Çarşamba, Mayıs 13, 2009

BUNLARDAN DA SÖZ ETMEMEK OLMAZ Kİ...

Araya dere tepe, taş kaya aldıktan sonra hemen dönüyoruz mutfak kültürüne; vazgeçeceğimi sanmamıştınız, herhalde.
Yan tarafta çarşı içindeki bir simit fırınının fotoğrafı var, tam gözüküyor mu bilmiyorum anlatayım. Simitçi tablalarına da yansıdığı gibi, bir kaç çeşit simit yapıyorlar; pekmezlisi, pekmezsizi, ince uzun biçimli pide hamurundan yapılmış gibi bir lezzeti olan ve kimyon-tuz karışımı bir toza batırılıp yenileni, çeşit çeşit açmaları. Sırf simitte bu kadar çeşit var, diğer mutfak konularını siz düşünün artık; kebaplar, sebze yemekleri, otlar, bulgurlu yemekler, mezeler, tatlılar, reçeller...


Bakın size kahvaltılık iki çeşit göstereyim, önce.

Bunun adı sürk, Arapça çökelek demekmiş.
Güneşte kurutulmuş çökelekle yapılıyor, zeytinyağıyla karıştırılıp yeniyor. Bakın burada zeytinyağındaki hali ve tarifi var.

Zahter - aşağıda göstereceğim- bir çeşit dağ kekiği. Fakat, bir de kahvaltılık zahter var ki, o bir toz karışım.
Yukarıda bir şekil yaptım size, kahvaltıda iştahınız açılsın diye ekmeğinizi önce zeytinyağına sonra kahvaltılık zahtere batırıp, afiyetle yiyeceksiniz. Durum budur.


Kahvaltıdan kalkıp, hemen tatlıya geçmiş gibi oldu, ama kabak tatlısına benzeyen bu kabak, beyaz kabaktan yapılan bir şekerleme; içi ballı, dışı çıtır.


Yukarıda gördükleriniz, bir çeşit ganimet.
Soldan sayalım, saat yönünde; kuru zahter (bu ot olanı işte, salatası yapılıyor veya salataya konuluyor), beyaz susam (çok lezzetli), zeytin (ne kadar koyu renkli bir yeşil zeytin değil mi, küçük ve lezzetli), kesekağıdındaki kuru kahve (çifte kavrulmuş, yağlı, mutfak üç gündür buranm buram kokuyor), humus tozu (humus yapmak için hazır malzeme, nasıl olacak bilmiyorum, denemek için aldım), kahvaltılık zahter.


Bunlar da bir çeşit ganimet!
Bu defa, yerel kozmetik çeşitleri: Defne şampuanı, defne sabunu, defne yağı. (Defne yaprağından yapılan ürünler, burada pek önemli).
Aktara girmişken lavanta yağı da aldım, ne mi yapacağım? Bilmiyorum.
Asıl komik olanı, onun yanında duran; yılan yağıymış, dayanamadım aldım. Üstünde Arapça yazılar var. Bir bilene okutmalı, ne işe yarar anlamak için.

.

16 yorum:

neslihan dedi ki...

afiyetler olsun şeker.bu çökeliklerden tatmıştım,keskin bir kokusu var ama tadını çok beğendim.dağ kekiği ise süper bi lezzet.sevgilerimle...

endiseliperi dedi ki...

bir yaz, iş için antep'e gitmiştim. deli bir sıcak vardı ya, işyeri klima ile buz gibi soğutulmuştu. zahter çayı da var dedilerdi. ben, denemeye açık bir turist gibiydim, gülümsüyordum hep bu yüzden ya, bir de sunum filan yapacaktık, insan iş satmaya gelince hep olumlayıcı filan oluyor. işte, buz gibi toplantı odasının masasında, karşıdaki pencerede cayır cayır yanan antep'e bakarken içmiş idim zahter çayını. o zamanlar müthiş sağlıkçı filan olduğumdan, bu otların filan da kölesi olmuştum. "beğendim!" demiştim antepliler'i, işverecek olanları ve benim işverenlerimi memnun edecek bir çınıltı ile. beğenmiş miydim? hiç bilmiyorum. insanın bir "hoş"u var biliyorsun, koşullarla filan çit çit örülmüş. hangi koşulda o şey o "hoş"a gider ya da gitmez, bilinmez. güvenilir de değildir bu hoş'un yargıları.

arap kökenli bu zahter. lübnanlı bir arkadaşım yazdığı mektupta ingilizce olarak bu senin kahvaltılık zahteri tanıtmaya çalışmıştı bana. öyle lezzetli, şöyle lezzetli diyerek. ben, bu mektuplarla farklı bir kültürü öğreniyorum diye sevinmiş, ciddi ciddi hımmm, demiştim.

adana'da markette gördüm sonra bu zahteri. hımmm, dedim gene. elime aldım, ambalajı kaba, arapça yazıları ile ürünü biraz güvenilmez bulup yerine koydum. benim yiyecek deneyimleme konusundaki cesaretim de buraya kadar, ne yapalım!

sen bi zahter dedin, benim zihnimde zahter kutucuğu bir açıldı, susmak bilmiyorum işte.

bir de hatırım için bir fincancık çayını yapıp iç bakalım bu kuru ot zahterin ve söyle ekmekçikız neye benziyor, allahaşkına? şunu iş stresi filan olmadan iyice öğreneyim.

elbette güveniyorum senin "hoş"unun yargılarına.

:)

sevgiler.

Ekmekcikız dedi ki...

