Şiddetle öneriyorum, bu filmi bulup izleyin.

.

27 yorum:

neslihan dedi ki...

önceden izlemiştima ama bugün gibi hatırlarım.harika bir film gerçekten.eşiyle evin verandasında konuştukları sahne nefisti.bir de otobüsteki sahne "son ruhlar durağı" ve düğün sahnesi.hepsi harikaydı.ben tekrar izlicem sanırım:-)sevgilerimle...

pelin dedi ki...

ben de izledim dün gece bu filmi. bir arkadaşım arayıp haber verdi.ama çok yorgundum bir ara uyumuşum. ve müziklerine bayıldım ben de. çok da tanıdık geldi aynı zamanda. demek selanikte geçiyormuş, karadenize kıyısı olan bir yer olduğunu tahmin etmiştim ama ben gürcistan tarafı diye düşünmüştüm. izlediğim kadarıyla çok hoş bir filmdi gerçekten. bir de orijinal dilinde olsaydı keşke.

pelin dedi ki...

aaa tamam ben tanıyormuşum Eleni Karaindrou'yu. seitkaliyev ve st. petersburg lyric ensemble'nin hazırladığı valsler ve tangolar albümünde var Ona ait parçalar.

Furkan dedi ki...

Film TV8'de tekrar yayınlanıyor şu anda, denk geldim. Ancak dublajlı versiyonu.

Bruno Ganz'ın o mükemmel performansını kendi sesinden dinlemeden bu filmi gerçekten izledim demeyin, bir kere de orijinal-altyazılı olarak izleyin. Mutlaka izleyin.

Bu filmle ilgili uzun bir yazı yazmak istiyordum ben de bir süredir. Diğer Angelopoulos filmlerinde olduğu gibi, Eleni Karaindrou'nun mükemmel müzikleri eşliğinde sürüp giden eşsiz bir film gerçekten.

Bu kadar uzun yorum yapılır mı bilmiyorum ama, özellikle otobüs sahnesinde trionun ana temayı icra ettiği bölüm ve genel olarak otobüs sahnesinin tamamı bir rüya gibiydi gerçekten.

Son olarak, izlemediyseniz eğer, Ağlayan Çayır'ı tavsiye ediyorum. Zamanında bir şeyler karalamıştım hakkında. O da Karaindrou'nun müzikleri eşliğinde harika bir film Sonsuzluk ve Bir Gün gibi.

http://theadolescent.blogspot.com/2007/09/blog-post.html

metin dedi ki...

Evet, kesinlikle ama kesinlikle Ağlayan Çayır'ı seyretmezseniz iki elim yakınızda olur benim de...

metin dedi ki...

"Yakanızda" diyecektim, pardon.

Ekmekcikız dedi ki...

Neslihancığım evet, söylediğin sahnelerin hepsi etkileyici ve unutulmaz.
Ben de orjinalini bulup yeniden
izlemek niyetindeyim.
:))

Ekmekcikız dedi ki...

Pelinciğim,
Ben de iki üç arkadaşımı arayıp, haber verdim kaçırmasınlar diye.:))
Eleni Karaindrou'yu değilse de müziklerini çoğumuz tanıyoruzdur.
Valslerinden biri bir ara İstiklal caddesindeki hemen her müzik dükkanında çalınırdı. Öyle ki, Beyoğlu'nu bir başından diğerine geçerken melodiyi tekrar tekrar dinlerdiniz. Ben, gerçi büyük haksızlık ama, "Beyoğlu Marşı" ismini takmıştım.:)))

Ekmekcikız dedi ki...

Furkan,
Tabii ki istediğin kadar uzun yorum yapabilirsin. Özellikle de sinema anlatıyorsan.:)))
"Sonsuzluk...."'la ilgili yorumlarına tamamen katılıyorum.
Ayrıca, "Ağlayan Çayır"la ilgili yazının linkini verdiğin için de teşekkür ederim.
Neyse ki, bu filmi zamanında görebilmiştim.
Tekrar izlemekte sayısız yarar var, yine de...
:)

Ekmekcikız dedi ki...

