Cuma, Mart 13, 2009

YAZILI ZAMAN

Şurda, gözümün önünde sayfa sayfa geçiyor zaman.
Burada yazılı 3. Mart ayı bu. Birden başım döndü.

Nasıldı, acaba? Bir teori vardı. Diyordu ki; "evet, yaşadığınız yıl sayısı arttıkça, zamanın hızlı geçtiğini düşünmeniz doğrudur, çünki, geriye kalan zamanınız azalmaktadır."
Böyle söylemiyordu büyük ihtimalle. Ben böyle yumurtladım. Yani, buna yakın anlamda bir şeyler söylüyordu da, ben iki lafı bir araya getiremedim.
Hiç bir zaman söylenmiş bir sözü, fıkrayı, anlatılan bir olayı kelime kelime nakledenlerden olamadım ki, zaten.
Hani, bazısı vardır kelime kelime aktarır bir konuşmayı. Ben unuturum. Kelimeleri unuturum, onların yerine kendi kelimelerimi koyarım. Kendi algımı da onun yanısıra... Evet, öyle olmalı, kelimeler benim olunca benim zihnimin ürünü, algımın bir yansımasını içermeli.

Ne diyecektim, ben?
Yine ne aklıma geldi de yazmaya kalktım?
Bak, o da uçtu gitti.

Galiba şundan etkilendim, büyük ihtimalle uykumun kaçması da ondandı, kızımın ağlama krizi geçirmesi de.
Şu?
Ha evet, "şu"ydu:
Dün akşamüstü çocuklarımın babaannesi bize geldi. Kaç zamandır torunlarını geniş zamanda, doya doya görememiş, kocası iş seyahatindeymiş, fırsat varken gelse, çocukları görseymiş, gözünde tütüyorlarmış.
Tabii buyrun, çok seviniriz.
Henüz ben eve ulaşmamışken, oğlum, anneannesine misafir olmuş babaannesinin yanında, onlar eski dünürler mırıl mırıl konuşurken uyuyakalmış. Geldiğimde uyku sersemiydi.
Kızım, dersim var diye eve kaçmış, ben geldiğimde henüz okul kıyafetiyleydi ve bilgisayar ekranına bakma talimi yapıyordu.

Akşam yemeği hazırladım, içimde nedenini tam da kestiremediğim bir huzursuzlukla. Yemekten sonra çocuklar odalarına çekilip derslerine baktılar.
Sonra bir ara, banyo sırası kavgası çıktı, söndü. Derken, içerden, o sırada saçlarını kurutan kızımın söylenme sesleri geldi. Salona damladı ardından ve hızını alamayıp orada söylenmeye, devamında ağlamaya başladı. Konu; saçlarım iğrenç, amele saçı gibi. Odasına girip, haykırarak ağlamaya başlayınca yanına koştum. Önce beni dinlemek istemedi, sonra zor bela sesimi duydu, kendisine dokundurtmadıysa da dinledi beni, sakinleşti, sustu, yine de gözünde yaşlar kaldı ve sonra yattı uyudu.

Yorgundum, erken kalkacağım için misafirimizden izin isteyip, yattım, uyku basmıştı üstelik. Ne mümkün uyumak?

Dön dur, dön dur...

Bu sabah, deniz otobüsünün buğulanan camının ardından çişeleyen gökyüzünün altında donuk bir gölmüş gibi duran boğaza bakarken, ışık hızlı bir düşünce geçti zihnimden. Eskiden babaanne bizi ziyarete geldiğinde ne yapardık ki, çoktandır yapmıyoruz?
Hatırlayamadım.
Şimdi sistematik düşünce ile bulmaya çalışıyorum, galiba oğluyla bir yerlere giderdik, hazır o çocuklarla kalıyor, diye.
Ama, her zaman da gitmezdik ki!
Hatırladığım resimde, onun yanında ben de oturuyorum evde. İyi de o gezmeler hayal mi?
Bütün o yıllar gibi...
Bilemedim şimdi.
Diyorum ya, çocuklar da bilemedi. Bu bilememenin, eksiklenmenin huzursuzluğu ile her zamankinin dışında davranışlarla duygularını yansıtmaya çalıştılar, belki de...

Ne diyordum?
Zaman, hızla akıp geçiyor.

.

8 yorum:

şule dedi ki...

"Düne ait ne varsa dünde kaldı cancağızım / Bugün artık yeni şeyler söylemek lâzım" demeli artık herkes.
dünde kalmış, dünde kalmasına alışılmış bir düzen kendini kıyısından köşesinden gösterince yeniden, hepiniz huzursuzlanmışsınız belli ki, doğal olarak.çocuklardan çok senin için zor olmuştur sanki. ne gerek var ki bunlara?
babaanne çocukları geniş zamanlarda görmek istiyorsa haftasonları oğluna gitsin bence. hay allahım ya...

ayşenur dedi ki...

ne hoş bir sayfa...
ne güzel yazılar
okumak çok keyifliydi...
selam ile...

Ekmekcikız dedi ki...

Şuleciğim,
Sanırım herkesin radikal değişimleri anlama, algılama ve kabullenme süreleri, süreçleri farklı oluyor.
Onlar için zaman henüz dolmadı, anlaşılan.
Benim keyfim iyi ya, söylendim yazdım, geçti işte.:))

Ekmekcikız dedi ki...

Ayşenur hoşgeldiniz,
Övgünüz için teşekkür ederim.
:))

metin dedi ki...

Şule Hanım'ın Mevlâna'dan aktardığını ben de tekrarlayayım size, herkese, kendime filan.

Ama size tekrarlamama gerek yok. Siz ne güzel hallediveriyorsunuz, Gordion'un düğümleri sizin için çocuk oyuncağı valla! Ne güzel!

Ekmekcikız dedi ki...

Metin Bey,
Benim bu düğüm çözme halim, sanırım çok talim yapmış olmaktan kaynaklanan bir tür beceri. Talim yapmak derken, gerçek anlamda düğüm çözme işlemini kastediyorum; yün yumağı, ip çilesi, karışmış saç vs. vs. Komik, değil mi?
Anlaşılan, bir türlü düğüm çözebilen, diğer düğümleri de çözüyor.:))

metin dedi ki...

"bir türlü düğüm çözebilen, diğer düğümleri de çözüyor."

Dört dörtlük aforizma bu valla!

Ekmekcikız dedi ki...

Metin Bey,

Aforizma da olabilir tabii ki, benim için hayat tecrübesi bu.
:))