Perşembe, Mart 05, 2009

DALDAN DALA


Başlangıçta, dün akşamüstü hay huyunu anlatayım derdindeydim.
Sonra, yemek yerken yemek üzerine konuşmak konulu bir makale kaleme almak düşüncesi uçuverdi kafamda.
Arkadaşım, film nasıldı diye sorunca, bu soruyu cevaplamak da cazip geldi.

Masama geldiğimde, yemek öncesi dağıttığım ve karnım acıktığı için mutadın aksine toplamadan kalktığım masam, kafamı karıştırdı.
Ben öyleyim; masam karışıksa, kafam da karışır. Çalışmaya başlamadan önce masamı toplarım, bilgisayarda yazı yazacaksam bile etraf toplu olmalıdır.
Halbuki, bu alışkanlığın, davranışın çok da sağlıklı olmadığına dair iddialar vardır.


Bu durumda arızalı bir tip olmam sözkonusu olmalı, lakin tanıyanlara sorun isterseniz öyle manyak bir halim yok, valla.
Hımm, düşündüm de, şu dağınıklık konusu önemli sahiden. Kafamı toplayıp, ne diyeceksem yazamadığım gibi, masamı toplamayı geciktirmek için lafı sulandırıp dallandırdığıma bakılırsa... Üstelik beni bekleyen "iş" niteliğinde bir dolu zımbırtı da kuyrukta.

Peki, yeni bir deneme daha yapayım.
Baştan alalım:
Dün akşamüstü, oğulcuğum ve başka birkaç arkadaşı gitar çaldılar, okullarının bir salonunda. Biz de işi gücü kendi haline bırakıp, gidip dinledik, suratımızda mutluluk gülücüğüyle.


Sonra, sevgili arkadaşlarımdan birisiyle, çocukların babalarıyla görüşmelerini fırsat bilip Cuma sineması programımızı öne aldık ve Slumdog Millionaire'e gitmeye kalktık.
Ancak bu fikri başarıya ulaştırmak için, akşam trafiği üstüne bir de Fenerbahçe stadındaki maça gelenlerin kalabalığı ile boğuşmak gerektiğini bilmiyorduk. Filme yetişip seyretmek için, nefes nefese bir koşturma yaşadık.
Sonra nefes aldığımız bir anda, "artık, bu manyaklığımızı da yaz, lütfen" dedi, arkadaşım. Nesini yazayım? Bilmeyen kaldı mı ki, sinemaya gitme, yetişme, ille de gitme maceralarımızı?


Filmin güzel kızı Latika



"Slumdog Millionaire" tüm seyredenlerin kalbini fetheden bir film.
Bunu yaparken, batı sinemasının tekniklerini ve Hint sinemasının rengini, müziğini kullanıyor.
Gerçek dışı gibi gözüken, sefil mi sefil bir hayattan milyonerliğe ulaşmak kadar gerçek üstü bir hikaye, sanırım ancak böyle anlatılabilirdi.

Oğlum, "Oscar'ı nasıl almış, Benjamin'e haksızlık yapmışlar" dediğinde abarttığını düşünmüştüm. Aslında hem haklı bu düşünce, hem de Oscar da dahil tüm ödüller belirli bir grubun içindeki bir çekişme değil mi?
Bir esere gerçek değerini zaman ve sürekliliği verdiğine göre, o kadar da önemli değil; "onu mu almış, bunu nasıl vermişler" tartışması.


Yeteri kadar uzadı bu yazı.
Artık, "yemek yerken yemek konuşmak" konusunu yazmayayım, değil mi?
.

8 yorum:

şule dedi ki...

eee ama bu da yarım kalmis bir yazi sanki. tam cayimi almis, hah yazmis iste filmleri deyip okumaya baslamistim ki bitiverdi. hadi ama, uzuuuuuuuuun bir yazi bekliyoruz senden. daha revolutionary road'u da yazmadin hem...

Ekmekcikız dedi ki...

Bıkmadın mı, gülüm?
Sinema yaza yaza içinizi baymadım mı?:))
Dağınığım bugünlerde, toparlanabilsem bir...
Ben bir Türk kahvesi içeyim, en iyisi.:)

zeynep dedi ki...

Bir kaç saat sonra bunu izleyeceğim Sevgili Ekmekçikız'cım. Beğenirsem, hayatımın filmiydi, şiir gibiydi, öldüm, bittim diye nasıl abartırım bilirsin:)

Ekmekcikız dedi ki...

"Bunu"dan kasıt "Slumdog Millionaire" değil mi? Evet, o olmalı devrimci yol yukarda çünkü.:))
Bakalım, nasıl abartacaksın?
Yaz yine olur mu?
:)))

zeynep dedi ki...

"Bunu"dan kasıt "Slumdog Millionaire" di evet. Tamam canım, beğenirsem yorum döktürecem, beğenmezsem hiçbir şey olmamış gibi susarım, çaktırmam. Öyle ya dünyanın ödülünü topladı ayıp olur:)

Ekmekcikız dedi ki...

Yok yok ayıp olmaz!
Bakalım, merakla bekliyorum.
:))

zeynep dedi ki...

Yorum: Amaaan bizim Kenan'a(Işık) kurban oliym. Neydi o gıcık, pis sunucu öyle.

:))

Ekmekcikız dedi ki...

Anlaşıldı!
Çok etkilenmişsin!
:))