Salı, Şubat 17, 2009

SORU

İnsanın gündelik hayat içinde, belirli bir ritmi var; her gün tekrarlanan işler, ihtiyaçlar, basit şeylerden oluşan davranışlar.
Şöyle diyelim; her gün şu şu şu işleri yapmak, bu bu bu insanlarla karşılaşmak, belirli saatlerde karnı acıkmak, yorulup uykusu gelmek, sıkışınca tuvalete gitmek, keyfi gelirse ve bir partneri varsa sevişmek, aklına bir şey gelince iç çekmek, çocuğu varsa onun derdiyle ilgilenmek, birilerinin yaşantısını kendisi için mesele haline getirmek.
Bu listeyi istediğiniz kadar uzatıp çeşitlendirebilirsiniz, sündürebilirsiniz, sadeleştirebilirsiniz.
O andaki keyfiniz neyi emrederse onu yapabilirsiniz.

Sonra bir gün hayatınızın gündelik listesi değişebilir.
Bunu siz istemiş olabilirsiniz, sizin aklınızda değişiklik isteği hiç yokken tesadüfün rüzgarı savurup önünüze çıkarmış olabilir veya hayat bu herşey heran olabilir işte.
Bu değişimin konusu yeni bir iş olabilir, hayatınıza bir insanın eklenmesi olabilir, hayatınızdan eski bir insanın çıkması olabilir, keşfettiğiniz bir benlik duygusu olabilir, belki bir aidiyet olabilir, sağlık dengesindeki bir değişim olabilir ya da vücudunuzdaki sıradan fiziksel farklılık bile olabilir.
Mesele bu değil.

Mesele, bu değişim yaşandıktan sonra, hiç bir şeyin artık eskisi gibi olmadığı. Görünürde günlük listenize çok basit bir madde eklenmiş veya çıkmış gibidir.
Bu durum, artık hayatınızın bir parçası haline gelmeye çalışır ve o eski, tanıdık ritmi bozar. Siz artık yeni bir ritmin içinde dengenizi bulmaya çalışırsınız.
Başta belki savrulursunuz, şaşırırsınız, el yordamıyla hareket edersiniz. Kimi kere sersemce davranırsınız.
Sonra, bu ritmi de yadırgamamaya başlarsınız. Gerçi, bu yadırgamama hali o kadar da kolay değildir.
Bazı insanlar duygu ve davranışlarında tutucudur, alışma, benimseme katsayıları yüksektir, uzun bir süreç yaşanır, alışkanlık değiştirmeleri zordur, zorludur.
Bazı insanlar her duruma süratle adapte olup, buldukları her giysiyi uysun uymasın üstlerine geçiriverirler. Bazen bu giysi biraz dar gelir ya da sarkar ama onlar keyiflerini bozmaz, idare ederler.

Belki, asıl tatsız olanı tam o değişikliğe ya da yeniliğe veya eksikliğe, en iyisi sürprize, her şeyiyle tam alışmışken benimsemişken, ay pardon pardon denilebilmesidir. Bütün o kabuğundan çıkma çabasının, o sabuklama, o kendini başka hissetme halinin ne olacağı sorusuyla yüzleşiriz aniden; her şey başa sarmak için miydi?

Ey dost! Bir deyiniz, nedir cevap?
Evrilecek miyiz, devrilecek miyiz, bu durumda?


Buyrun burada son moda bir türkçe tango var.

.

14 yorum:

metin dedi ki...

Ekmekçikız Hanım,

Naçiz kanaatimce, evrile devrile, tıngırdana mıngırdana yürüyeceğiz işte, geri dönüp bakmamaya gayret göstererek. Böyyük Türk böyyüklerimizden biri ne demiş: "Non stop, non fall!" (O zamanlar İnculazca yerine Frenkçe geçerli olduğu için anglosakson lisanı da böyle bozukmuş!)

Böyle dedim ya, bana da şu laforizmayı dayamak gerekir: Kelin merhemi olsa başına sürermiş!

şule dedi ki...

metin bey'e katiliyorum. devrilecegiz belki once, en iyi ihtimalle devrilmesek de tokezleyecegiz ya da...ama sonra toparlanip evrilecegiz yeniden. dertlenme sen sakin :)

Basak dedi ki...

Ekmekçikızım ben evrilmekten yanayım. Şule'nin dediği gibi, önce belki devrileceğiz (hatta bu pozisyonda uzunca bir süre sürüneceğiz:)) değişen şartın ezici gücü nedeniyle; ama nihayette bunun bize öğrettikleriyle kapasite arttırımı yapıp, evrilip yola devam edeceğiz.

