Salı, Nisan 07, 2009

RYAN'S DAUGHTER/İRLANDALI KIZ

David Lean, İngiliz (1908-1991)
Sinema tarihinin saygın isimlerinden.
Hemen herkesin adını duyduğu, en azından bir-ikisini seyrettiği büyük filmlerin yönetmeni.

Bütün sinematografisini yazamam. Buradan bakabilirsiniz.
Seyrettiklerimi anayım. Sondan başlıyorum:

Hindistan'a Bir Geçit/A Passage to India (1984)
Film Festivali'nde seyretmiştim, meğer son filmiymiş.

İrlanda'lı Kız/Ryan's Daughter (1970)
Çocukluğumun kült filmlerinden, hayranlıkla kaç defa seyrettiğimi hatırlamıyorum, bile.

Doktor Jivago/Doctor Zhivago (1965)
Bir başka çocukluk anısı. Localı eski usul sinemada seyredilen, kardaki uzun yolculuk sahneleri ve filmin müziği hiç unutulmayan.

Arabistanlı Lawrence/Lawrence of Arabia (1965)
Yıllar sonra televizyonda seyrettiğim filmlerden, fazla anısı yok.

Kwai Köprüsü/The Bridge on the River Kwai (1957)
Bu film babamın en sevdiği filmlerdendi. Yıllar sonra televizyonda seyrettiğimi ve babamın aynı heyecanla izlediğini hatırlıyorum. Bu filmin ıslıkla çalınan marşı unutulmaz film müziklerindendir.

Büyük Umutlar/Great Expectations (1946)
Yine televizyonda seyredilmiştir, izi az.

Kısa Tesadüfler/Brief Encounter (1945)
İşte hiç unutmadığım, adı kalbimde yazılı bir film.
En sevdiğim, en etkilendiğim David Lean budur, diyebilirim.
Siyah beyaz. Savaş sonunda çekilmiş. Bir roman uyarlaması. Cannes'te en iyi ilk film ödülü almış.
Seyrettiğimde 17 yaşındaydım. TV'de Yabancı Film kuşağında olmalı. Öyle sade bir imkansızlık öyküsüydü ki, bütün dünyamı sarsmıştı. O yaşta öyle idik, yeni olan her düşünce, her duygu dünyamızı değiştirirdi, yerinden oynatırdı. Şimdi seyretsem ne hissederim tam emin değilim. Öyle geliyor ki, o tesadüfün getirdiği ulaşılırlık ve bir yandan da ulaşılamazlık teması beni yine etkiler. Sonradan sevdiğim, aklımda kalan filmlere bakıyorum da, bu benim izleğimmiş diyorum.

Pardon!
Benim anlatacağım film bu değildi ki.
Gelelim, bir şemsiye hikayesiyle başlayıp, secret sayesinde kucağıma düşen ve nevazil tatilinde izlediğim uzun güzel filmimize.


Yıl 1916.
Birinci Savaş yılları, İrlanda kıyılarında bir köy.
İrlandalılar hep olduğu gibi İngilizlere düşman, en azından sevmiyorlar.
Köyün pub'ının sahibinin 19 yaşında, annesiz ve şımarık yetiştirilmiş, romantik kızı Rose.
Köyün okulunun karısını genç yaşında kaybetmiş, klasik müzik ve edebiyat meraklısı öğretmeni.
İşsiz parasız gençleri derleyip toplama, yola sokma ile uğraşan sert tabiatlı rahip.
Tek eğlenceleri köyün delisine sataşmak olan köyün gençleri.
Rose'a hayran köyün delisi.
Köydeki İngiliz askerleri.
İrlandalı bağımsızlık savaşçıları.

Derken, Rose öğretmene aşık oluyor, aşkını itiraf ediyor, evleniyorlar ve hayal kırıklığı.
Bu muydu hepsi?
Ne aradığını, ne istediğini bile bilemeyen Rose, sadece rahibin anlayabildiği bir huzursuzluk içinde günlerini geçirirken...
Köydeki İngiliz askerlerinin başı değişiyor, yeni gelen genç bir subay. Üstelik, bu subay genç, savaşta yaralanmış, karısından uzakta. Her bakımdan teselliye ve sıcaklığa muhtaç durumda.
Ateş ve barut biraraya geliyor, birbirlerine aşık oluyorlar. Bu daha çok, genç tenlerin birbirini çekmesi sanki.
Zaten rahip de huzursuzluğu hakkında Rose ile konuşurken öyle söylememiş miydi?
"Evliliğin üçüncü amacı da tenin/etin tatminidir" dememiş miydi?