Metin Bey,
Çok rica ederim, bu son sözü bana söylememiş olun. Fena alındım, yani.:O)
Hani, bir mazeretli zamanımıza gelmiş ve ustanın bir filmini kaçırmışsak da, o kadar uzun boylu değil! :))
Zamanında sıkı bir festival izleyicisi olduğumdan kelli diyeyim, Angelopoulos'ları izlemişimdir, merak buyurmayınız.
Yok sözünüz blog komşularımıza ise, eh olabilir ki izlememişlerdir, haklısınız, izlesinler valla!
:)))

metin dedi ki...

Size değildi a efendim, ola ki seyretmemiş arkadaşlara idi...

Furkan dedi ki...

Velek ki seyretmemiş olsunlar Metin Bey,
yakasına paçasına neden yapışıyorsunuz insanların :))

Ekmekcikız dedi ki...

Metin Bey,
Artık bilemiycem!
Bakınız seyretmişlerden Furkan Bey size bir soru yöneltmiş.
El cevap?
:))

zeynep dedi ki...

"Ağlayan çayır"ı seyretmeyene en iyi ceza şey bence. Önce "Ağlayan çayır" sonra da "Ulyses gaze" üstüste seyrettirilmeli. Hem de hiç molasız, kıpırdamadan. Düşünsenize üçerden altı saat...

Furkan dedi ki...

Üzerine de Andrei Rublev falan seyrettirin olmazsa. Nasıl olsa sürmenaj halinde şu anda kişi.

Sanırım acımasız bir tarafınız var.

Ekmekcikız dedi ki...

Zeynepcim,
Ceza vermeyelim, yazıktır.
Onlar zaten bu filmleri kaçırmış olmanın acısını yaşayacaktır; tıpkı benim "Sonsuzluk..."ü kaçırmış olmama hayıflanmam gibi.
Haftada bir tek tek seyredip, tadını yaşasınlar, bence.
:))

zeynep dedi ki...

:)

Yalnız Furkan, bunu Ekmekçikız'a yapmış olsak mesela, tam tersi bir tepki alma ihtimalimiz yüksek. Hani "getirin daha ne varsa seyredicem" gibi. Karşımızdaki bir sinema delisi zira.

Ekmekcikız dedi ki...

Furkan,
Ben önerimi yaptım bak, yukarda.
Tarkovsky'leri de ayrı bir sıraya sokmalı, bu durumda.
:))

zeynep dedi ki...

Ha canımcım, pardooon sen "Ağlayan çayır"ı izlemiştin de, "Sonsuzluk ve bir gün"ü kaçırmıştın di mi? Ama bu daha büyük bir cezayı hakediyor diyim:)

Ekmekcikız dedi ki...

Zeynep!:O))
Çok yaşa sen!
İnan, sırada yeni bir sinema yazısı var, !f filmlerini yazıyorum.
Elimden çekeceğiniz var, yani.
:)))

zeynep dedi ki...

Sana en büyük cezayı ben buldum, ama kıyamam o ayrı. "Recep İvedik" serisini izlettirmek:)

Ekmekcikız dedi ki...

Valla Zeynepcim,
Sinema için herşeyi yaparım.
Sosyolojik 1 gözlem yapmayı amaçlıyorsam, Recep bile seyrederim.
Sen benim İf'de neler seyrettiğimi bir bilsen!?
:)))

zeynep dedi ki...

"Sinema için herşeyi yaparım." :))

Ekmekcikız dedi ki...

Evet, yaptım bile!
Bakınız, yeni sinema yazınız hazır.
Yandınız, yani!
:0))

Furkan dedi ki...

:))

metin dedi ki...

Furkan Bey,

İyi (: bold olacak bu) sinemayı izlememek (takip etmemek, seyretmemek) hem ayıptır hem günah. Yakasına yapışmalı insanın. O yüzdendir yani.

Ama bu durumda en güzel, en gaddarca cezayı Zeynep Hanım önermiş. Katılıyorum!

Ekmekçikız Hanım,

Tarkovski'ye ayrı bir beyaz sayfa açmalı.

Adsız dedi ki...

Blog yazısı, başka bir makalede yazar olarak gönderdiğiniz aynı sunar ama çok sizin daha iyi gibi.