Pazar, Mart 22, 2009

DERKEN EFENDİM...

Posted by Picasa


Dedektiflik yaptım az biraz. Gerçek hayat içinde, evet. Ancak, sanmayın ki polisiye işi.
"Yirmibeş senelik oldun sen" diye plaket verecekleri mesleğim var ya, onu yaparken iz sürmek gerekiyor, çoğunlukla.
İz sürmek dedektiflik değil mi, bir çeşit? Öyle öyle!
Bir resmi kurumdan aramışlar, sevdiğim insanların çalıştığı kuruluşu. Görevli olduğunu söyleyen bir adam, karşısına çıkan sekreter hanıma, diklenerek abur cubur laflar etmiş, talimat vermiş: Gelsinlerrr, getirsinlerrr, bekliyorummmm....
Nasıl görevli bunlar?
Ne zaman farkına varacaklar ki, hizmet etmek için oradalar ve çalışıyorlar?
Cart curt etmekle, karşılarına çıkan sekretercikleri korkutmakla ne oluyor ki?
Belki, zavallı (erkek) egolarının şişi biraz iniyordur. Eeee? Sonra?
Açıklama yok, müsait misiniz demek yok, rica ederim yok, lütfen yok...

Her seferinde, Cem Yılmaz'ın diline sarıp dalga geçtiği gibi, "eğitim şart" diye diye meczup gibi ortalıkta dolanasım geliyor.
İyi de, bunları eğitsen de olmayacak.
Asıl, baştan beri "baba" diye anılan o dev yaratığın kafasının değişmesi gerekli. Sen babaysan ve yavrularını böyle ezmeye devam edersen, onlar da ezilir ezilir, günün birinde psikopata bağlayıp önlerine geleni tarumar eder kurtulurlar.

Neyse, işte. Dedektiflik yaptım dediğim o, ne istediklerini anlamaya çalıştım ki, elimizde bir şeyler olsun da otuz kere yok yere gidip gidip gelmek olmasın. Ben size söyleyeyim, en az iki ziyaretle kurtulunursa kâr valla.

Hep dedektiflik yapmıyorum neyse ki!

Dedektiflik öncesinde, şahane bir sosyal faaliyette bulunup, Şuleciğimle kahvaltı ettik. Beyaz Fırın'ın yumurtalı simitini tavsiye ederiz hararetle, lezzetli ve doyurucuydu. Üstelik yumurtalar köy yumurtasıymış, nefisti.

Derken hava nasılsa yağacak ve soğuyacak diye kendimizi inandırıp, sinemaya gittik.
Clive Owen'ın Julia Roberts'la oynadığı Sahtekarlar/Duplicity başlamış. Ona gittik, beklediğimizi bulduk, rahat, hafif iki saat geçirdik. Mekanlara bakıp, iç çekip göz süzdük, gitseeek gitseeek diye.
Canım Neolitik Hanım'ın kulaklarını çınlattık!

Çıkışta baktık ki, hava yağışlı değil ve üstelik ılık; Caddede salınıp, dondurma yedik, salep içtik. Hayır, dondurma yedikten sonra salep içip sağlama yapmadık, canım. Ben salep içtim, Şule dondurma yedi.
Kitap, CD, DVD şeklinde çeşitli tediyelerde bulunduk, kızımın sebebine. Şu haftalardır bulunamayan Breaking Dawn gelmiş, onu arar ve bulurken, yanında diğer şeyleri hediye olarak vermediler tabii ki. Paraları bayıldık, aldık.

Bir de yolda gidip gelirken Nil Karaibrahimgil'in son albümünü dinleyip, eğlendik.
Buyrun, siz de dinleyin.

.

6 yorum:

şule dedi ki...

köy yumurtası deyip geçmeyelim lütfen, adam iki kat para veriyor onlara :)

Ekmekcikız dedi ki...

Yahu Şulecim,
Asıl, yazmayı unuttuğum başka şey. Nasıl, aklımıza gelen fikrin üç dakika bile sürmeden organize bir tatil sabahı programına dönüverdiğini söylemeyi unutmuşum.:)
Bu vesileyle, cevvalliğinden ötürü seni bir kez daha kutluyorum, arkadaşım.
:))

elektra dedi ki...

afiyet olsun efendim:) yumurtalı simit dediğin bildiğğin bütün lop yumurta mı yani? simit gömleğinde yumurta gibi yani:PP allahım ben nasıl bir gurme diline sahibim böyle yahu:)) afiyet olsun , bal şeker ve de. bir de iyi haftalar. ikinizi de öperim:)

Ekmekcikız dedi ki...

Şöyle oluyor Sevgili Gurme Hanımefendicim;
Şahane kabarmış pof pof simit ortadan enine ikiye kesiliyor. Arasına ince taze kaşar konuluyor. Sonnacııma, yağda yumurta pişiriliyor. Peynirli simit, fırında ısıtıyor ve de yumurta iki katın arasına yerleştiriliyor.
Bak, ağzım sulandı yine, yaa!

Ben de seni öpüyorum, efendicaazım. Buyrun, bizim yakaya gelin bekleriz, gezdiririz sizi de...
:)))

neolitik hanım dedi ki...

biz de resmi kurumlardan davet alıyoruz bazen, diyelim ki toplantı daveti, bir- iki gün kala arayıp "kim gelicek, çabuk haber verin" diye sıkboğaz ediyorlar, emir telakki etmemizi bekliyorlar. biz mi fazla monşerleştik bilmiyorum ama biz birilerini bir yere çağıracaksak en az iki hafta önceden haber veriyoruz, toplantı yaklaştıkça bir hatırlatma yolluyoruz vs. velhasıl "baba" başka bir dilden konuşuyor, biz başka..

ve de afiyet olsun kızlar, pek leziz bir şeye benziyor yumurtalı simit. clive oven filmine ben de gidicem insallah. bu arada haftasonu digiturk'te "jane austen kitap kulübü" diye pek hoş bir romantik komedi izledim. ben de kendi kendime sizin kulaklarınızı çınlattım. beş kadın ve genç bir adam bir araya gelerek jane austen'ın altı romanını okumaya karar veriyorlar, her karakterin hayatında jane austen romanlarındaki olaylara benzer şeyler yaşanıyor (aşk, ihanet vs) film bitince hemen gidip bütün romanlarını almak geldi içimden austen'in. sonra sakinleştim, üçü var bende zaten :) neyse burada uzatmayayım, filmi ayrıca yazarım belki sayfaya. iyi haftalar dilerim.

Ekmekcikız dedi ki...

Neocum,
"Monşer" demişsin ya, güldüm. Memlekette nazik ve insan davranmanın adı bu oldu, artık. Ne fena! :((
Evet, aynen öyle; baba ve biz başka dillerden konuşuyoruz.

Hiii! Bak Jane Austen dendi yine! :)) Şu tuğla kitap bitsin, bu defa kesin ısrar edicem kitap kulübünde, "biz de okuyalım Jane Austen, biz de!" diye.
Pek hoş bir konusu var, sen şu filmi ayrıca yaz en iyisi...

İyi haftalar olsun, sana da!
:))