Heyhat!
Bu kadar mı olmaz olmaz bir arada olur?
Evli kadının ihaneti, sevgilinin düşman olması, köydeki insanların aşağılayıcı linçe varan tavırları, subayın savaş depresyonu içinde olması, kocanın umutsuz sakin aşkı, genç kadının hayattan alabildiğince almak istemesi...

Sonunu anlatmayayım artık.
Son cümleyi yazayım.
Rahip yanında köyün delisiyle uzaklaşırken şunu söylüyor:
"Bilmiyorum. Hiç bir şey bilmiyorum."


Film, büyük Hollywood yapımlarından. Sonuncularından belki de. Her ayrıntıya özenilmiş, her şey tek tek düşünülmüş. Müzik süregiden bir senfoni gibi, görüntüler olağanüstü parlak, temiz.
Bu son seyredişimde, oyuncular içinde en çok öğretmen/koca rolünde Robert Mitchum'u beğendim. Doğrusu yüzü aşina olmakla birlikte TV'de seyrettiğim filmlerinden özellikle aklımda kalan yok. İyi oyuncuymuş, ama. Buradaki karakteri çok başarılı çizmiş.
Rahip ve deli de iyiler. Aşıklar çok etkilemedi beni, bu defa. Eski seyretmelerde daha çok beğenmiştim oyunculuklarını sanki. Yanılsama mı, zamanın etkisi mi? Bilemedim.

.

4 yorum:

Apeironlu Shadow dedi ki...

Kizmak ve darilmak yok sevgili mimdasim. Mimdas aci soyler.

Iyi ki sizin bu ozetinizden coook onceleri seyretmistim filimi.Yoksa bu yazdiklarinizi okusam filimi kotu bir soap opera sanabilir ve izlemeyi redederdim... Filime yazik etmissiniz...

Ekmekcikız dedi ki...

Gölge Bey,

Sizi Brad ilan ettim, Edward'lığı kaptırdınız diye beni kışkırtmaya çalışıyorsanız, hemen söyleyeyim kışkırmayacağım. :)))

Ben ne anlattığımı iyi biliyorum efendim, size soap opera gelmiş olabilir.
Aslına bakarsanız, bu film bir Madame Bovary uyarlaması, biraz Anna Karerina da var.

Şimdi açık bir oylama rica edeceğim buraya gelen arkadaşlardan:
Lütfen, bu filmle ilgili anlatımımın sizde nasıl bir izlenim uyandırdığına dair anketimize katılınız.

a) Film epik bir destan olmalı.
b) En gözyaşartıcısından bir sabun köpüğü bu.
c) Parlak ve kalıcı bir Hollwood yapımı.
d) İmkansızlık içinde bile aşkın galibiyetini anlatan gerçekci bir eser.
e) Aşkın hayat gerçekleri karşısında madara oluşunun hikayesi.

Cevaplarınıza intizaren, efendim.
:)

Apeironlu Shadow dedi ki...

Olmamis! Sundugunuz secenkler sizin okuyucuda uyandirdiginiz izlenimlerle ilgili degil... Secenekler sanki bir filim nasil olmalinin secenekleri gibi...

Soyle olabilir di:

A)Filimi hikayelemeniz bir Turk filimi anlatir gibi.

B) Filim ancak bu kadar kotu anlatilabilir.

C) Anlamdim filim mi yoksa Saklanbac gazetesinin kuflenmis bir resimli fotoroman mi bu.

D)Yukaridakilerin Hepsi

:-)

şule dedi ki...

ekmekcikiz'i biricik sinema elestirmenim olarak ilan ettigim bilinen bir gercektir. o yuzden tarafsizligimdan suphe duyulabilir. ama anket(ler)i tarafsiz bir gozle yanitlamaya calisacagimdan supheniz olmasin.

ben sinavlarda kolay sorudan baslamayi severim. o yuzden golge bey'in anketinden baslayayim:
e)hicbiri :)

cavdar hanimin (simon izin verirse arada sana ben de boyle hitap etmek istiyorum. cok cok guzel bir isim cunku) anketine gelecek olursam:
b. sikki olmadigi kesin. c sikkina evet derim. d ve e siklari hakkinda bir fikrim yok cunku filmi izlememis bir oldugum icin ask galip mi geliyor yoksa madara mi oluyor bilemeyecegim. bana epik bir destan izlenimi de vermedi ama dogrusu.

aslinda anketler disina cikip filmin ne hissettirdigini tanimlamam gerekirse elimde cayim, koltuga kivrilip gozumu tv'den ayirmadan izleyecegim, bir sure de etkisinde kalacagim guzel bir film gibi geldi. yaniliyor muyum, bilmiyorum, cavdar hanimla bir sinema gecesi duzenlersek gorecegim gercekte ne oldugunu :)