Neslihancım,
Evet, çökelek keskin kokulu, yine evet lezzetli. Zahteri sevdim ben de.
Anladığım, sen de oraları gezmişsin.:)))

Ekmekcikız dedi ki...

Periciğim,
Lübnan'lı arkadaşın anlatmış mıydı bilemiyorum da, benim öğrendiğime göre, "zahter" ile "kahvaltılık zahter" farklı nesneler.
Ot olan zahter bir tür kekik; dağ kekiği, yaban kekiği filan diyorlar. Bu mevsim taze ve bol bulunuyor, taze soğan, maydanoz ve nar ekşisiyle lezzetli bir salata yapılıyor, her öğün yedik valla. :))
Kahvaltılık zahter ise, Antakya'ya gitmiş bir arkadaşımın armağanı olarak, bu kış bizim evde bol bol tüketildi; zeytinyağına banılıp toz zahtere bulanmış ekmekler şeklinde...
Kahvaltılık zahterin içinde, toz haline getirilmiş zahter otu, kimyon, karpuz çekirdeği, susam varmış. Bir tür baharat karışımı, kısacası.
Zahter çayını da, işte o daha önce Antkya seferi yapmış arkadaşımda içmiştim; daha keskin kokulu kekik lezzeti vardı. Ben kekik severim, bu zahter hali de hoşuma gitti doğrusu.
"Hoş"a gitmekle ilgili açıklamalarım tatmin edici oldu mu, acaba?
:)))

Adsız dedi ki...

Ekmek her zaman Türk insanının vaz geçemediği bir nimettir. Ben de ekmekle ilgili her gördüğüm siteyi gezerim ve sizin sitenizi de beğeniyle okurum.Bu günkü yazınızı da okudum. Ben 20 yıldır güneyde yaşayan ama güneyli olmayan zahteri tatmış biri olarak fikrimi söylemek isterim. Güneyde,arap yeme kültüründe yeri olan bahsettiğiniz keskin kokulu baharatlı yiyecekler sevilerek yeniyor. Birkaç yıl önce Suriye'ye gittiğimde bende zahter aldım ama sonra yiyemedim. Endiselperi'nin dediği gibi kimine göre hoş, ama ne derece sağlıklı bir karışım bilemiyorum! Yılan yağının da; saç dökülmesine iyi geldiğini biliyorum.Bir arkadaşım kullandı ve iyi sonuç aldı.Paylaşmak istedim. Sevgiler. Gülsüm

Ekmekcikız dedi ki...

Sevgili Gülsüm,
Ziyaretinize çok sevindim, iltifatlarınıza da...
:))
Oradaki yemek kültürünün en önemli parçası sofradan hiç eksik edilmeyen otlar olsa gerek, baharat da bu alışkanlığın bir devamı, bence.
Baharat ve otlar, sindirimi kolaylaştırıp, rahatlık sağlıyor, sanırım, faydalı bir alışkanlık bu nedenle.
:)

endiseliperi dedi ki...

kahvaltılık olanı idi anlattığı. yani önce şu yağa batırılıp sonra zahtere batırılan.

hımm... evet, hoş olmuş:)

şule dedi ki...

arapca adini bilmiyordum ama ben cok severim bu baharatli cokelegi. bizim burdaki peynircide de satiliyor haberin olsun :) biz egede kesik deriz. zeytinyagli, taze soganli, domatesli haline bayilirim. himmm, dolapta olacakti, gidip yapayim bari...ne bereketli blog yahu :)

Ekmekcikız dedi ki...

Perikızı,
Senin içtiğin çay, içilebilir bir şeydi, bence, yani, acayip bir tat olsa, sırf müşteri tavlamak için katlanılmaz herhalde, di mi?
:))

Ekmekcikız dedi ki...

Şuleciğim,
Arapça isim dışında bir önemli fark daha var sanırım, bu sürk kurutulmuş çökelekten yapılıyormuş.
Sizinkinde kurutulma işlemi var mı?
:))
Bereketi bol olsun, soframızın, sofranızın.
:)

elektra dedi ki...

aman yahu, ikidir gecenin körü geliyorum, tam yatacağım karnımı acıktırıyorsun. bu ne şimdi?:P
gider en kötü ihtimal ekmeği kekik ve tuza bular yerim şimdi ben de...

yalnız o yılan yağı falan, aman derim ben. hani merak kedi korelasyonu????

metin dedi ki...

Gezginç Hanım,

Yav allahaşkına siz bu zahteri Kadıköy çarşısında hiç içmediniz mi? Hani şu benim pek sevdiğimi söylediğim yerde?

Ekmekcikız dedi ki...

Elektracım,
Yahu ben zaten "merak"ı mootosuna vurmuş bir adem kızıyım, ona rağmen bugüne dek canlı gelmeyi başardım. Şimdiden sonrasını da idare ederim, sanırım.
:O)
Gece acıktırmaları için özür dilerim, okuyacağın saati ben seçemiyorum, sen en iyisi beni akşam yemek üstüne kahve eşliğinde oku, olma mı?
:)))

Ekmekcikız dedi ki...

Nıccıhk! Metin beycim, içmedimdi.
Arkadaşımın Antakya'dan getirdiğini içince, içmiş oldumdu.
Şu sizin sevdiğiniz yeri, ben de seviyom, emme, sizin kadar sık gidemeyyom uraya.
:))

şule dedi ki...

yok bizimkinde kurutulma yok. baharat da yok hatta. ama yine de guzel :)
her iki versiyonu da bizim peynircide var ama :) hihohayt :)

Ekmekcikız dedi ki...

Hııı, o vakit sizin peynirci, en yakın zamanda benim peynirci de olacaktır, mecburen.
Di mi?
:))