Ben değişime direnen insanları anlamakta hep güçlük çektim, empati yoksunu olduğumdan değil. Ellerindeki "sisteme" ne pahasına olursa olsun yapışarak, bakış açılarını "el mahkum" daralttıklarını nasıl olup da göremediklerini anlayamadığımdan sanırım... Bu ultra dar açının dışında daha neleri kaçırdıklarını bilmemelerine, hayatlarını hergün aynı filmin tekrar gibi yaşamalarına ve bu şekilde koca bir ömür "minimum" gelişme kaydederek hayatlarını sonlandırmalarına falan çok hayret ettiğimden... Sanırım bu tip insanlar da değişimden en çok korkanlar oluyor. Oysa her değişim insanın içinde gizli kalmış, belki de hiç farkında olmadığı bir potasiyeli, gücü ortaya çıkarmak için bir fırsattır.

Ekmekcikız dedi ki...

Metin Bey,
"Durmayalım, düşeriz" mi demişler, büyüklerimiz?
Valla, iyi demişler. Bence de öyle.
Hatta, arkamıza bakmadan yürüyelim deselermiş, o da fena olmazmış.
:))

Ekmekcikız dedi ki...

Yok yahu Şuleciğim,
Hiç bir dert durumum yoktur, çok şükür.
Hatta, bir artırıp domuz gibiyim, maaşallah bile diyebilirim.:O)
Bilirsin ben her daim evrilmeden yanayımdır.
:)))

Ekmekcikız dedi ki...

Başakcığım,
Yorumunun ikinci paragrafında yazdıklarına yüzde yüz katılıyorum.
Hele de son cümlene imzamı atarım, müsadenle:
"Oysa her değişim insanın içinde gizli kalmış, belki de hiç farkında olmadığı bir potasiyeli, gücü ortaya çıkarmak için bir fırsattır."
Aynen.
:))

Basak dedi ki...

Ekmekçikız son yazından "depresif göründüğüm yazı" demişsin bu yazın için, bana hiç öyle gelmemişti oysa:)

Ekmekcikız dedi ki...

Başakcığım,
Ne bileyim?
Arkadaşlar hassasiyet gösterince, "acaba mı?" dedim, ben de.
Bence de depresif değil.
Biraz "öğreten abla" kılık denilebilir, olsa olsa!
:)))

elektra dedi ki...

evrilelim devrileliiiim, emme enseyi karartmayalım der elektra. bir de öper, sarılır kocamannnn:)
bir de su akar yolunu bulur, bir de üzümlü olan, hani kararanı, bir de hadi git be elektra, amma sulandırdın:)))))

Ekmekcikız dedi ki...

Değil mi, gülüm?
Evrilmeden evvel devrilmek gerek!
:)))
Ben de öperim, özlemiş olaraktan...
:))

Arzu Çur dedi ki...

Açılın ben de öpücem!

Ekmekcikız dedi ki...

Ben de, ben de!
:))))

Adsız dedi ki...

Ekmekçikız Hanım,

Dediydim ki kendi kendime, bu sefer başa sarmak olmayacak, tamam çok sıkıntısı var bu işin ama başa sarmak olmayacak.
Ama gelin görün ki durduramadım kendimi, başa sarma hissi düştü yine içime; üstelik bu başa sarma hadisesinden şu sıra ölesiye korktuğum halde.
O da diyor ki bana; ne kadar da güçlüsün böyle, nasıl da kolay senin için bazı şeyleri kestirip atmak, tekrar başa sarabileceğini düşünmek.
Yok aslında, hiç kolay değil. Hatta tanıyorsam kendimi, dönerim bir gün belki yine ona, hatta bu bir gün çok uzak da olmayabilir ve de bu gidip dönme hadisesi birden fazla kere de olabilir. Ama içimdeki o başa sarma hissi (korkusuyla bile olsa) yine geldi çöktü ya, bu yani farklı olan.
Peki ne zaman gelip çöker bu başa sarma hissiyatı? Bendeki keyfiyet halinden çok, mecburiyet zamanlarındadır. Tabii bu mecburiyet işi de son derece görecelidir; benim kendimi mecbur hissettiğim bi durumda, bir diğeri gayet mutlu mesut yaşayabilir.

“İnsanı devirmeyen şey, evirir” diyorum.:)

Ekmekcikız dedi ki...

Tatlım,
Demek ki, bu yazının yazılma nesnesi senin durumunmuş ve de cuk! oturmuş.
İşte, ben de bu soruların ve cevaplarının zihin cimnastiğinin peşindeydim.

Ne diyeyim, son sözün en doğrusu.
:))